Büyük Veri Çağında Seçmen Mahremiyeti

 

Büyük Veri Çağında Seçmen Mahremiyeti

 

Ira Rubinstein

New York Üniversitesi – Bilişim Hukuku Enstitüsü

 

26 Nisan 2014

 

 

 

 

Özet

 

“Önceki pek çok seçim döneminde, büyük siyasi partiler için başkanlık kampanyaları ve diğer önemli seçimler, veriye odaklı hale gelmişti.  Başkanlık kampanya organizasyonları ve iki ana parti (ve onların veri danışmanları), her bir Amerikan seçmenine özgü olağanüstü ayrıntılı siyasi kayıtlar hazırlamakta ve bunların devamlılığını sağlamaktadır. Bu veritabanları, her biri yüzbinlerce veri noktasına sahip yüz milyonlarca bireysel kayıt içerir.Çünkü bu veriler bilgisayar ortamına uyarlanmıştır; adaylar, ucuz ve neredeyse sınırsız depolama, çok hızlı işleme ve ilginç seçmen kalıplarının veri madenciliğine girme kolaylığından yararlanır. 

Veri odaklı siyasi kampanyaların ayırt edici özelliği, siyasi aktörlerin, mikro hedefleme ile seçmenleri kaydetmesi, harekete geçirmesi, ikna etmesi ve seçim gününde ya da öncesinde oylamada daha iyi sonuçlar elde etmeyi hedeflemesidir. Seçmen mikro hedeflemesi, seçmenlerin, çevrimdışı ve çevrimiçi davranışlarının gözlemlenebilir örüntüleri ile adayı destekleme ve kendisi için oy kullanma olasılıkları arasındaki istatistiksel korelasyonlara dayanan, son derece kişiselleştirilmiş bir şekilde hedeflenmesidir. Başka bir deyişle, modern siyasi kampanyalar, yararlı ve beklenmedik durumların içyüzünün araştırılmasında büyük veri kümelerinin analizine ve genellikle “büyük veri” ifadesiyle özetlenen bir faaliyete dayanır. Büyük verilerin ABD seçimlerindeki önemine rağmen, veriye dayalı kampanyaların mahremiyetle ilgili etkileri, düzenlenmesi şöyle dursun, ayrıntılarıyla araştırılmamıştır bile. Aslında, siyasi kayıtlar çağdaş Amerikan yaşamında kişisel verilerin düzenlenmemiş en büyük kısmı olabilir.

Bu makale, bu dikkatsizliğe çözüm bulmayı amaçlamaktadır. Makale üç bölümden oluşmaktadır. Bölüm I, seçmen verilerinin ana kaynaklarının ilk kapsamlı analizini ve bu veriler için yasal koruma boşluğu bulunduğunu ve bağlantılı veri işleme faaliyetlerini önermektedir. Bölüm II, bireylerin hem tüketici hem de İnternet tabanlı faaliyetlerindeki mahremiyet çıkarlarını ve onların siyasi sürece katılımını; ayrıca bu analizlerin, bilgi gizliliği ve siyasi mahremiyetin geniş bir başlığı altında düzenlenmesini incelemektedir. Yani, birbiriyle ilişkili iki soru sorulmaktadır: ilki, durmak bilmeyen profilleme ve mikro hedeflemenin Amerikalı seçmenlerin mahremiyet alanını işgal edip etmediği (ve eğer öyleyse ne gibi zararlara neden olduğu) ve ikincisi, bu faaliyetlerin seçim sisteminin doğruluğunu ne ölçüde zayıflattığı.Ayrıca, siyasi aktörlerin, mahremiyetle ilgili endişeleri en aza indirmesinin üç sebebini de inceler: şeffaf veri uygulamalarının temel hususlarıyla çatışan mahremiyet konusundaki eğilim; en yüksek ticari gizlilik standartlarını takip ettiğini iddia ederken, tüm seçmen verileri gönüllü olarak temin edilmiş ya da güvenli bir şekilde tanımlanmış gibi ele alarak problemi rasyonel hale getirme eğilimi; ve kullanımlarının demokratik sürece hiçbir etkisi yokmuş gibi ticari takip ve izleme tekniklerinin hatalı bir şekilde benimsenmesi. 

Bölüm III, siyasi aktörlerin kampanya veri uygulamaları konusunda daha şeffaf olması gerektiğini vurgulayıp, zorunlu bir açıklama ve feragat rejimiden oluşan Bölüm II’de tanımlanmış zararları ele almak için ticari veri simsarlarının yeni federal gizlilik kısıtlamaları ve bireylerin, ticari firmaların çevrimiçi aktivitelerini takip edip etmeyeceklerini ve ne ölçüde hedefleme yapabileceklerini kararlaştırabilecekleri (seçmen olarak da) tamamlayıcı bir “Beni Takip Etme” mekanizmasını makul bir teklif olarak sunmaktadır. Makale, bu makul teklifin bile Temel Anayasa tarafından garanti altına alınan siyasi söylem hakları ile çelişki içine girip girmediğini sorgulamaktadır. İki argüman ortaya koymaktadır. Birincisi, Yüksek Mahkeme, diğer düzenleme biçimleri konusunda şeffaflığı benimseyen önde gelen kampanya finansmanı davalarında geliştirilen ve yeniden onaylanan doktrinler temelinde zorunlu mahremiyet açıklamalarını ve feragatnameleri desteklemeyi sürdürecektir. İkinci olarak, Mahkeme, siyasi aktörlere dayatılabilecek ağır yüke ve dikkat çeken son  Sorrell v. IMS Health kararına rağmen, Temel Anayasa doktrinleri kapsamında uzun zamandır devam eden ticari gizlilik düzenlemelerini anayasal olarak görmeye devam edecektir.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2447956

2012 yılında Japonca eğitimim sonrasında hukuk fakültesine başladı. Jürging-Örkün-Putzar Rechtsanwalte (Almanya), Güler Hukuk Bürosu ve Ünsal & Gündüz Attorneys at Law' da staj yaptı. Japon dili sertifikası aldı. Ayrıca arabuluculuk- tahkim ve ceza hukuku gibi alanlarda sertifika programlarına katıldı.Bunların akabinde Bilişim ve Teknoloji Hukuku alanında yüksek lisans yapmaya başladı. Köksal & Partners hukuk bürosunda avukat olarak çalışmakta. Büyük bir merakla, robotlar, yapay zeka ve onların hukuksal durumları ve problemler ile ilgili çalışmalar yürütmekte. She studied law following herJapanese education on 2012. She fulfilled her internships in Jurging-Orkun-Putzar Rechtsanwalte(Germany), Guler Law Office and Unsal&Gunduz Attorney at Law . Also she has certificate of Japanese language and she has mediation and arbitration certificates and criminal law certificates from law workshops. Afterwards, she started the master program on information and technology law, at Istanbul Bilgi University. She works as a lawyer at Koksal & Partners law office. Her goal and ambition is the working in the field of Robotics, AI and their legal statutes and problems and exploring the relevant necessities where no women has ever gone before... Yazarın diğer yazıları için ayrıca bakınız: For further works of the author: https://bilgi.academia.edu/Selin%C3%87etin https://siberbulten.com/author/selin-cetin/

Bir cevap yazın

*