robotic.legal
Selin Çetin

Metal Yakalılar

0 387

 

Metal Yakalılar

 

Teknolojik inovasyon hayatımızı hızlı bir şekilde değiştirmeye başladı. Robotik teknolojide yaşanan hızlı büyüme yakın bir gelecekte sosyal hayatımızda da hissedilecek gibi görünüyor. Robotlar şu an için endüstriyel alanda yoğun bir şekilde kullanılmakla birlikte hizmet sektörü de robotlarla desteklenmeye başlandı. Robotlar, okullardan hastanelere kadar birçok alanda kullanılıyor.  Özellikle sağlık sektöründe hastalıkların teşhisinden, hastalara ait verilerin analizine kadar pek çok noktada doktorların, hemşirelerin ve teknisyenlerin asistanlığını yapmaya başlamış durumda.

Yapay zekâ odaklı iş süreçlerinin geliştirilmesi gelir ve büyüme üzerinde de etkili olmaya başlıyor ve gelecek yıllarda bu büyümenin devam etmesi bekleniyor. Buna paralele olarak, yeni mesleklerin de gelişmesi sektöre farklı açılımlar kazandıracak gibi gözüküyor. 

Bu teknolojik değişim dalgası meslek profillerini değiştirdiğinden, bu durum, bazı işçilerin mevcut endüstri içinde ya da başka bir sektöre geçişte yetkin olmalarını ya da yeniden eğitilmelerini gerekli kılacak. Mevcut çalışanların teknolojik gelişim karşısında yetenekli bireyler olmalarını sürekli kılmak için teknoloji tabanlı öğrenme programları gereklidir. Buradaki önemli soru ise bu programları kimin finanse edeceğidir. Hükümetler, yatırımları teşvik etmek ve eğitim kurumlarına doğrudan finansman sağlamak için önemli bir rol oynayacaktır. (Robotics, Robots and the Workplace of the Future, 2018)

Robotlar ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi

Tarihsel sürece bakıldığında, tarımın makineleşmesi milyonlarca insanı işinden etti, işsiz kalan ırgat yığınlarını fabrikalarda iş aramak üzere şehre göçe zorladı. Ardından otomasyon ve küreselleşme, işçileri üretim sektöründen hizmet sektörüne kaydırdı. Bu geçiş dönemlerinde kısa vadeli işsizlik yükseldiyse de bu dönemler asla kalıcı olmadı. Yeni iş alanları doğdu. Eski işlerini kaybedenlerin önlerinde yeni kapılar açıldı. Dahası, bu yeni işler genelde eskilerinden daha makbuldü. Daha yüksek beceri gerektiriyor ancak daha iyi para getiriyordu. Üretimde kullanılan makineler geliştikçe, bu makineleri kullanan işçilerin üretkenlikleri de arttı. Böylece işçiler daha değerli hale geldiler ve yüksek ücretler talep edebildiler. Bu savaş sonrası dönemde, üretkenlikteki yükseliş ortalama işçinin ücretine yansıdı; gelişen teknoloji işçinin cebine para koydu. Bu işçiler de artan gelirleriyle daha fazla tüketim yaptılar. (Ford, 2018)

Üretkenlik artışı 1950’lerde işçinin cebine gidiyordu, ama artık neredeyse tamamen işverenlerin ve yatırımcıların cebine gidiyor. Milli gelirin emeğe giden payı sermayeye giden paya oranla hızla düştü ve serbest düşüşe devam ediyor. Bu durum karşısında, teknolojiyle ilgili en temel varsayımlarımızdan biri olan “Makine, işçinin üretkenliğini artıran bir araçtır.” varsayımını da sorgulamamız gerekecek. Çünkü günümüzde artık makineler bizzat işçi haline geliyor. (Ford, 2018)

OECD’nin 2016 göstergeleri özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin otomasyon karşısında daha büyük yıkımlarla karşılaşacağını gösteriyor. Otomasyon sonucu, tüm ekonomi daha az emek yoğun ve daha çok sermaye yoğun haline gelebilir. Örneğin, Google ve Facebook gibi yeni doğan şirketler devasa pazar değerlerine sahip olmalarına rağmen, çalıştırdıkları insan sayıları, bu şirketlerin boyutlarına ve etkilerine oranla çok küçük kalıyor. (Ford, 2018)

Robotların Vergilendirilmesi

Robotların vergilendirilmesi konusu uzun süre göz ardı edildi. Ancak Şubat 2017’de Avrupa Parlamentosu’na sunulan, işten çıkarılan işçilerin fonlarını finanse etmek için “robot vergisi” önerisi ile robotların vergilendirilmesi fikri yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.

Robotların Vergi Mükellefi Olması

Robotların vergilendirilmesine konusunu iki açıdan incelemek gerekir: Robotun vergi ödemesi ve robot üzerinden vergi alınması.

Türk Vergi Usul Kanunu’na baktığımızda, madde 8 vergi mükellefini tanımlamaktadır. Buna göre, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden “gerçek veya tüzel kişi”dir. Bu noktada, öncelikle robotun insan gibi gerçek kişi kabul edilebilmesine yönelik etik ve hukuksal tartışmalar gündeme gelecektir. Bakıldığında günümüzde var olan hukuk sistemlerinin öznesi insandır. İnsanlar, kişiliğin analizi için başlangıç noktasıdır. Kişiliğin farklı tanımları olmakla beraber genel olarak hak ve borçlara tabi olmayı içerir. Bu anlamıyla kişilik, hak ehliyeti ile eş anlamlıdır. (Öğüz & Dural, Türk Özel Hukuku, Kişiler Hukuku, 2013).Günümüzde ülkeler arası farklılık olmakla beraber, hak ehliyetine yani kişiliğe sahip olma açısından eşitlik ve genellik prensiplerini kabul edilmiş durumda. Yani her insanın hak ehliyeti vardır ve bütün insanlar haklara ve borçlara ehil olmada eşittir.

Bununla birlikte, kanun gerçek kişi yanında tüzel kişiliğe de yer vermiş durumda. Türk Medeni Kanunu madde 47 vd. göre, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belirli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.

Bu açıklamalar ışığında, başta yaratılış olmakla birlikte günümüzde insana özgü pek çok nitelikten aciz olan robotların gerçek kişi olarak kabul görmesi düşünülemez. Keza, tüzel kişilik bakımından da gerekli organizasyon ilişkisi robotlar için mümkün olamayacağından, robotlara mevcut düzenlemeler çerçevesinde kişilik tanınması ve insan işçinin yerine geçerek üretim yapan robotun verdiği “emek” karşısında ücret alabilmesi de günümüzde mümkün değildir. Kanunun lafzından da anlaşılmaktadır ki robot gibi mekanik varlıkların vergi mükellefi olması söz konusu olmayacaktır. Mevcut durum karşısında robotları “eşya” statüsünde tutmaya devam edeceğiz. Ancak ilerleyen yıllarda gerçek kişi ve tüzel kişi ayrımının yanında robotlara yönelik kişilik tanımlamaları da yapılabilir.

Robotların Vergilendirilmesi Sorunu

Türk Vergi Hukuku sistemi köken olarak Batı Avrupa ve özellikle Federal Almanya yasaları örnek alınarak oluşturulmuştur. 1921 yılında hazırlanan ilk anayasamızda vergilendirme ile ilgili bir hükme yer verilmemişti. 1924 Anayasası ise vergiyi devletin genel harcamalarına halkın katılması olarak tanımlıyor ve vergilerin ancak yasa ile tarh ve tahsil edilebileceğini belirtiyordu. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli vergi reformu ise 1949 ila 1950 yılları arasında Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunlarının kabul edilmesi ile gerçekleşmiştir. 1961 Anayasası ise yasaların Anayasaya uygunluklarının Anayasa Mahkemesi tarafından yargısal denetime tabi tutulmasını kabul etmişti. 1980’den sonra hemen hemen bütün vergi yasalarında önemli değişiklikler yapılmıştır. 1980 sonrasında çıkarılan vergi yasalarında, yürütme organına geniş kapsamlı yetki devredilmesi bu dönemin en belirgin özelliği olarak gözükmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığından, günümüzde yaşanan teknolojik gelişmelere adapte olması ve hukuksal düzenlemelerini de buna göre tekrar şekillendirmesi gerekecektir.

Türk Vergi Sistemi özel hukuk anlamında şu üçlü ayrım çerçevesinde incelenebilir:

* Gelir üzerinden alınan vergiler,

* Servetten alınan vergiler,

  • Harcamalardan alınan vergiler.

1.Gelir Üzerinden Alınan Vergiler ve Robotlar

Çağdaş vergi sistemlerinin büyük bir kısmını gelirden alınan vergiler oluşturmaktadır. Türk Vergi Sistemi de “gelir vergisi” ve “kurumlar vergisi” olmak üzere geliri vergilendiren iki ayrı vergi türüne yer vermiştir. 

1.1. Gelir Vergisi Bakımından Robotlar 

Gelir vergisinin konusu, gerçek kişilerin elde ettiği gelirdir. Dolayısıyla gelir elde eden kişi vergi yükümlüsü statüsündedir ve düzenlemeye göre gelir vergisinin yükümlüsü gerçek kişilerdir. Gelir vergisinin yükümlüsü olarak gerçek kişi kavramı, bütünüyle medeni hukuk kurallarına göre saptanacaktır. Buna göre, gerçek kişilerde kişiliğin başlaması, sona ermesi, gerçek kişilerin hak ve fiil ehliyeti gibi konular Medeni Kanun hükümleri esas tutulmak suretiyle çözümlenecektir. Gerçek kişi kavramının medeni hukuk çerçevesinde çözümlenmesine karşın, vergi ehliyeti konusunda vergi hukuku düzenlemeleri esas tutulacaktır. Bunun sonucunda, gelir elde eden gerçek kişiler, medeni hukuk anlamında ehil olmasalar dahi, vergi borcunun yüklenmesi bakımından ehliyeti haiz kabul edilebilirler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların gerçek kişi statüsüne sahip olabilmesi ile ilgili daha önce yukarıda yapılan açıklamalar da göz önünde bulundurulduğunda, şirkette çalıştırılan robot işçilerin “emek”leri karşılığı ücrete hak kazanmaları söz konusu olamayacaktır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesine göre, “ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.” Bu bağlamda, henüz medeni hukuk anlamında gerçek kişi statüsünde değerlendiremeyeceğimiz robotların, gerçek kişi gibi gelir elde etmesinden de bahsedemeyiz. Dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu kapsamında bir vergi mükellefiyetinden söz edemeyiz.

Bununla birlikte, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri tarafından kiraya verilmelerinden elde edilen geliri gayrimenkul sermaye iradı olarak tanımlamaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu tanım kapsamına giren “gayrimenkullerden ayrı kiraya verilen mütemmim cüzler ve teferruat ile tesisat, demirbaş eşya ve döşemeler” üzerinden gelir vergisi alınması da söz konusudur. Dolayısıyla bir fabrikada demirbaş olarak bulundurulan robotların kiraya verilmesinden elde edilecek gelirin vergilendirilmesi gerekecektir.

Gelir Vergisi Kanunu’nda 80’inci madde, gelir çeşidi olarak “diğer kazanç ve iratlar”ı düzenlemiştir. Bu madde kapsamında kazançlar “değer artışı kazançları” ve “arızi (geçici) kazançlar” olarak ikiye ayrılmıştır.

Değer artış kazançlar kısaca, kişilerin bir kısım sermaye varlığı unsurlarını bir süre ellerinde bulundurduktan sonra paraya çevirerek elden çıkarmaları sonucunda elde ettikleri gelirdir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu bakımdan örneğin, sanayi, ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir deneyime ait bilgilerle gizli formül ya da imalat üzerindeki kullanma hakkı gibi hakların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar değer artış kazancı olarak vergilendirilir. Dolayısıyla robotlar ve yapay zekâ üzerinden elde edilen hakların vergilendirilmesi düşünülebilir. Ayrıca yapay zekâ ve robotik ürünlerin telif haklarının mucitleri ve bunların yasal mirasçıları dışında kalan kimseler tarafından elden çıkarılmasından doğan kazançların da vergilendirilmesi söz konusu olabilir.

Bir şirket robotik teknoloji ile yürüttüğü faaliyetlerini durdurduktan sonra ardakalan mal varlığı unsurlarının tamamen ya da kısmen elden çıkarması sonucunda elde edilen kazanç da değer artışı kazancı olarak vergilendirilebilir.

1.2. Kurumlar Vergisi Bakımından Robotlar

Kurumlar vergisi, gerçek kişiler, bireysel işletmeler ve şahıs şirketleri dışında bir kısım tüzel kişilerle tüzel kişiliği bulunmayan bir kısım oluşumların gelirini vergilendirmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Buradaki yaklaşım sermaye gelirlerinin emek gelirlerine göre daha ağır vergilendirilmek istenmesidir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi bakımından kurumlar vergisinin konusunu kurum kazançları oluşturmaktadır. Ayrıca aynı maddeye göre, kurumlar vergisinin yükümlüleri sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarıdır. 

Robotlara kişilik tanınmasına yönelik ortaya konulan önerilerden biri de Avrupa Birliği nezdinde çalışmalar yürüten EuRobotics çalışma grubunundur. Önerdikleri elektronik kişilik modeli de tüzel kişilikten yola çıkıyor ve tüzel kişilik modelinin robotlar için de uygulanabileceğini savunuyorlar. Her robotun bir resmi sicile kaydedilmesi ve kayıt anında bu pakete, yani kişiliğe hak kazanması şeklinde ticari sicil sistemine benzer bir yapı tasarlıyor ve tazminat sorumluluğu oluşması halinde bu fonlara başvurulması önerisinde bulunuyorlar. (Leroux & Labruto, 2012)

Her ne kadar tüzel kişi modelinden yola çıkılsa da bunların vergilendirilebilmesi için gelir vergisinde olduğu gibi bir gelirin- kurum kazancının- elde edilmiş olması gerekir. Söz konusu öneride otonom robotların resmi sicile kaydedildikten sonra faaliyet alanına göre özgülenecek malvarlığının oluşturulmasından bahsedilmektedir. Ancak, kurumlar vergisinde matrahın hesaplanmasına bakıldığında, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç ile ilgili hükümlerine gönderme yapıldığı görülmektedir. Bu bakımdan, robotlar için tüzel kişilik gibi bir statünün belirlenmesinin yanında kurumlar vergisinin uygulanabilmesi için bu kazanç elde etme unsurunun ve bu kapsamda yürütülecek faaliyetin sürekliliğinin de bulunması gerekecektir.

2.Servetten Alınan Vergiler ve Robotlar

Türk Vergi Hukuku’nda gelir ve harcamalardan alınan vergilerin yanı sıra, servetten alınan vergilere de yer verilmektedir. Bu kategoride emlak vergisi, veraset ve intikal vergisi, motorlu taşıtlar vergisi bulunmaktadır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci fıkrasında, vergi yükümlülüğünün kayıt ve tescil ile başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Motorlu taşıtlar vergisinin konusunu motorlu kara ve hava taşıtları oluşturmaktadır. Vergi yükümlüsü ise ilgili sicile adlarına motorlu araç kayıt ve tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilerden oluşmaktadır.

Robotlar bakımından yapılacak değerlendirmede, doğrudan motorlu taşıtlar vergisine tabi tutulmaları düşünülemez. Ancak, robotlar için öngörülen kişilik modellerinden de yola çıkarak, oluşturulacak bir sicil sistemi ile robotların tescil edilmesi yoluna gidilebilir. Bu sayede sicile kayıt ve tescil edilenlerin vergi kapsamına alınması, kayıt anında robotun mülkiyeti üstünde görünen kişinin de vergi yükümlüsü olması söz konusu olabilir. Sicilde mülkiyetin değişmesi ile yükümlülük de doğal olarak değişecektir.

3.Harcamalardan Alınan Vergiler ve Robotlar 

Harcamalar üzerinden alınan vergiler üretilen, satılan yahut tüketilen mal ve hizmetler üzerine konulan vergilerdir. Geliri veya serveti elde edildiklerinde değil, harcandıkları zaman, mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlenmiş olarak vergilendirilirler. Miktarları tüketim harcamalarına göre değişir; vergilenmiş malları daha çok kullananlar, diğerlerine oranlar daha fazla vergi öderler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Katma değer vergisi, harcamalar üzerinden alınan vergilerin en modern türüdür. Burada üretim ve dağıtım sürecinin her aşamasında ürüne eklenen değer üzerinden vergi alınmaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Katma değer vergisinin konusu Türkiye’de ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyetler çerçevesinde yapılan mal teslimleri, hizmet ifaları ile her türlü mal ve hizmet ithalatıdır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların hizmet sektöründe kullanılmaya başlanması ile birlikte Katma Değer Vergisi’nin robotik teknolojilere uygulanması tartışılabilir. Alışveriş merkezlerinde, havaalanlarında, bankalarda hizmet vermeye başlayan pek çok robotik teknoloji mevcut. Sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotik teknolojinin kullanılması araştırma ve teşhislerde sıklıkla karşılan bir durum haline gelmeye başladı. Bu bakımdan sunulan hizmet çerçevesinde robotik teknolojiler üzerinden KDV alınması da mümkün olabilir.Bunun için işlemler Türkiye’de yapılmış olmalı ve işlemler ticari, sınai, zırai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılmış teslim ve hizmetler olmalıdır.

Mal teslimi ve hizmet ifanın gerçekleşmesi halinde vergi doğmuş sayılır. Vergi yükümlüsü olan kişi, vergiyi mal ve hizmetlerin fiyatına ekleyerek tüketiciye geçirmektedir. Dolayısıyla robotik teknoloji hizmeti üreten ve bundan faydalanan kişiler bakımından Katma Değer Vergisi’nin uygulanması mümkündür.

Sonuç

Robotlar ve yapay zeka artık hayatımızın değişmeyecek birer parçası haline geldi. Bu teknolojilerin iş süreçlerini değiştirmesi ve meslekleri dönüştürmesi istihdamda da büyük değişimler ve yıkımlar yaratmaya başladı. İşlerini robotlara kaptıran insan işçilerin sürece dahil olabilmesi için hükümetlerin hukuksal düzenlemelerini bu gelişmelere uyarlaması gerekmektedir. Ayrıca şirketlerin otomasyona adapte olması hükümetlerin vergi gelirlerinde de azalmalara sebep olmaktadır. Bu bakımdan, kişilerin bu teknoloji karşısında eğitilmeleri ve yeni yetenekler kazanmalarını sağlamak ve hükümetlerin vergi gelirlerini dengelemek adına öncelikli olarak vergi yasalarında düzenlemelere gidilmesi gerekecektir. 

 

Selin Çetin

Bunları da beğenebilirsin
Haber Bülenimize Abone Olun
Eklenmiş yazılardan ilk siz haberdar olmak istiyorsanız bültenimize abone olun.
İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.
error: Content is protected !!