Blokzincir 1.0 ve 2.0

Blokzincir 1.0 ve 2.0

 

Dijital şifreleme teknolojilerinin uzun yıllardır süren gelişimi 2009 yılında bizlere bir hediye armağan etti. Bir birey veya kurumun salt kendi tasarrufuyla değiştiremeyeceği verilerin kaydedilebileceği bir işlem ağı hayatımıza girdi. Bitcoin isimli kripto paranın kullanımıyla Blokzincir 1.0 yaygınlaştı.

            Blokzincir teknolojisine entegre edilen, yazılımlara karar alma yeteneği kazandıran geliştirmeler sayesinde Blokzincir 2.0 ortaya çıkmış oldu.  Blokların şartlı (conditionally) işlemler yapabilmesiyle “akıllı sözleşmeler” kavramıyla tanıştık. Akıllı sözleşmeler sayesinde dijital ağ bünyesinde taraf iradeleri uyuşabiliyor, karşılıklı edimler yerine getirilebiliyor ve en önemlisi de gerçekleştirilen tüm bu işlemler blokzincire bir daha değiştirilemeyecek şekilde kaydediliyor[1].

            Blokzincir 3.0 ve 4.0 gibi hedef teknolojiler de geliştiricilerin takvimlerinde mevcut. Ancak yazımızın sınırları ve bu teknolojilerin henüz evrimleşmeye başlaması sebebiyle bu kısma değinmeyeceğiz.

 

Akıllı Sözleşmeler Ne Vadediyor?

            Blockzincir 2.0 teknolojisinin ürünü olan akıllı sözleşmeler, sözleşmeden doğan borçların bir aracı kişiye ihtiyaç duyulmaksızın ifasını sağlar. Bir nevi “otomatik” sözleşmelerdir. Nitekim akıllı sözleşme denildiğinde akla gelen ilk örnek kahve, bisküvi vb. ürünleri temin ettiğimiz otomatlardır[2]. Bir madeni parayı otomata attığınızda otomat kendiliğinden seçtiğiniz ürünü size verir. Bu yöntem günümüzde abonman sözleşmelerinde hatta araç kiralama hizmetlerinde kullanılmaktadır. Akıllı sözleşmeyle gerçekleştirdiğiniz faaliyetler blokzincirin değiştirilemez ağına işlendiğinde noter tesciline ihtiyaç duymayabilirsiniz.

Akıllı sözleşmelerin kullanımı belki başka alanlarda da yaygınlaşacaktır. Ancak bu genişlemenin önünde büyük engeller olduğu kanaatindeyiz.

 

Blokzincir ve Akıllı Sözleşmeler Mevcut Hukuk Düzenimizle Nasıl Çatışıyor? 

            Mevcut akıllı sözleşme protokollerinin, ağlarının (Ethereum vb.) sunduğu imkanlar dahilinde bir akıllı sözleşme akdederseniz, sözleşme hükümleri ağa yazıldığı haliyle ifa edilecektir ve blokzincirin en önemli özelliklerinden olan “değiştirilemezlik” ilkesi gereğince geri alınamayacaktır[3]. Öyleyse mevcut durumda Borçlar Hukukumuzun irade sakatlıkları, sözleşmenin tadili gibi sözleşmede değişiklik yapılmasını gerektiren hukuki kurumlarını kullanmak mümkün olmayacaktır. Bu uyumsuzluğun giderilebilmesi için ya endüstrileşme çağının temelleri üzerine inşa edilmiş olan ve Endüstri 4.0’a tam olarak adapte olamayan Borçlar Hukuku’nun devrim niteliğinde bir değişikliğe uğraması gerekmektedir ya da bilgisayar bilimi teknikleriyle akıllı sözleşmelerin bir şekilde mevcut Borçlar Hukuku ile uyumla hale getirilmesi gerekmektedir[4].

            Devlet veya bir tüzel kişilik tarafından oluşturulan ve kamuya açık olmayan blokzincirler açısından kişisel verilerin korunması hukuku açısından mevcut hükümler kanımızca uygulanabilir durumdadır. Ancak kamuya açık olan, dışardan ağa katılımın serbest olduğu blokzincirlerde durum değişmektedir.

            Öncelikle blokzincirlerin merkeziyetsiz ağlar olması dolayısıyla (Aslında çok fazla merkez olması söz konusudur) kişisel verilerin ihlali durumunda kimin sorumlu tutulacağı hususu muğlaktır. “Kişisel Veri”nin ne olduğu sorusu bile bloklarda kayıtlı veriler söz konusu olduğunda net olarak cevaplanamamaktadır. Blokzincir ağına işlenmesi sebebiyle “Kişisel Veri”lerin ihlal edilmesi gündeme gelse bile mevcut blokzincir ağlarında “Unutulma Hakkı”nın kullanımı söz konusu olamayacaktır. Zira ağa işlenen veriler blokzincirin yapısı gereği geri alınmamaktadır. Akıllı sözleşmelerin hükümlerinde değişiklik yapılmasına engel olan “Değiştirilemezlik” özelliğinin burada da mevcut hukuk düzenlemelerimizle çatıştığı kanaatindeyiz.

            Blokzincir ve akıllı sözleşmeler çarkının dönmesini sağlayan, bir nevi blokzincir ağlarının yakıtı mahiyetinde olan, kripto paraların yasa koyucu ve idareler nezdinde nasıl nitelendirileceği başka bir ciddi tartışma konusudur. Özellikle hangi hukuki rejime tabi olacağı ve nasıl vergilendirileceği hususları dünyada ve Türkiye’de tartışılmaktadır. Örneğin ABD’nin önde gelen finansal kurumlarından SEC zaman zaman bazı kripto paraların “emtia”,  kalanlarının ise “para birimi” olduğuna dair görüşlerini bildirse de kurumsal olarak kripto para olgusuna bakışı halen belirsizdir[5]. Avrupa Adalet Divanı ise geçmişte kripto paraları “para birimi” olarak tanımlamaya eğilimli kararlar vermiştir[6]. Türkiye’de kripto paraların nasıl tanımlanacağı 6493 sayılı Ödeme Ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri Ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikler ile yetkili kılınan T.C. Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği’nin düzenlemeleriyle yoruma kavuşacaktır[7].

            Yukarıda belirtilen gerekçelerden ötürü kanımızca blokzincir ve akıllı sözleşmelerin hukuki olarak sağladığı maliyet ve zaman avantajının yanında birtakım teknik dezavantajları bulunmaktadır. Sermaye piyasası hukuku açısından tokenların halka arz problemi, Ripple vs. SEC Davası, ICO, IEO kavramları, ülkemizdeki kripto para borsalarının tabi olduğu MASAK, BDDK ve vergi denetimlerinin yeterliliği ve şeffaflık açısından gizlilik paralarının (Privacy Coins) kara para aklama suçu kapsamındaki kritiği, blokzincir ve akıllı sözleşmelerin noterlik hukukuna olası yansımaları gibi tartışılması gereken başka hukuki boyutlar da mevcuttur. Bunlar da bir sonraki yazımızın konusu olsun.

[1] Herian, s.454.

[2] Szabo ‘Smart Contracts Building Blocks for Digital Markets’ yazısının ‘Contracts Embedded in The World’ bölümünde yer vermiştir.

[3] Çekin, s.13.

[4] Çekin, s.15. Çekin, burada bir çözüm önerisi getirmektedir.?

[5] https://cointelegraph.com/news/sec-if-bitcoin-was-a-security-it-would-raise-substantialissues

[6] https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2015-10/cp150128en.pdf

[7] https://www.dunya.com/finans/haberler/turkiye-odeme-ve-elektronik-para-kuruluslari-birligi-kuruluyor-haberi-455395

Robotlar Aramızda

 

Robotlar Aramızda

 

 

Otomasyon dünyasında son yıllarda bilindiği üzere Robotic Process Automation (RPA) rüzgârı esiyor. Robot teknolojisi yapay zekâ (Artificial intelligence) ile tamamen farklı bir boyuta geçmeye hazırlanıyor. 2045’e kadar zekâ seviyesi insana yaklaşması beklenen robotların başta ofis olmak üzere iş hayatının hemen her alanında aktif olmaları bekleniyor.

Yapay zekâ temelli robotların verimlilik açısından insanlara kıyasla çok daha fazlasını vaat etmeleri iş hayatında yeni bir dönemi başlatacak. Geçiş döneminde uzmanlıklarını robotlara kaptıran insanın yeniden eğitim görerek yeni yeteneklere haiz olmak zorunda kalması kaçınılmaz. Ağır ve rutin işlerin muhatabı robotlar ve yapay zekâyı aşan (tabii mümkün ise! ) daha yaratıcı işleri üstlenecek insanlar ayrımının hüküm süreceği bir dünyada sürekli çalışmaya gerek kalmayacağı hissi kulağa müthiş geliyor.

Tabii, bizlerin öğrenmesi gereken ‘yaratıcı’ işlerin ne olduğu konusuyla beraber birçok retorik soruyu barındıran bu akımın Muhasebe, Vergi ve Denetim sektörünüdeki yansımaları da Y-Kuşağını/dijital yerlileri memnun edecek boyutlara ulaşmış durumda. Mavi yakalıların co-botlarından sonra beyaz yakalıların en büyük destekçisi olmaya hazır “metal yakalıları“ gelin yakından tanıyalım…

Gökten 3 sanayi devrimi düşmüş…

1,2,3 derken 4. Sanayi Devrimi’nin kucağında insan… Endüstri 4.0. Sırası ile makineleşme, serileşme, otomasyon ve dijitalleşme dörtlüsü bu devrim fazlarını tanımlayan başat kelimeler olarak çoktan literatürlere kazındılar bile.

Aslında her değişim beraberinde bir “ayakta kalma kılavuzu“ ile birlikte gelir girer hayatımıza. “Daha zeki ya da daha güçlü olanlar değil, değişime en fazla ayak uyduranlar ayakta kalır” diyen Charles Darwin 1809‘da imzası ile bu evrensel gerçeği mühürlemiştir. Önümüzdeki 30 yıl içerisinde, geçmiş 100 yıldan daha çok değişiklik olacağından hareketle, bünyelerimize ilk doz zerk etmenin tam zamanıdır: YAPAY ZEKÂ

Peki nedir bu “YAPAY ZEK”?

Teknolojinin gelişmesi ile birçok alanda “daha fazlayı daha az ile yapma” düşüncesine sahip bireyler olduğumuzu inkar eden var mı? Parantezi açıyorum: ABD’deki dağıtım merkezlerindeki binlerce minik turuncu robot, Amazon için paketleri depolama alanına götürüyor ve satış yapıldığında oradan alıp postaya veriyor iken, üstteki soruya evet yanıtının çıkmaması pek de olası görünmüyor.

Hesaplamalara göre gelişen robot teknolojileri ile gelecek 20 yılda sadece ABD’de mevcut istihdamın yüzde 50’si değişime uğrayacak. Yapay zekânın en basit tarifi; insan zekâsının karakteristiğini alın üzerine bir tutam bilgisayar algoritmasını ekleyin. Muazzam bir karışım… Nasıl çalışıyor peki bu mekanizma? Çok uzağa gitmeyin. Avucunuzun içindeki ”Siri” size işin mantığını ziyadesi ile kavratacaktır. İsmi mühim değil herhangi bir yapay zekâ X sorusu sorduğunuzda daha önce verilen veya tanımlanan X sorusu cevapları arasından en rasyonel olanını seçip size sunacaktır.

Mevzumuz elbette ki sadece bilgi süzüp bize cevap dönen bir yapay zekâ değil. Hayal gücünüzü geniş tutun. Dünya atlası üzerindeki herhangi bir yerde muazzam miktarda veriyi depolayabilen, hata olasılığı neredeyse “0” olan bir mekanik veya bot devşirmelerden söz ediyoruz. Machine Learning, Deep Learning ve daha niceleri.

Mevzu derin o yüzden parantezi kapatıp ana konumuz olan Robotlar ve Süreçlere serbest dalış yapmanın zamanıdır. Önce kimdir bu robotlar bir tanıyalım. Sonra da makalemizin son sayfasını RPA severlere adayalım.

Patron bana bir robot al!

Şimdilerde kaydedilen gelişmelerin yanında sembolik bir öneme sahip olsa da IBM’in süper bilgisayarı Deep Blue’nun 1997’de Garry Kasparov’u yenmesinin insan ile robot arasındaki güven ve hayranlık ilişkisinin kurulmasındaki katkısı tartışılmaz. Bu devşirme botların nelere muktedir olduğunun görülmesinden sonra, satranç ya da GO oynatmanın gelişen ekonomi üzerinde pek bir etkisi olmadığını anlayan piyasa uzmanları gecikmeden gözlerini iş hayatına çevirdiler. İlk etapta basit üretim ve hizmet işlerinde kullanılacak robotlar zamanla çok daha karmaşık görevler üstlenebileceklerdi, ki hedeflenen oldu. Uzmanlar 2025 yılına gelindiğinde artık pek çok ofis görevinin robotlar tarafından yapılacağını öngörüyor. İşte bizim hikâyemiz de burada başlıyor.

Bugüne dek gelişmiş ekonomilerde otomasyon nedeniyle iş alanı ortadan kalkan pek çok çalışan, otomasyona bağlı süreçlerle ortaya çıkan yeni iş kollarına yönelmek zorunda kaldı Ancak bu kesim daha çok mavi yakalı dediğimiz grubu ilgilendiriyordu.

Şimdilerde yaratıcılar yapay zekânın beyaz yakalılara özgü işlerde de yoğun şekilde varlık göstereceği bir fazın içinde olduğumuzu vurguluyor. “Metal yakalılar“ olarak tabir edilen ofis arkadaşlarımız özellikle bazı hizmet alanlarında bizlere kafa tutacağa benziyor. Eğer işinizin temel fonksiyonu bir Excel hücresindeki rakamı alıp bir diğer hücreye taşımak ve bu işlemi print almak ise robotlar yakın zamanda kapınızı çalacak demektir. Hesaplamalara göre gelişen robot teknolojileri ile gelecek 20 yılda sadece ABD’de mevcut istihdamın yüzde 50’si değişime uğrayacak.

2045’te işçi, memur ve orta düzey yöneticilerin yarısı robot olacak! Agresif bir büyüme hedefi ama oluru var… Hitachi’yi hatırlayalım, üretim müdürlerinin görevlerinin bir kısmını ERP yazılımlarına devretmesinin üzerinden 4 yıl geçti.

İnsana karşı empati kurup da insaflı davrananlar da yok değil. Spielberg Artifical Intelligence filmindeki Mecha’ları anımsayanınız var mı? Hyundai 2017‘de giyilebilir robotlar (dış iskelet) geliştirdi ve robot işçi almak yerine, en azından lojistik ve yükleme alanlarında insanları robotlaştırmayı planlıyor. Böylece çok sayıda insan işsiz kalmadan fabrikalarda çalışmaya devam edebilecek. Ancak acı bir gerçek var ki insanların evrimi makinelerden çok yavaş ilerliyor. Moore yasasına göre her 2 yılda bir işlemcinin performansının ikiye katlandığını düşünürsek, bu maratonda geriye düşeceğimiz hissiyatı kuvvetlidir.

Öte yandan dünyanın en güçlü ve en değerli kaynağı ZEKÂ’dır. İnsan zekâsı tüm zeka formları içinde hayal edebilme, tasarlayabilme ve hayata geçirebilme yeteneğine sahip olan yegâne örnektir. İşte sırf bu yüzden belli noktalarda insana özgü dokunuşun hiçbir zaman değerini kaybetmeyeceğini düşününlerdenim. Silikon Vadisi ve diğer teknoloji merkezlerinde üretilen yapay zekâların çoğu insanın yerini almaya değil, insanların sahip oldukları yetenekleri geliştirmeye odaklandığı taahhütü pamuksu bir his bıraksa da özellikle de bizim coğrafyamız için tek bir gerçek var. O da acilen dijital göçmenlikten dijitalseverlik statüsüne çıkılması gerekliliği…

Ne Hawking’in insanın felaketi endişesi ne de Musk’ın evrensel gelir ütopyası… Labirentin sonundaki kutu içinde tek bir sihirli cümle var: “Akıllı gelecekten kaçış yok”. Biz de kaçmadık.

RPA sineması gururla sunar, işte karşınızda dijital meleklerimiz: “Stella Spencer, Sue, Suzy, Sunny

Merhaba Spencer, Deloitte Times okurlarına kendinden bahseder misin?

2018 Kasım ayında Deloitte İstanbul ofiste kodlandım. Ben bir RPA Bot‘um. Deloitte BPS’te diğer 4 bot arkadaşım ile beraber dijital muhasebeci olarak görev yapıyorum.

RPA? Nedir bu RPA?

Bot olmak ne demek? TR /Robotik Süreç Otomasyonu, bir insanın bilgisayarda yaptığı herhangi bir süreci taklit edebilen bir yazılım teknolojisidir.

Yazılım robotu veya botu olarak adlandırılan ben bir çalışanı taklit ederek, uygulamalara giriş yapar, veri girer, görevleri tamamlar, hesap yaparım. Ben bir metal yakalıyım. Beyaz yakalının yapabildiği algortimik her işi yapabilme yetisine sahibim. Sıkıcı ve tekrar eden işleri, sizin yapacağınız sürenin 1/10’unda bitiririm. 7/24 çalışabilirim.

Ben bir ROBOT’um! Virtual (sanal) bir ROBOT!

Peki, geleneksel bir BT otomasyonu da bu söylediklerini yapabiliyor, senin farkın nedir?

Ben BT altyapısının bir parçası değilim. Beni geleneksel BT otomasyonundan ayıran en önemli özellik değişen koşullara, istisnalara ve yeni durumlara karşı farkında olma ve hızla uyum sağlama yeteneğimdir. Yeniden kodlanırım, dizayn edilirim, sistemlere entegrem kolaydır. 7/24 yorulmadan, molaya çıkmadan, bıkmadan-usanmadan çalışırım.

Örneğin; benim görev tanımım tüm beyan ve bildirimlerin uygulamalar arası otomatik ve çoklu düşünebilen sistemler ile yapılmasıdır. Vergi beyanlarının BDP arayüzünden doldurulup GİB online sistem üzerinden PDF alınmak sureti ile ilgili ekiplere onay için gönderilmesi benim işimdir. Klasik otomasyon eksik kalan bir vergi mükellefi datasını istisna olarak algılar işi personele geri paslar. Ben kendi işimi kendim görebilirim. İlgili kaynak sisteme entegre olurum, eksik datayı ilgili yerine insani bir müdaheleye gerek olmaksızın ekleyebilirim. Kendi kendimi düzeltme becerisine sahibim.

Sue, SGK işe giriş çıkışları otomatik olarak yapar. İlgili şirketin SGK şifrelerini kimseye sormasına gerek yoktur. Görev ile tetiklendiği anda gider ilgili sicil ve şifre kayıtlarına ulaşır.

Etkileyici, kendi söküğünü diken bir terzinin maliyeti nedir peki? Havalı bir maaş skalan olmalı? Fazla mesai alıyor musun mesala?

Lisans ücretim benim çıplak maaşımdır. Orta vadede 1 full time (tam zamanlı) personelin yıllık şirket maliyetinden daha düşük bir ücretim olduğunu söyleyebilirim. Kaldı ki ben 7/24 çalışırım. Fazla mesai almam. İstatistiklere göre 1 robot/4 full personel gibi bir fayda rasyom var.

Maliyet açısından faydan tartışılmaz, peki seni neden tercih etmeliler? Şu meşhur 3 robot kuralı gibi kuralları var mı RPA aleminin?

Öncelikle beni tercih edecek olan işletmelerin iş yapış şekillerinin homojen olması çok önemli. Bizim dünyaya gelmeden önceki ilk ultrasonumuz “Proof of Concept” sertifikamızdır. Eğer sık, tekrar eden, kural bazlı bir işiniz standardize edilmiş bir ekosisteminiz var ise POC değerlerimiz yüksek çıkar. Doğuma hazırızdır. Eğer kuralların çok sık değiştiği, dijital olmayan ya da dijital dataya zor çevirilebilen bir envanteriniz var ise, süreçlerinizde boşluklar ve homojen olmayan ajanlar olur ise bizim için acele etmemeniz gerekir. Öncelikle mevcut süreçlerin ıslah edilmesi sonrasında da full bir RPA projesi ile ilerlenmesi en sağlıklı olandır. Gelelim neden bizi tercih etmelisiniz sorunsunun cevabına: RPA anayasasına göre varoluş amacımızı betimleyen 7 altın kuralımız vardır.

Daha kaliteli servisler: Daha az hata ve daha iyi hizmet demektir.

Daha iyi uyum: İş süreçleri mevcut düzenlemelere ve standartlara uygun olarak şekillenir.

Artırılmış hız: Robotların işleme süresindeki azalmaya bağlı olarak, daha önce deneyimlenmemiş hızlarda görevler tamamlanır.

Artan çeviklik: Azaltılmış yük ile yeni veya değişen süreç kurallarına uyum sağlama yeteneği.

Kapsamlı analizler: Süreç verilerinin sayısallaştırılması ve denetlenmesiyle geliştirilmiş verimlilik.

Azaltılmış maliyetler: Manuel veya tekrarlayan işler RPA yazılımı tarafından otomatik hale gelir. Rekabetçi fiyatlandırmaya olanak sağlar.

Çalışan deneyimi: Daha ilginç ve daha az sıradan, manuel işi az, personel verimliliğinin yüksek olduğu çalışma alanları sunar.

Çok güzel temenniler, peki gerçek hayatta bunu yakalayabilidiniz mi?

Eksiksiz… Tüm beyan süreçleri yasala uygun, minimum sürede, hata yanılma payı “0” olacak şekilde kurgulandı ve başarılı bir şekilde süreç yönetiliyor. Belgeleme ve kayıt yönetimi açısından muhasebe ve verginin dijital kamburunu tedavi etmeyi başardık. İş yapış şekillerindeki homojenlik %100 oranına ulaştı. Otomatik onaylar, reddetmeler birey tekelinden çıktı. Şeffaflık, sistem logları, bilgi gizliliği, görevler ayrımı ilkesi altın çağını yaşıyor. Beyan dönemlerindeki mesai ve mesainin getirdiği masraflar kendiliğinden elimine oldu. Dijital okuryazarlık oranımız %100’u buldu. Biz dijital yakalılar ile dijital yerliler çok iyi anlaştık. Yeni süreçler için geri sayım başladı bile.

Son söz, geleceğin vergi dünyası için neler söylersin?

Kısa ve öz… Teknoloji zamanın akmasını sağlayan temel güçtür ve geçmişte olduğu gibi şimdi ve gelecekte ona sahip olanlar kazanan taraf olacaktır.

Son Teknolojiler ve Göçmenler/Mülteciler

 

Son Teknolojiler ve Göçmenler/Mülteciler

 

 

Son yıllarda göçmenlerle ve mültecilerle ilgili çalışmalarda ve insani yardım alanında blok zinciri ve yapay zeka gibi son teknolojilerin kullanıldığı projelerde ciddi bir artış yaşanıyor. Buna biometrik kimlik kaydı, mobil uygulamalar ve cep telefonundan ve sosyal medyadan toplanan verilerin analiz edildiği çalışmalar da eşlik ediyor. Bu çalışmalar ise bilhassa Birleşmiş Milletler ve bağlı kurumlarıyla insani yardım kuruluşları tarafından yürütülüyor ve bağışçı (donor) devletler ve fon sağlayan diğer kuruluşlar tarafından teşvik ediliyor.

Ürdün’de Dünya Gıda Programı tarafından gözün/irisin taranması ile alışveriş yapmayı sağlayan blockzinciri temelli “building blocks” projesi, Kenya’da Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından yürütülen yine blokzinciri temelli maddi destek programı, Tayland ve Endonezya’da mültecilerin sağlık kayıtlarını alan Microsoft öncülüğünde kurulan ID2020 İnisiyatifi örnek gösterilebilir. ABD, Kanada, İsviçre gibi birçok ülke tarafından uygulanan sığınma taleplerin analizi ve mültecilerin yeniden yerleştirilmesi konularında danışılan yapay zeka programları gibi çok sayıda çalışma da eklenebilir.

Söz konusu teknolojilerin büyük imkanlar sunduğu açık, birçok hizmeti hızlı ve daha az masraflı şekilde yerine getirebiliyor. Örneğin Dünya Gıda Programının blokzinciri temelli, iris taraması ile ilettiği para sayesinde banka hesap aktarım masraflarının % 90 azaldığı ve bu gelirin ihtiyaç sahipleri için kullanıldığı belirtilmektedir.

Ancak her anımızda cep telefonu ve sosyal medya üzerinden geride bıraktığımız dijital ayakizlerimizin takibi ve analizi üzerinden normal şartlarda yaşayan toplumların dahi manipüle edildiği bir ortamda bu teknolojilerin nasıl kullanıldığı, mülteciler ve göçmenlerden verilerin nasıl toplandığı, nerede saklandığı, söz konusu yardıma hayati düzeyde ihtiyacı olan kişilerin onayının nasıl alındığı, kişilerin veri gizliliğinin nasıl korunduğu ve insanların paylaştıkları verilerin kendi aleyhlerinde kullanılmasının nasıl engellendiği gibi konularda ciddi politik, etik ve sosyal sorulara henüz doyurucu cevap verilmemektedir.

Bu projelerin hayat bulması kamu-özel işbirliği adı altında bizzat BM’nin teknoloji şirketleriyle işbirliği yapmasını gerektiriyor. En son iş bağlantıları açısından çok çeşitli iddiaların öne sürüldüğü teknoloji devi Palantir ile Dünya Gıda Programı arasında imzalanan işbirliği anlaşması eleştirileri üzerine çekmişti. Yapay zeka veya blok zinciri gibi son teknolojilerin nasıl çalıştığı, örneğin yapay zekan algoritmasının bir kararı nasıl aldığı gibi çeşitli konularda teknoloji şirketlerinin açıklamalarına bağımlı kalıyoruz. Daha da önemlisi, bu projelere fon veren “bağışçı ülkelerdeki” ilgili kurumların (DFID, USAid), insani yardım kuruluşlarının ve Birleşmiş Milletler’in de bu teknolojileri bilen, üreten ve denetleyen uzman ekiplerinin olmaması mevcut işbirliğinin ve ortaklığının içeriğinin sorgulanmasına neden oluyor. Bu şirketlerin kar amacı güderek dahil olduğu bu projelerdeki faaliyetlerinin denetlenmemesi ve bunların ticari amaçlarla, verisi toplanan kişiler aleyhinde kullanılmasına engel olacak mekanizmaların olmaması çok ciddi bir sorun. Tabii, kar amacıyla hareket eden şirketlerin kar oranlarının analizi, faaliyet alanlarının sınırlarının çizilmesi gibi konular da dikkate alınmalıdır.

Bununla birlikte kimlik tanıma amaçlı toplanan biometrik veriler (parmak izi, iris vb) nerede, nasıl saklanıyor ve bunun devletlerle paylaşımı konusu da ciddi bir sorun. Hem UNHCR gibi BM kuruluşları hem de çok çeşitli insani yardım kuruluşları milyonlarca kişinin biometrik verilerini topluyor. Bu verilerin örneğin bir iç savaş ve çatışma şartlarında savaşan tarafların eline geçmesi veya mültecilere sempatiyle bakmayan (otoriter) devletlerce el konulması insani yardımla askeri güvenlik arasındaki çizginin silikleşmesi yaşadığı bölgeleri terk eden, zor durumdaki insanların sömürüye ve kovuşturmaya uğramasına neden olabilir.

Bu tür projelerde insanların gönüllü şekilde onayının alınması şart olsa da söz konusu yardıma ihtiyacı olan, bahsi geçen teknoloji hakkında bilgisi olmayan, hatta okur yazar dahi olmayan insanların imza atarak veya parmak basarak projeye katılım için onay verdiklerini savunmak pek mümkün değil. Bu konuda hangi etik ilkelerle hareket edileceğinin de BM, fon verenler ve fonu değerlendirenler tarafından netleştirilmesi gereklidir.

En önemlisi bu projelerin şeffaf ve açık olması şartıdır. Bahsini ettiğimiz Dünya Gıda Programının veya ID2020’nin projelerinin sonuçlarının net, ölçülebilir ve bağımsız şekilde denetime açık olması gereklidir. Birçok pilot projede uygulanan blok zinciri gibi teknolojilere ihtiyaç olmadığı bilinmektedir. Örneğin Kenya, Ürdün veya Tayland örneklerinde yardımı alanlardan teknik hizmet verenlere, dijital altyapıyı sunanlardan projeyi uygulayan kuruluşlara ve fon veren kurumlara kadar herkesin (onlarca kurum ve binlerce insan) blokzincirindeki özel anahtarlarının tek bir şirkette toplanmış olması ve blok zinciri sisteminin dışarıya kapalı bir yapı olarak kurulması gibi pratik sonuçlarla karşılaşılmakta ve mevcut diğer teknolojiler varken blokzincirindeki ısrarın nedeni açıklanmamaktadır. Bu durumda son teknolojilerin itiraz hakkı olmayan mülteciler üzerinden denendiği, kamplarda yaşayanların bilgisi dışında deney içinde kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Bunun etik tartışmalarının yanı sıra herhangi bir deneyde dahi gösterilmesi gereken bilimsel ve etik ilkelerin uygulanmaması da ayrıca kaygı vericidir.

Özcesi, son teknolojiler zor durumda olan, yardıma, desteğe ihtiyacı olan mültecilere destek olmada veya yoksullukla mücadelede imkanlar sunabilir, ama aynı zamanda bu kesimlere hayatı zindan haline de getirebilir, onlar üzerinde denetim ve kontrolü pekiştirebilir, verilerin aleyhlerinde kullanılmasına neden olabilir. Bu nedenle işin politik içeriğinin analizi önemli. Yasal çerçevenin ve etik ilkelerin belirlenmesi, aynı zamanda BM’nin ve insani yardım kuruluşlarının şeffaf ve açık olması ve denetleme mekanizmalarının oluşturulması da oldukça önemli.

OTONOM ARAÇLARIN YASAL SORUMLULUĞU

 

OTONOM ARAÇLARIN YASAL SORUMLULUĞU

 

 

  ÖZET

      Yapay zeka, bir robotun insana ait özelliklere sahipmişçesine bir görevi yerine getirebilme yeteneğidir. Her robotu yapay zekalı varlık olarak adlandıramayız. Bir robotun yapay zekaya sahip olabilmesi için birtakım özelliklere sahip olması gerekir. Peki yapay zekalı bir robot, suç olarak nitelendirilebilecek eylemlerde bulunduğunda neticesi ne olmalıdır? Makalemizde, Türk Hukuku’nda ve karşılaştırmalı hukukta otonom araçların hukuki ve cezai sorumluluklarının anlatılması amaçlanmıştır.

I.GİRİŞ

       Gelişen teknoloji ile birlikte yapay zekanın hayatımıza girmesi kaçınılmazdı. Yapay zekanın hayatımıza girmesi ile birlikte sektörel faliyetler, iş kolları, birim zamada yapılan iş ve hayat tarzımız dijital dönüşümden etkilendi. Yapay zekanın çok geniş gelişim sahası bulduğu sektörlerden biri de kuşkusuz otomotiv sektörüdür. Otomotiv sektöründe yapay zekaya duyulan gereksinimin nedenleri   trafik kazaları, sektörel rekabet, doğanın kirletilmesi, trafikte harcanan zaman ve sınırlı kaynaklar-petrol- olarak sıralayabiliriz. Bu sorunların üzerine yoğunlaşan bilim insanları otonom araçları icat ettiler. Ancak bu araçların üretimiyle de yeni sorunlar gündeme geldi. Otonom araçlar içerisinde bulundurdukları sensörler sayesinde bir sürücüye ihtiyaç duymadan yolu, trafik akışını ve çevresini algılayarak insan müdahalesi olmadan seyir halinde gidebilen otomobillerdir. Bu araçların üretimiyle birlikte bunların meydana getireceği hasarlar ve doğuracakları hukuki sorunlar gündeme gelmiştir. İnsanlar meydana gelen hasarlarını tazmin etmesi için bir sorumlu arayacaklardı. Henüz çoğu hukuk sisteminde tanımlanmamış olan yapay zekalı varlıkların hasarlarından kim sorumlu tutulmalı ve cezai yaptırım uygulanacaksa bu nasıl olmalı? İşte “Otonom Araçların Yasal Sorumluluğu” adlı makalemizde, Türk Hukuku’nda ve karşılaştırmalı hukukta otonom araçların hukuki ve cezai sorumluluklarının anlatılması amaçlanmış, ve ortaya çıkacak sorunlar üzerinde alınabilecek önlemler dile getirilmiştir.

 

II.TARİHSEL GELİŞİM ve İLK YASAL DÜZENLEMELER

         Otonomaraçilk kez New York City’de Houdina Radio Controlfirması tarafından 1925’te radyo kontrolü ile “Amerikan Wonder” adıyla gösteri amaçlı yürütülmüştür.General Motors, 1939 yılında New York Dünya Fuarı’nda “Futurama” sergisini gerçekleştirerek, otonomaraç tasarımı fikrini ilk kez halka göstermiştir. Ardından 1958’de şirket, kendisini yönlendirebilecek bir Chevrolet ortaya koymuş ve bu üretim otonom otomobil tasarımının ilk adımı olarak tarihteki yerini almıştır. Yarım asır sonra, 2009 yıllında Google ve Cisco Systems otonom araç geliştirmeye başlamışlardır. 2010 yılında GM, Ford, Mercedes Benz, BMW, Volkswagen, Audi, Nissan, Toyota ve Volvo dahil olmak üzere otomobil üreten pek çok firma, otonom araç sistemleri üzerinde araştırma ve geliştirme için kaynak ayırmaya başladıklarını açıklamışlardır[1]. Mercedes firması ürettiği otonom araçları 2020 yılında trafiğe çıkartmayı hedeflemektedir.

         Motorlu araçlarla ilgili uluslararası ilk anlaşma 1909 yılında “Motorlu Araçların Uluslararası Dolaşımı Sözleşmesi” ismi ile Paris’te imzalanmış, bu anlaşmayı 1926 yılında imzalanan “Motor Trafik Sözleşmesi” takip etmiştir. imzalanan daha detaylı sözleşmeler ise 1949 yılında ABD’de dâhil 95 ülkenin imzaladığı Cenevre Karayolları Trafik Sözleşmesi ve 1968 yılında 48 ülke tarafından imzalanan Viyana Sözleşmesi’dir. Bu sözleşmelerde temel olarak araçların bir sürücü tarafından kullanılması gerektiği hususları düzenlenmiştir[2].

       Bugün, otonom araç teknolojisinin entegrasyonunda lider durumda olan ABD otonom araç sürücü testleri ile ilgili ilk yasal düzenlemeyi yapan ülkedir. 2011 yılında Nevada eyaleti tarafından ilk kez otonom araçlarla ilgili yasal düzenleme yapılmış bu eyaleti sırasıyla Kaliforniya, Florida ve Michigan eyaletleri izlemiştir[3]. Bu eyaletlerdeki halka açık yollarda otonom araçların testine izin verilmişse de Kaliforniya ve Nevada eyaletleri buna ekstra bir şart getirmiştir; otonom araçların yol açacağı muhtemel trafik kazalarında, sorumlu kişinin belirli olabilmesi için araç içerisinde ehliyetli bir kişinin de bulunması gerekmektedir. Eylül 2016 tarihinde ABD Ulaştırma Bakanlığı, otonom araçlarda yolcu bilgilerini koruma ve kaza durumunda yapılacaklarla ilgili standartları yayınlamıştır[4].

         AB henüz sürücüsüz araçlarla ilgili yasal bir düzenleme yapmamış, otomatik yolcu taşıma sistemleri ile ilgili sınırlı bir izin sistemini kabul etmiştir. AB genelinde özel bir düzenleme yapılıncaya dek Cenevre ve Viyana Sözleşmelerinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu düzenlemelere göre, otonom araçların kullanımı henüz serbest değildir[5]. Bununla brilikte AB’ye üye İngiltere, Almanya, Fransa, Hollanda ve İsveç bu ülkelere ilave olarak da ve İsviçre, Japonya ve Singapur’da sürücüsüz araçların testleri ile ilgili yasal düzenlemeler yapmışlardır[6]. Özellikle Hollanda ve İsveç’teki gelişmeler oldukça ilgi çekicidir. KPMG tarafından dünyanın otonom araçlara ne kadar hazır olduğuna dair bir araştırma yapıldı. Hazırlanan endekse göre Hollanda listenin zirvesinde yer alıyor[7]. Hollanda devletinin bu alana yaptığı yatırımlar başarısının tesadüfi olmadığını gösteriyor. Hollanda Bakanlar Kurulu’nun bu alanda yaptığı ilk düzenleme, 2015 yılında otonom araçlara yol testine onay verilmesidir. Temmuz 2015’te yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre, otonom araç test sürüşleri yapılabilmekte ancak gerektiğinde fiziksel olarak kontrolü devralabilmek için bir kişinin araçta bulunması zorunlu kılınmaktadır. Hollanda son dönemde trafik ışıklarının 1000’den fazlasını uyarlanarak şehir altyapısı özerk araçlarla uyumlu hale getirilmiş ve bunun için 90 milyon Euro’luk harcama yapılmıştır. Hollanda hükümeti, 24 Şubat 2017 tarihinde yasal kısıtlamları kaldıran ve üreticilerin, içinde sürücünün fiziksel varlığına ihtiyaç duyulmaksızın, çok daha fazla sayıda otomatik sürü aracı testini gerçekleşmesini mümkün kılan bir tasarı onaylamıştır[8]. İsveç, KPMG’nin 2018 raporunda 3. sırada yer almaktadır[9]. IKEA’yı, Spotify’ı, Ericsson’u ve Volvo’yu doğuran ülke, son birkaç yıldır otonom araçların kullanıma geçmesine ilişkin çalışmalara desteğini artırdı. 2015 yılında İsveç hükümeti ilk olarak kendi kendini süren araç testlerini inceleyerek İsveç yollarında her türlü otomasyon denemesinin yapılmasına ilişkin düzenlemeler yaptı. mümkün olduğu sonucuna varmıştır. İsveç Karayolu Taşımacılığı Kurumu, 2017 yılı Temmuz ayından itibaren, mevzuata uygun olarak test sürüş denemelere izin vermiştir[10].

    Singapur ise otonom araçları benimseyen ilk Asya ülkesidir. Temmuz 2015’te, Singapur Kara Taşımacılığı Kurumu (LTA) bu araçların geliştirilmesi için önce 6 km’lik ertesi yıl da 12 km’lik test yolları hazırlamış ve araçların bu alanda deneme sürüşlerine izin vermiştir. 2017 yılında Singapur Hükümeti, otonom taşıtların sürücü gerekmeden kamuya açık yolları kullanabileceğine izin veren bir düzenlemeyi yürürlüğe geçirmiştir[11].

 

III.OTONOM ARAÇLARIN HUKUKİ DÜZENLEMESİ

           Türkiye’de bir motorlu aracın üretimi ve trafiğe çıkabilmesi için, güvenlik, trafik ve çevre konularında uyulması gereken ulusal ve uluslar arası pek çok yasal düzenleme vardır. Araç üreticileri bu düzenlemelere uygun üretim yaptıklarını belgelendirmek zorundadırlar. Türkiye’de bu konuda çalışmalar yapılmasına rağmen tamamen yerli otomobilin seri üretimi yapılmamaktadır. Ancak Ekim 2018’de ilk elektrikli yerli otomobil üretilmiştir. Otonom araçların satışa sunulmasıyla birlikte şüphesiz Türkiye de bu araçların tüketicisi ve kullanıcısı durumunda olacaktır. Otonom araçların hayatımıza girmesi şehir altyapılarının ve yasaların buna entegre olmasını gerekli kılar. Türkiye sürücüsüz araçlarla ilgili uluslararası hukukta Cenevre ve Viyana Sözleşmeleri’ne taraftır.  İç hukukta ise henüz otonom araçlara dair doğrudan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Sürücüsüz araçların trafiğe girmesiyle karayolu trafiğinin düzenli şekilde işleyebilmesi, can ve mal güvenliğinin korunabilmesi için mevzuatın güncellenmesi gerekecektir. Sürücüsüz araçların kullanılması için Türkiye’de düzenleme gerektirecek kanun ve yönetmelikleri sıralayacak olursak;

  1. Yasalar

– 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu

– 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu

– 5393 sayılı Belediye Kanunu

– 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu

    2.  Yönetmelikler

– Karayolları Trafik Yönetmeliği

– Karayolu Taşıma Yönetmeliği

– Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik

– Belediye Zabıta Yönetmeliği

– Büyükşehir Belediyeleri Koordinasyon Merkezleri Yönetmeliği

– Ulaşımda Enerji Verimliliğinin Artırılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

      

    İlgili kanunlar uyarınca araç işleticinin, sürücünün ve araç üreticisinin sorumluluğunu sırasıyla inceleyelim.

      İlk olarak araç işleticisinin sorumluluğuna bakacak olursak, 2918 sayılı karayolları trafik kanununa göre md. 3’te yer verilen tanıma göre sürücü, “Karayolunda, motorlu veya motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden kişidir”. Şoför ise “Karayolunda, ticari olarak tescil edilmiş bir motorlu taşıtı süren kişidir”. Araç sahibi veya uzun süreli kiralayan kişi ise “işleten” olarak tanımlanır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu md. 85 f. 1’e göre “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, […] motorlu aracın işleteni […] doğan zarardan […] sorumlu olurlar”. Dolayısıyla ilgili hükme göre “işletenin sorumlu tutulabilmesi için, her şeyden önce “aracın işletilmesi” gerekir[12]. Bu çerçevede hâkim olan görüş, işletenin sorumluluğunun tehlike esasına dayandığıdır. En basit anlatımla tehlike sorumluluğu çerçevesinde belirli bir tehlike kaynağını işleten kişi, kusursuz da olsa bu tehlike kaynağının sebebiyet verdiği zararlardan sorumlu tutulmaktadır. Ancak, kazaya aracı harekete geçiren mekanik bir aksalık neden olmalıdır. Buna göre, otonom sürüş çerçevesinde bu maddeyi değerlendirdiğimizde, aracın çevresindeki nesneleri yanlış algılaması veya araçta bulunan bir sensörün arızalanması ya da hatalı yazılım sonucunda meydana gelen bir trafik kazası, bu aracın arz ettiği tipik tehlikeyle doğrudan ilişkilendirilebilecektir. Yine, araçta meydana gelen yazalım hataları veya oto pilotun hatası, doğrudan araçtaki bozukluk olarak değerlendirileceği için, işleten kendi kusuru olmadığını ispatlasa dahi 2918 sayılı kanunun md. 86 f. 1’e göre sorumluluktan kurtulması mümkün değildir. Ancak aracın hacklenmesi durumunda sorumlulunun kim olacağı tartışma konusudur.

         Türk hukukunda sürücünün sorumluluğu, genel hüküm niteliğindeki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (BK) md. 49 f.1 çerçevesinde değerlendirilmektedir[13]. BK md.49 kusur sorumluluğuna dayanmaktadır. Otonom araçlar hakkında bu madde uyarınca değerlendirme yapılırken aracın sürücünün hâkimiyetinde olup olmadığına göre bir sınıflandırma yapılmalıdır. Araç tamamen sürücü hâkimiyetinde bulunuyor ise kusur tespitinde genel hükümler aynen uygulanacaktır. Araç hâkimiyetinin geçici bir süreliğine dahi olsa otomatik sisteme geçtiği durumlarda ise sürücünün kusurunun nasıl tespit edileceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Otomatik sürüş sisteminin devreye girdiği esnada aracı bizzat otomatik sistem sürmekte veya sevk ve idare etmektedir.

         Burada ortaya çıkan tartışma, otomatize sistem kullanan araç sürücüsünden beklenen özenin nasıl belirleneceği ve sürücü sıfatının oradan kalkıp kalmayacağına dairdir. Sürücünün aracı sisteme devretmesi ile özen sorumluluğunun tamamen kalktığını ya da sistemin hatalarını göze aldığını savunan birbirine zıt iki görüş vardır[14]. Ancak bu iki görüşünde gerçekçi olmadığını söylemek gerekir. Kanun koyucu Türk Borçlar Kanununda, araç işletenin tehlike sorumluluğunun aksine sürücüyü kusur sorumluluğu çerçevesinde mesul kılınmıştır. Kısmî ve ileri seviyede otomatize sistemlerde sürücüden özenli davranmasını beklememek isabetli değildir. Diğer taraftan otomatize sistemi kullanmanın başlı başına özensiz davranış olarak değerlendirilmesi, hukuk düzenimizin kurduğu menfaat dengesine aykırıdır. Dolayısıyla sürücüyü sırf otomatize sistem kullanması sebebiyle sorumlu kılmak, kusur sorumluluğu ile tehlike sorumluluğu arasındaki sınırın ortadan kalkması demektir. Bu durumda sürücünün sorumluluğu kusur sorumluluğundan kusursuz sorumluluğa dönüşecektir ki, bu da kanunun ruhuna aykırıdır. Peki otonom araçlarda sürücünün göstermesi gereken özen ne olacaktır? Bu araçlarda sürücü gerekli tüm sistemsel önlemleri almış ve kontrolleri yapmış olmalıdır. Araç işletenin gerekli denetimleri ve aracın muayenelerini yaptıktan sonra otomatize sistem aracı devralıp sürdüğü esnada, araç tam otomatize sistemin hâkimiyetinde iken meydana gelen hatalardan sürücünün sorumlu tutulmaması gerektiği savunulmaktadır[15].

          Üreticinin sorumluluğunun kanunî dayanağı hususunda Türk Hukukunda bir tartışma söz konusudur. Bir görüşe göre kanunda örtülü bir boşluk varken[16] diğer görüş sorumluluğunun dayanağını 4077 satılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’da görmektedir[17]. Otomatize sistem araç üreticileri de tasarım ve fabrika aşamasında elinden gelen bütünözeni göstermekle yükümlüdür. Halihazırda üreticilerin hangi standartlara uyması gerektiği net olarak belli değildir. Bu belirsizlik sebebiyle üretici yalınızca teknik standartları dikkate aldığını savunarak mesuliyetten kurtulamayacaktır. Üreticinin sorumluluğu sadece tasarım ve üretim aşamalarıyla kısıtlı değildir. Bilakis üretici, ürünü kullanacak olan kişiyi yeterince bilgilendirmekle de yükümlüdür. Ne var ki bilgilendirme işleminin nasıl yapılacağına dair somut bir söz düzenleme de bulunmamaktadır. Bunlardan başka üreticiler, araçların siber saldırılara karşı gerekli koruma mekanizmalarını sağlayacak sistemler geliştirmekle de yükümlü olmalıdırlar.

       Kazanın yazılım ya da diğer bir tasarım hatasından meydana gelmesi halinde  üreticinin ve araç işletenin müteselsilen sorumluluğunun söz konusu olduğu söylenebilir. Ancak zarar paylaşımının nasıl olması gerektiği tartışma konusudur.

 

         Cezai sorumluluk açısından da henüz bir düzenleme yapılmış değildir. Mart 2018’de ilk kez meydana gelen Uber otonom aracının bir yayanın ölüme yol açması, bu tarz kazalardan kimin sorumlu tutulması gerektiği konusunda hukuki, etik ve sosyal tartışmaları sıklıkla gündeme getirir oldu. Hatta felsefede zaten var olan “Vagon Açmazı(Trolley Problem)” dilemmasının otonom araçlarla birlikte farklı versiyonlarla tekrar gündeme gelmesine sebep oldu. Bu dilemmada özellikle sürücünün yükümlüğü değerlendirilmektedir[18]. Hukuk sistemimizde kişinin ceza sorumluluğunun söz konusu olabilmesi için kastının veya taksirinin bulunması gerekir. Aksi halde kişiyi meydana gelen sonuçtan sorumlu tutmamız mümkün değildir. Otonom aracın yol açtığı bir kazada kasttan söz edemeyiz. Ancak meydana gelecek kazalarda taksir unsuru dikkatle irdelenmelidir. Türk Ceza Kanunu md. 22/2’de tanımlanmıştır: Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir. Otonom aracın karıştığı bir trafik kazasında taksirli bir eylem nedeniyle ölüm ve\veya yaralanma gerçekleşirse, sorumluluk kime aittir? Araç işletenin mi, sürücünün mü yoksa araç üretenin mi? Bu sorunun cevabı yine özen yükümlülüğünün kime ait olduğuna göre değişecektir. Araç işletenin tüm dikkat ve özeni göstermesi gerektiğini savunursak bu durum otonom araçların kullanım amacına aykırı düşecektir. Diğer taraftan araç işleten veya sürücü yerine araç üreticisinin özen göstermesi gerekirdi savunmasını yaptığımız durumda ise araçta tasarım ve yazılım hatası olmadığı, üretici gerekli bilgilendirilmeleri yaptığı takdirde halen sorumlu tutulursa menfaat dengesine uymayan bir sonuç ortaya çıkacaktır. Aracı sistem sevk ve idare ederken veya sürerken meydana gelen kazadan sistemin sorumlu tutulması ise yapay zekaya uygulanacak yaptırımın nasıl olacağı sorununu gündeme getirir. Bu ise ayrı bir makale konusudur.

IV.SONUÇ

       Son yıllarda cep telefonumuzdan evimize kadar etrafımızdaki her cihaza “akıllı” sıfatını yakıştırır olduk. Otomotiv sektöründeki firmalar arası rekabetin artması ve sürücü hatası sonucu meydana gelen trafik kazalarındaki sayının yükselmesi ile bu alana yapılan yatırım artmış ve yapay zeka bu alana girmiştir. Otonom araçların örnekleri yavaş yavaş trafiğe çıktı ve 2020’de satışlarına başlanması planlanıyor. Otonom araçların yaygınlaşması bu konudaki tartışmaları da alevlendirdi. Öyle ki bu tartışmalar teknik boyutlarıyla mühendisler arasında, hukuki boyutuyla hukukçular arasında ve hatta etik boyutlarıyla da halk arasında görünmektedir. Tartışmaların temelini oluşturan iki konu vardır; yapay zekanın, hayatımızda yol açacağı değişiklikler ve meydana getireceği hasarlarda kimin sorumlu olacağı. Bu sorular henüz kesin cevaplara sahip değiller ve üzerinde uzun süre düşünmeyi gerektiriyor. Türk hukukunda bu alanla ilgili henüz bir yasal düzenleme yapılmış değil.Bu minvalde robotlar, şimdilik gerek ulusal gerekse uluslararası alandaki mevcut mevzuata ve temel hak ve özgürlüklere uygun şekilde tasarlanmalı ve işletilmelidir. Ancak hayatımızın bir parçası haline gelmiş yapay zekanın dikkate alınarak önce yasal statü verilmesi, ardından mevcut hukuk normlarındaki düzenlemelerin bu durum göz önüne alınarak yapılması gerekir.

 

KAYNAKLAR:

[1] WALKER, Jon,The Self-Driving Car Timeline – Predictions from the Top 11 Global Automakers, Middletown2018.

[2]  YETİM, Servet, Sürücüsüz Araçlar ve Getirdiği / Getireceği Hukuki Sorunlar, Ankara Barosu Dergisi s.127-184 , Ankara (2016/1)

[3]  NATIONAL CONFERENCE OF STATE LEGISLATURES, Autonomous Vehicles | Self-Driving Vehicles Enacted Legislation, (Temmuz, 2018).

[4]  U.S. DEPARTMENT OF TRANSPORTATION, The U.S. Department of Transportation’s Federal Automated Vehicles Policy,(Eylül, 2016).

[5]  PARENT, Michel(Ekim, 2015).

[6] PERRY, Claire, The Pathway to Driverless Cars, Summary Report and Action Plan, London (Şubat, 2015).

[7]  KPMG,Autonomous Vehicles Readiness Index, Publication number: 135006-G (January, 2018).

[8] ZELDIN, Wendy, Netherlands: Legislation to Allow More Testing of Driverless Vehicles(March 29, 2017)

[9]  KPMG, (January, 2018).

[10]  SYNCED, Global Survey of Autonomous Vehicle Regulations, (March15, 2018).

[11]  SYNCED, (March 15, 2018).

[12]  ÇEKİN, Mesut Serdar, Otonom Araçlar Ve Hukuki̇ Sorumluluk, TAAD, Yıl:9, Sayı:33s.283-303 (Ocak 2018).

[13]  ÇEKİN, (Ocak 2018)

[14]  ÇEKİN, (Ocak 2018)

[15]  ÇEKİN, (Ocak 2018)

[16]  Tuba Akçura-Karaman, Üreticinin Ayıplı Ürünün Sebep Olduğu Zararlar Nedeniyle Üçüncü Kişilere Karşı Sorumluluğu, İstanbul 2008, s. 53 vd.

[17]  Emrah Kulaklı, Ürün Sorumluluğu ve Ayıp Kavramı, İstanbul 2009, s. 9 vd.

[18] HOLSTEIN, DODIG-CRNKOVIC, PELLICOLE, Ethical and Social Aspects of Self-Driving Cars, Mälardalen University Västerås, Chalmers University of Technology | University of Gothenburg, (February 5, 2018).

Hukuki ve Cezai Boyutları İle Bilgisayar Programlarının Korunması -1

 

Hukuki ve Cezai Boyutları İle Bilgisayar Programlarının Korunması

 

 

GİRİŞ

Günümüz teknolojisinde bilgisayarsız bir yaşam neredeyse mümkün değildir. Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ihtiyaçların muhtevası değişti ve buna ilişkin çözümleyici ve yenilikçi arayışlara başlanıldı aranmaya başladı. Bu çerçevede ilk odak mühendislik alanı oldu ve yeni bir yazılım programı geliştirilerek insan ihtiyaç ve sorunlarının çözülmesi noktasında köklü bir değişiklik arandı. Nihayet bu yenilikçi değişikliğin Yapay Zekâ Robotlarının olacağı dünya basınına yansıtıldı. Akabinde ise her ülke kendi Yapay Zekâ Robotunu geliştirmeye başladı. İşte bu değişiklik hukuksal sorunları da beraberinde getirdi. Zira Fikri ve Sınaî Haklarının ülkeselliğinden dolayı yapay zekâ robotunu geliştirmeye başlayan ülkeler patent haklarını korumak için önlemlerini almaya başladılar. Ancak bu noktada dünya standardı olmadığı için günümüz hukuksal problemleri arasında yer almaya başladı. İşte bu noktada “Hukuki ve Cezai Boyutlarıyla Bilgisayar Programlarının Korunmasına” ilişkin bu yazımızda bilgisayar programlarının korunmasına yönelik yapılmış olan çalışmalar dâhilinde değerlendirme yapılmış ve ortaya çıkabilecek sorunlar üzerinde alınabilecek önlemler dile getirilmiştir.

 

TARİHSEL GELİŞİM

Bilgisayarın tarihçesine bakıldığında 1967 IBM tarafından disket oluşturularak üretime dayalı bilgisayarlar için süreç başlatıldığı görülmektedir. Her ne kadar bilgisayar kullanımlarının ilk zamanlarında haksız olarak bilgi etme-yararlanma çoğaltma gibi fazla sorunlar üzerinde durulmasa da 1990 yılında kendi bilgisayarını üreten rekabetçi firmaların sayısının artmasıyla birlikte bilgisayar patentleri sorunsalının ortaya çıkmasının da zemini hazırlanmıştır. Bilgisayar programlarının haksız kullanımın yaygınlaşması üzerine, yasalarda belirgin bir önlem bulunmaması karşısında, koruma yönteminin niteliğine ilişkin çeşitli görüşler ortaya atılmıştır Örneğin İngiltere’de 1956 Düşünce Hakları Yasasında, diğer yasalarda olduğu gibi, herhangi bir kural öngörülmemiştir. Bununla birlikte, çeşitli İngiliz yazarları, bilgisayar programlarının da edebiyat eseri olarak yasal koruma kurallarından yararlanmasının gerekli olduğu düşüncesini ileri sürmüşlerdir. Amerika Birleşik Devletleri, bilgisayar programları üzerindeki hakları 1980 tarihli Bilgisayar Yazılım Hakları Yasası (Computer Software CopyrightAct 17 USC, 101-117) ile yasal koruma altına alan ilk ülke olmuştur. İngiltere bilgisayar yazılım Endüstrisi içindeki yeniliklerin önünü açmayı ve sektördeki haksız rekabeti önlemeyi amaçlayan 1985 Bilgisayar Yazılım Yasası (Copyright “ Computer Software” AmendmentAct) ile 1988 Desenler ve Patentler (Copyright, DesignsandPatentsAct) 3 -1-b maddesi ile bilgisayar programlarının koruma kurallarını yürürlüğe koymuştur.1

Fransa, Almanya ve İsviçre gibi ülkeler başta olmak üzere bilgisayar programlarının korunması yasal düzenlemeler ile çerçevelenmiştir. Ancak bu koruma ülkesellik ilkesi gereğince evrensel bir nitelik taşımadığındanve iç hukuktaki farklılıklardan dolayı birtakım sorunlara zemin hazırlamıştır. Dünyada fikri mülkiyet haklarının korunmasını ve yaratıcı etkinliği teşvik etmek amacıyla 1967 yılında kurulan bugünkü 188 üye sayısıyla WIPO(World IntellectualPropertyOrganization), Birleşmiş Milletlerin uzman kuruluşlarından olmuştur.1991 yılında ise Avrupa Birliği bilgisayar programlarının ortak bir düzenleme amacına altına almak istemiş ve bilgisayar programlarının korunması başlığı altındaki direktifleri üye devletlerin onayına sunmuştur. Avrupa’da tek bir patent verilme sisteminin oluşturulması amacıyla 1973 yılında ise Münih’te Avrupa Patent Anlaşmasıimzalanmıştır. Türkiye, Paris Sözleşmesi’ne üye olduğu için 29.01.2000 tarihinde sözleşmeye dâhil olma hakkını kazanmıştır.

 

FİKRİ MÜLKİYET HAKLARININ VE BİLGİSAYAR PROGRAMLARININ ULUSLARARASI ALANDA KORUNMASI

Fikri Mülkiyet Hakları her ne kadar uluslararası bir konumda yer alsa da Fikri Mülkiyet Haklarının korunması kural olarak ülkeseldir. Her ülke kendi sınırları dâhilindeki hakları korur. Bu hakkın başka ülke sınırlarında korunması isteniyorsa korunması istenen ülke mevzuatının şartları yerine getirilmek zorundadır.

Fikri Mülkiyet Hakları ülkesel olarak korunmakla birlikte, Türkiye’de Türk Hukuku çerçevesinde korumadan yararlanacak kişiler sadece Türk vatandaşlarıyla sınırlı değildir. Türk vatandaşlarının yanında Türkiye’de ikameti olan veya sınaî veya ticari faaliyette bulunan gerçek ve tüzel kişiler ile Paris, Bern ve TRIPS Anlaşması hükümlerine göre başvuru hakkına sahip kişilerde yararlanır.

 

BİLGİSAYAR PROGRAMLARININ HUKUKİ DÜZENLEMESİ

Türkiye’de bilgisayar programları 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile korunmaktadır. 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1/B maddesinin g bendine göre Bilgisayar programı:“Bir bilgisayar sisteminin özel bir işlem veya görev yapmasını sağlayacak bir şekilde düzene konulmuş bilgisayar emir dizgesini ve bu emir dizgesinin oluşum ve gelişimini sağlayacak hazırlık çalışmaları ‘olarak ifade edilmiştir.

Patent hukukunun konusu, patente bağlanabilir buluşlar olduğundan fikri hukuk tarafından korunan bilgisayar programlarının unsurları, patent hukuku tarafından korunmaz. Zira estetik veya edebi niteliği ağır basan fikri ürünler, patent hukukunu değil de fikri hukuku ilgilendirir. Bilgisayar programlarının unsurlarından, fikri hukuk kapsamına giren, program akışı, kaynak veya nesne kodu ile kullanıcı ara yüzünün görüntülü ve sesli kısmı patente konu olmaz 2.Bilgisayar programlarının niteliği konusunda gerek Türk Hukukunda gerekse de Avrupa Birliğine üye ülkelerde niteliği tartışma haline gelmiştir. Bir görüşe göre, kod denilen yazılı direktiflerden oluşması özelliği nedeniyle bilgisayar programlarının temelinde yatan algoritmaya bakarak, bunun insan tarafından anlaşılamayan, donanımın anlayabileceği nitelikte bir dil olduğu ve veri taşıyıcılar üzerinde arz edildiği, bu nedenle fikrî hak konusu olabilecek eser niteliğinde olmadığı ileri sürülmektedir.3Diğer görüşe göre, bilgisayar programları bakımından korumanın algoritma bilgisine yönelik olmadığı, programcı tarafından bir edebi eserin yaratılış sürecine benzer şekilde ortaya çıkarılan yazılımın, fikrîn ifade biçiminin özgün varlığı olarak korunması gerektiği savunulmaktadır.4 Bilgisayar programının, donanımı çalıştırma vasıtası olduğu5 ve kod adı verilen tekdüze ifade şekilleri kullanılarak meydana getirilmesi nedeniyle fikrî hukuk korumasına konu olamayacağı yönündeki yaklaşım kabul edilebilir görülmemektedir. Ancak zaman içerisinde, pek çok ülkede mahkeme kararları ve konuya ilişkin yasal düzenlemelerle bilgisayar programının her türlü görünüş biçiminin edebi eser olarak değerlendirilmesinden sonra, bu tartışmalar önemini yitirmiştir.6Kodlarla yazılan bilgisayar programlarının edebi eser olarak korunmasının kabul görmesindeki en önemli nedenlerden biri, bu yolla sağlanan korumanın süresinin bilgisayar programlarının niteliğine uygunluğu ve korumanın eserin yaratılıp herhangi bir şekilde kaydedildiği andan itibaren işlemeye başlıyor olmasıdır7

Bilgisayar programlarının, bir edebiyat eseri olarak korunması kabul edildikten sonra, kimin ve neyin korunacağı konusunun saptanması daha da netlik kazanmıştır. Böylece, bilgisayar programının yaratıcısı, programını hak sahibi olarak, eser sahibine tanınan bütün manevi ve parasal haklardan yararlanma yetkisine sahip bulunmaktadır. Bu yetki çerçevesi içinde, program sahibinin, programı kendi adı altında ve değişiklik yapılmaksızın topluma sunma yetkisi yanında, hak sahiplerine tanınan bütün parasal haklardan yararlanma söz konusu olmakla birlikte, uygulamada üzerinde durulan üç ana yararlanma konusu bulunmaktadır.8Uygulamada bilgisayar programının işlenmesi bakımından en sık görülen durumlar; bir programın yeniden biçimlendirilmesi, kaynak kodundan nesne koduna çevirme veya tersine mühendislik (reverseengineering) suretiyle yapılacak değişiklikler, mevcut programın işlenmesi suretiyle ortaya yeni bir program çıkarılması veya mevcut bir programda ekleme, silme yahut yeni düzenlemeler yapılması, hazırlık ve tasarım malzemesinin yüksek düzeyde bir programlama diline veya makine diline dönüştürülmesidir. 9 Zira bilgisayar programlarının eser sayılabilmesi için eser tanımına uygun şekilde eser sahibinin özelliğini taşıması gerekmektedir.“Apple firması kendi işletim sistemi üzerindeki telif hakkını ihlal ettiği için Franklin firmasına dava açmıştır mahkeme nesne kodun fikri hukuka konu olabileceğine karar verirken iki gerekçeye dayanmıştı. Birincisi, telif hakkı kanunu bilgisayar programını “bilgisayarda kesin sonuç olmak için doğrudan ya da dolaylı olarak kullanılan talimatlar dizisidir.” şeklinde tanımlamaktadır. Nesne kod da bilgisayarda doğrudan kullanılabildiğinden telif hakkına konu olur. İkincisi, kanun edebi eserleri, sadece kelimelerle değil, aynı zamanda “diğer sayısal sembol veya işaretlerle ifade edilen eserler” olarak tanımlanmaktadır. Nesne kodu, tanımın kapsamı içinde kalmaktadır. Bir programın ROM cihazına kaydedilmiş olmasının fikri hukuk bakımından önemi yoktur. Zira, programlardaki ifadelerin ROM cihazı içinde cisimlendirilmiş olması, kanunun aradığı “maddi vasıta ile tespit” şartını yerine getirmektedir. Bu davada en önemli nokta, işletim sisteminin bir metot veya proses olmadığı esasının Yüksek Mahkeme tarafından kabul edilmiş olmasıdır. Mahkeme, işletim talimatlarının proses veya çalışma olmadığı sonucuna varmakla, onlara fikri hukuk koruması sağlamıştır.10

 

KOD VE KODLAMANIN MAHİYETİ

Kod, bir program için bilgisayardan istenilenin oluşturulması ve yanıtlaması için kullanılan bir nevi cümlelerdir. Kodlama ise bilgisayar programı, uygulamalar vewebsiteleri oluşturmamızı sağlayan işlevlerdir. Patentlenebilen yeni teknolojilerin teknik karakter taşıması geleneksel olarak benimsenmiştir. Bilgisayar programlarının ve iş metotlarının teknik karakter taşıyan özellikleri için patent koruması sağlanmaktadır. Teknik karakter taşıyan,( örneğin ATM’ler (Automatic Teller Machine) gibi) iş yapmak için aygıt olarak kullanılan makineler ve üretim metotları için patent verilebilmektedir.11Ülkemizde bu konuyla ilgili olan kurumlar; Türk Patent Enstitüsü ve Kültür Bakanlığı, yeni kanun düzenlemeleri ve gelişmeler karşısında ortak hareket ederek işbirliği içine gidebilirler. Bilgisayar programları, ülkemizde FSEK(bu kanunda en son değişiklikler 21/02/2001 tarihinde yapılmıştır) ile korunmaktadır.12 Sınai Mülkiyet Hakları Kanununa göre bilgisayar programları ve veritabanları kodları patent ile korunamaz. Ancak, patentlenebilirlik kriterleri (yenilik, buluş basamağı, sanayiye uygulanabilirlik) sağlanması koşuluyla, program kodları hariç program algoritmaları yöntem olarak patent ile korunabilir.

Özetlemek gerekirse, bilgisayar programlarının program akışı, kaynak kodu ve nesne kodu unsurları ile hazırlık tasarımı olarak nitelendirilebilecek aşamaları fikrî hukuk koruması kapsamında yer alırken, FSEK’in 2’nci maddesinin son fıkrasında ifadesini bulan, arayüze temel oluşturan düşünce ve ilkeler de dâhil olmak üzere programın herhangi bir öğesine temel teşkil eden düşünce ve ilkeler koruma kapsamı dışında bırakılmıştır.13 Ancak bilgisayar programları, diğer edebi eserlerden farklı olarak, yerine getirdiği işlevler nedeniyle patent korumasına da konu olmaktadır. Fikrî- işlevsel ürün niteliği nedeniyle bilgisayar programları başta ABD olmak üzere pek çok gelişmiş ülkede patent korumasından yararlanabilmektedir. Hatta hızla gelişen teknolojik gelişmelere klasik telif hakları kurallarının uyarlanmasında yaşanan güçlükler nedeniyle, bilgisayar programları bakımından patent korumasına giderek artan bir eğilim sergilenmektedir. Ancak, bilgisayar programlarını patent koruması dışında bırakan AB ve Türk hukuku düzenlemeleri bakımından bu yaklaşımın dayanaksız olduğu değerlendirilmektedir. Buradan bilgisayar programlarının her halde patent koruması dışında olduğu sonucuna da varılmamalıdır. Günümüzde, bir buluş basamağı içeren ve sanayiye uygulanabilir nitelik taşıyan ürünlerin kontrolü çoğu zaman bilgisayarlar vasıtasıyla gerçekleştirilmektedir. Anılan nitelikteki ürünlerin patentlenmesi halinde, bu ürünlerin işlevlerini yerine getirmesinde rol oynayan bilgisayar programları da dolaylı olarak patent korumasında yararlanmaktadır. İşlevsel niteliğinin yadsınması mümkün olmayan bilgisayar programlarının patent korumasından yararlanabilmesi için hukukumuzda gerekli düzenlemelerin yapılması ve sui generis yapısı itibariyle işlevsel unsurları patent korumasından yararlanabilecek nitelikte olan bilgisayar programlarının, hem patent koruması hem de telif hakları çerçevesinde korumaya konu olması uygun bir çözüm olarak görülmektedir.

 

FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUKUNDAN KAYNAKLANAN SUÇLAR

5846 sayılı Fikri Ve Sanat Eserleri Kanunu 71.maddesinde “Ceza Davaları” başlığı altında suçlar düzenlenmiştir. İlgili kanuna göre “.Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Yine FSEK m.75 uyarınca bu suçların kovuşturulmasının şikâyete tabi suçlar olduğu belirtilmiştir. Fikri ve sınai mülkiyet suçlarıyla ilgili şikayetler acele işlerden sayılmaktadır. Maddenin devamında ise “Bu Kanunda yer alan soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlar dolayısıyla başta Millî Eğitim Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri olmak üzere ilgili gerçek ve tüzel kişiler tarafından, eser üzerinde manevi ve malî hak sahibi kişiler şikâyet haklarını kullanabilmelerini sağlamak amacıyla durumdan haberdar edilirler” hükmüne yer verilmiştir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tarafından koruma altına alınmış bir yazılımın sahibinin izni dışında kopyalanması,çoğaltılması, satılması, dağıtılması ve kullanılması yasaktır. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bir yazılımı yasal yollardan satın alan kişiye, bu yazılımın yedekleme amaçlı olarak bir adet kopyasını alma hakkı vermektedir. Yazılımın bir adetten fazla kopyasının alınması, yazılımın kiralanması, satılması yasaktır.14 (…) 

 

Kişisel Robotlar ve Kişisel Veriler

 

Kişisel Robotlar ve Kişisel Veriler

 

 

Gizem Gültekin Várkonyi

Araştırma Görevlisi, Doktora adayı

Szeged Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

 

 

 

Baştan açıkça belirtmeliyim ki, bu yazımda ben Yapay Zeka ile robotları ayırt etmeyeceğim. Robotları pek mümkün insansı robotlar gibi düşünümek zorunda değiliz, ancak, mutfakta kullandığımız soğan parçalama makinesine mutfak robotu diyen insanlar olarak, konuya ilişkin bir ayrım ve yorum yapmak durumundayız. Bir de başına “akıllı” sıfatı getirildiğinde bir anda akıllanan makinelerden de bahsediyor olmayacağım bu yazıda. Hepimiz Yapay Zeka ve robot kelimlerini yan yana getirdiğimizde, hemen hemen bilimkurgu filmlerindeki gibi robotları düşünmüyor muyuz aslında?  Ve o robotların biriyle yakın gelecekte karşılaşma olasılığımızın çok yüksek olduğu en azından Hukuk&Robotik blogu okurlarının farkındalığındadır diye tahmin ediyorum. Benim bu yazıda bahsettiğim robotlar fiziki yapısı onların hareket etmelerine olanak sağlayan, kesintisiz bilgi toplamaları ve işleyebilmeleri için çeşitli donanımlara sahip, insanlarla fiziksel bir ortamda bulunabilen ve elbette ileri seviyede yapay zekalı robotlardan olacaktır. Zaten, neden olmasın?

Öncelikle bir durum analizi yaparak başlamak istiyorum. Robotların bugünlerdeki en popüler konulardan biri olmakla beraber araştırmalarım esnasında bu teknolojiye yaklaşımları bakımından üç türlü grubun varlığını saptadım[1]: karşıtlar, çekingenler ve cesaretliler. Aslında hemen hemen her konuda bu gruplaşmayı görürüz; görürüz de, konu robotlar olunca grupların sınırları en azından bugün için çok net çizilmiş durumda. Hep beraber inceleyelim.

Birinci grup, yapay zekanın işlerimizi elimizden alacağını; ilgili teknolojiyi elinde tutanların bizleri sürekli gözlem altında tutacağını; mahremiyet, özgür seçim gibi değer ve hakların ortadan kalkacağını düşünen şüpheci ve reddedici bir grup. Bu grubun aynı zamanda yapay zekanın hiçbir zaman insan zekası ve yeteneklerini geçemeyeceğini iddia eden grup olması, grubun filozofisini anlamam açısından bana biraz garip gelmektedir. Hiçbir zaman var olamayacağını düşündükleri bir şeyden neden korkarlar, anlayabilmiş değilim ama, toplumu korkaklığa yönlendirmeleri bakımından kendilerini zararlı buluyorum.

İkinci grup konuyla ilgili bilimsel veya akademik araştırma yapmamış ancak temel bir bilgisi ve fikri olan, robotlardan hem korkan hem de konuya meraklı kişiler. Bunlar şu anda Avrupa toplumunun büyük bir kısmını oluşturuyor[2]. Bu kişilerin en büyük korku kaynağı ise konunun yasal ve etik açıdan yeteri kadar değerlendirilerek ortaya net çözümler koyabilecek kapasiteye gelinmemiş olduğunu bilmeleri. Ancak belki de bu topluluktaki insanların bazıları, 2007’de ilk Facebook hesabını açan insanlarla aynıydı. Hesabı 2007’de açan ancak 2018’de tamamen kaldırabildi bildiğiniz üzere.

Üçüncü grupta ise robotlarla ilgili her türlü gelişmeyi merakla bekleyen, deneyen, daha fazlasını isteyen ve her gelişmeyi deneyimlemeye hazır kişler bulunuyor. Bu kişiler teknolojinin insanın daha iyi bir hayat yaşayabilmesi için insan hizmetinde olmasını savunan, bunun ise ancak teknoloji bilinci yüksek, bilgi okur-yazarı bireylerle mümkün olduğunu düşünen; teknolojiye aç ama teknolojinin kötülere de hizmet ettiğini bilen, bu yüzden çekingenlere de hak veren ama bir türlü kendini tutamayıp cesaretle geliştirmeye ve denemeye devam edenler.

Yapay zeka ile ilgili bilimsel camiaya baktığımızda birbirinin dilini bu zamana kadar anlamaya pek yanaşmamış hukukçu-yazılımcılar gibi gruplar karşımıza çıkıyor. Yapay Zekanın ilk patlama dönemi olan 1950’lerde konuyla ilgili bir veya iki hukukçu dışında pek fazla bir çalışmaya rastlamadım. İkinci dönem olan 1980’lerde tek tük yazılara rastlasam da konunun tam anlamıyla iki disiplin arasına girmesi 2000’leri buluyor. Hukuk&Robotik gibi her iki alanı direkt olarak buluşturan ve insanların sıkıcı akademik platformlarda yaptıkları çalışmaları hala bilimsel ama serbest biçimde anlatabildikleri platformlar ise en azından ülkemizde yok denecek kadar az.

İnsanlar hangi gruptan olursa olsun bugün, IBM ve Google gibi teknoloji devlerinin, Çin ve Japonya gibi teknolojiyi devlet politikalarından ayırt etmeyen ülkelerin ortaya koyduğu ürün ve gelecek planlarının farkında. Eldeki teknolojinin tam anlamıyla kullanmasına engel olan şeylerden biri kuşkusuz, kanunlar (veya topyekun insanları ortadan kaldırmayı henüz düşünmüyor da olabilirler). Ancak, laboratuvarlardaki araştırmalar dünyanın herhangi bir yerinde yürürlükteki kanunlara göre değil de Moore’un kanunlarına göre ilerliyor.

Haliyle, koskoca hukuk bilimi, teknolojinin peşinden koşan ama “maç eksiği nedeniyle” teknolojinin hep gerisinde kalan bir hale gelmiş bulunuyor. Yaşama hakkının tüm uluslararası sözleşmelerde yer alabilmesi için birçok insanın ölmesi gerekmesi gibi, teknolojinin başımıza açacağı işleri önce bekleyip sonra adım atmayı planlıyoruz, ama yanılıyoruz. Yazımın devamında sizlere, robotlarla ilgili öngörebildiğim bazı konuları Kişisel Verilerin Korunması Hukuku kapsamında nasıl düzenlenebileceğini göstermeye çalışacağım.

Herkes uzun, sağlıklı ve rahat bir yaşamı olsun ister. Şahsen ev işi yapmak yerine yapacak daha farklı şeyler bulabilirim. Makale yazabilir, spor yapabilir veya maç izleyebilirim. Hayatımı sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için istediğim zaman sağlık durumumu gözlemlyebileceğim bir asistanım olsun, bu asistanım bana sağlıklı yaşamla ilgili kişiselleştirilmiş bilgi versin ve endişe uyandıran bir durumda sağlığımla ilgili bilgilerim doktorum tarafından zahmetsizce ulaşılabilsin isterim. Hatta doktorumu her basit durumda rahatsız etmeyeyim, yapay zekalı robotum bana teşhisimi koyup tedavimi versin isterim (Yaşasın! Grip oldum diye doktora gidilen günler yakında geride mi kalacak?). Hasta, yalnız, yaşlı veya engelli kişilerin yanlarında onlara arkadaşlık edebilecek, onlara hayatı kolaylaştıracak robotları sadece ben mi isterim bu dünyada?

İstediğimiz şeyler aslında bugün teknik olarak hemen hemen mümkün, ancak kanımca hem toplumun kendisi hem de toplum düzenini sağlamakla görevli gerçek veya tüzel kişiler buna henüz hazır değiller. Çünkü, örneğin, bence gayet açık ki,  tüm bu kişisel hizmetlerin  gerçekleşebilmesi için yapay zekanın ihtiyaç duyduğu şeylerden belki de ilki ve en önemlisi, kişisel veri. Konunun etik kısmının boyumu aşacağı endişesiyle konuyu profesyonellerine bırakıp, bir robotun yaşam kaynağının kişisel bilgi olduğuna işaret etmek istiyorum. Ve hatta, dünyadaki herhangi bir Kişisel Verileri Koruma Hukukunun robotların veri toplama ve işleme özelliklerini durduramayacağını iddia ediyorum. Bu kapsamda AB’nin meşhur Kişisel Verileri Koruma Tüzüğü’nden (KVKT) yola çıkarak bu savımı açıklamaya çalışacağım.

Bir veri koruma yasasının en temel görevi, kişisel verilerin yasal çerçeveler içerisinde veya kişilerin rızası doğrultusunda sınırlandırılarak toplanması ve işlenmesine olanak sağlamaktır. Cümlemin içerisindeki zıtlığı sizin de fark etmiş olduğunuzu tahmin ederek, veri koruma yasalarının sınırlandırıcı özelliğine tekrar dikkatiniz çekmek isterim. Bu açıdan aslında, kişisel verileri koruma hukuku, teknolojinin sınırsızca gelişebilmesinin önündeki en büyük engellerden biri (iyi ki de öyle). Sınırsızlığı sınırlayabildiği için de temel bir hak olan kişisel verilerin korunması hakkını sağlayan yasal temel.

İlk ulusal Kişisel Verileri Koruma (KVK) kanunu 1973 yılında İsveç’te kabul edilmiş ve birçok Avrupa ülkesi tarafından kısa zamanda örnek alınarak yasalara dahil edilmiştir. Avrupa Konseyi’nin 1981’de ülkemizin de içinde bulunduğu Konsey üyesi ülkelerin onayına sunduğu 108 no’lu Sözleşme ile KVK hakkının Avrupa için ne kadar önemli olduğu vurgulanmıştır. KVK hakkı konusunda Almanya gibi hassas bir geçmişe sahip üyeleri bulunan AB ise1995’te kabul ettiği Direktif sayesinde KVK hakkını hukuksal genel bir çerçevede belirlenmiş, uygulamayı ise üye ülkelerin kendi hukuk sistemine bırakmıştır. Bu durum her ülkenin kendi KVK rejimini geliştirmesine sebep olmuş ve bu durumun Birlik ruhunu aykırı olduğu hem Üye Ülkelerce hem de AB’ce kabul edilmiştir. Siyasi, ekonomik, güvenlik gibi mümkün olan her alanda diğer ülkelere karşı tek bir duruş sergileyen AB, KVK konusunda da üye ülkelerin tümünde aynı şekilde uygulanmasını öngören KVKT’yi 25 Mayıs 2018 günü yürürlüğe koymuştur. Burada AB hukuk sistemi gereği, KVKT’nin 27 ülkede de aynı şekilde uygulanması gerektiğini tekrar vurgulamak isterim; çünkü örneğin İsveç gibi ifade özgürlüğünün KVK hakkından daha üstün tutulduğu veya İrlanda gibi KVK rejiminin oldukça zayıf olduğu (Facebook, Google falan neden İrlanda’ya kurdu Avrupa temsilciliklerini, değil mi?) gibi ülkelerde mutlaka farklı yorumlamalar ortaya çıkacaktır. Konumuzun bu olmadığını hatırlayarak, KVKT’nin getirdiği bazı yeniliklere dikkatinizi çekmek isterim. KVKT, ilgili kişilere Unutulma Hakkı, kişilerin verilerini bir sistemden başka bir veri sorumlusunun sistemine taşıma hakkı gibi yeni haklar tanırken; ilgili kişilerin (yani verinin asıl sahibi olan kişilerin) vereceği rızanın hangi şartlar altında geçerli olacağı hususunu da kapsamlı biçimde açıklayarak geliştirmiştir.

KVKT’ye göre geçerli rıza, kişisel verilerin ancak açık ve belli amaçlar çerçeçesinde; ilgili kişinin bu amaçlar hakkında bilgilendirilerek seçimi kendisine bırakması biçiminde tanımlanabilir. Kişi, seçimini yaparken alacağı hizmeti eksik alacağı veya hiç almayacağı konusunda edişelenmeden seçimini özgürce yapabilmelidir. Ayrıca, birbirine benzese bile tamamen birbirinde bağımsız birden fazla amaca yönelik rızalarını tek tek her konu için verebilmelidir.  Veri sorumluları, kişinin yaptığı seçimi açıkça belirtecek biçimde gösterebileceği platformlar hazırlamalı ve rızanın geçerliliğini her zaman kanıtlayabilmelidir. Kişiler için rızalarını çekmek, rıza vermeleri gibi kolay olmalıdır.

İşte şimdi aklınızın bulandığını tahmin ediyorum.

Bir robot düşünün, bu robot Hizmet Robotu grubundan[3] kişisel bir Sosyal Robot, diğer bir deyişle, kişisel asistan robotu olsun. Sizinle her konuda iletişime girebilen, size gündelik hayatınızın her anında asistanlık edebilen bir robot. Onunla duygularınızı paylaşabilirsiniz, ondan finansal konularda yardımlar alabilirsiniz. Onu evinizde ailenizle birlkteyken bir eğlence aracı olarak da kullanabilirsiniz. Sağlık durumunuz onun tarafından kontrol edilmekte, üzgün olduğunuz anlar onun tarafından fark edilmekte ve o önünüze hemen sizi mutlu edecek çözümleri getirmekte.

Bu robot Doğal Dil İşleme ile Yüz ve Ses Tanıma teknikleri konusunda ileri seviyede, Nesnelerin Interneti araçlarından bilgi toplayabilen ve bu bilgiyi anlamlı hale getirebilen bir robot. Bu robot aslında, gelişmiş donanımı sayesinde çevresindekileri algılayabilen bir kişisel asistan, bir makina-sapienden[4] başka bir şey değil.

Kişisel asistanlar gibi çok amaçlı robotlar henüz laboratuvarlarda geliştirilmekte olsa da, çeşitli formlarda gündelik hayatın belli alanlarında önemli görevler almaya yavaş yavaş başladılar. Pepper gibi Sosyal Robotlar[5] (ki bu kategorideki robotlar sosyal zekaya sahip ve insanlarla sosyal ilişki kurabiliyor demek[6]), eğitim ve sağlık alanlarında yavaş yavaş insanlarla yaşamaya başladı.

Öncelikle bir durum analizi yapalım. Yukarıdaki gibi bir robot çok açıkça hem genel anlamdaki kişisel verileri hem de hassas kişisel verileri toplayabilecek ve işleyebilecek kapasitededir. Robotumuz gelişmiş Makine Öğrenme yetenekleri sayesinde normalde gereksiz[7] gibi görünen bilgiler de dahil her türlü bilgiyi anlamlandırabilmekte, hatta, kişisel verileri ustalıkla hassas verilere çevirebilmektedir. Robotun donanımı aracılığıyla ve Nesnelerin İnterneti cihazlarından topladğı veriler dışında, asistanı olduğu kişi ile ilgili (izin verildiği sürece) internetten, örneğin sosyal medya veya elektronik bankacılık hesaplarından bilgi toplayabilmesi çok kolaydır. Tüm bunların yanı sıra, fiziki görüntüsü özellikle insan veya hayvan formunda tasarlanmış robotlarla insanların duygusal bir bağ kurması, onlara gerçek bir insana güveniyor gibi güvenmesi, kişilerin kendisini başlı başına robotun bilgi kaynağı yapmaktadır.

Böyle bir robotun örneğin evde kişisel kullanıma açıldığını düşündüğümüzde öncelikle arada bir satış sözleşmesi bulunacağını ve bundan dolayı tüketici-satıcı ilişkisi kurulacağını düşünmekteyim. Haliyle, verilerin işlenmesi için gerekli yasal temelin kullanıcının kendi rızasından başka yasal bir dayanağı olamayacağı ortada. Ancak günümüzde Gizlilik Sözleşmelerinin neredeyse hiç okunmadığı, okunsa da anlaşılamadığı; kullanıcıların birçok teknolojik ürünün kendi kendine ses veya görüntü kaydetme özelliğinden haberi olmadan bu ürünleri evine getirdiği; daha üreticisinin bile öngöremediği amaçlar için veri topladığını bilmediği[8] gibi durumlarda, rızası sizce ne kadar geçerli olabilir? Heleki daha fazla kişisel verinin daha fazla kişisel hizmet ve mutluluğa giden yol olduğunu

Amaçların gayet açık, rızanın tamamen bilinçli bir kullanıcı tarafından verildiğini varsayalım. Veri, bizim robotun Sinir Ağı’nın bir parçası olmuş durumdayken bu veriyi silebilmek, robota “unutturabilmek” teknik olarak mümkün mü? Bu durumda verilmiş rızayı nasıl geri alacağız? Verdiğimiz bunca kişisel bilginin robot üreticileri tarafından tamamen göz ardı edileceğinden nasıl emin olabiliriz, hele ki bugün Skype, ki benim bildiğim kadarıyla Skype internet tabanlı bir iletişim aracından başka bir şey değildi, kullanıcılarına “arkadaşlarıyla sohbet eder gibi sohbet edebilecekleri” sosyal bir bot [9]önerebiliyorken.

Gelecek her gün daha da yakın ve teknoloji bugün çok hızlıymış gibi görünüyor olsa da, yarın bugünkü kadar yavaş olmayacak. Bu yazıda sorduğum soruların cevabının bugün verilmesi gerek robot hukuku gerekse etik konusunda ileride yapılacak çalışmalara ışık tutabilir. Özellikle, dünyanın en güncel ve en gelmiş KVK hukukuna sabip AB’nin bile KVKT’yi hazırlarken kişisel robotları görmezden geldiğini KVKT’nin yürürülüğe girmesina kadar ve yürürlüğe girdikten sonra yayımladığı birçok raporda tespit edebilmek mümkün. Bir teknoloji “cesaretlisi” olarak “çekindiğim” tek konu, kişisel verilerin kendi yaşam kaynağı olan robotların değil, hayatını daha iyi şartlarda yaşamak için bu robotlardan faydalanan kullanıcın haberi bile olmadan onların hayatını gözetleyen başka mekanizmaların varlığı. Bu yüzden iş sadece hukuka bırakılmamalı, hem bireylerin hem de robotikle ilgili diğer disiplinlerin farkındalığı artırılarak iyi senaryolara önayak olunmalıdır.

Vakit ayırıp yazımı sonuna kadar ilgiyle okuduğunuz için teşekkür ederim.

 

Yazar hakkında ayrıca bakınız: 

https://robotic.legal/author/ggvarkonyi/

 

[1] İkincil referans: Umberto Eco, Apocalittici e integrati, Bompiani, 1964 https://ia.italia.it/assets/whitepaper.pdf

[2] Special Eurobarometer 460-March 2017: Attitudes towards the impact of digitisation and automation on daily life Eurobarometer special survey

[3] International Federation of Robotics https://ifr.org/service-robots

[4] Hallevy, G., (2010) The Criminal Liabiliıty of Artificial Intelligence Entities-From Science Fiction To Legal Social Control. Akron Intellectual Property Journal, 4(2), p5. Available at: http://ssrn.com/abstract=1564096 

[5] ICub: https://www.iit.it/research/lines/icub ; Furhat: https://www.furhatrobotics.com

[6] Breazeal, C.: Designing Sociable Robots. The MIT Press, Cambridge, MA (2002)

[7] Robert van den Hoven van Genderen (2017), Privacy and Data Protection in the Age of Pervasive Technologies in AI and Robotics, EDPL, 3,  p12.

[8] Millar, Jason and Kerr, Ian R. (2013) Delegation, Relinquishment and Responsibility: The Prospect of Expert Robots  https://ssrn.com/abstract=2234645, p107.

[9] https://support.skype.com/en/faq/FA34646/what-are-skype-bots-and-how-do-i-add-them-as-contacts


Alıntı için :

Gizem Gültekin Várkonyi
"Kişisel Robotlar ve Kişisel Veriler"
Hukuk & Robotik, Pazartesi Aralık 10th, 2018
https://robotic.legal/kisisel-robotlar-ve-kisisel-veriler/- 15/04/2021

Dijital Diplomasi-1

 

Dijital Diplomasi-1

 

facebook_diplomacy

 

Uluslararası ilişkiler, geçmişten günümüze gelişmeye devam etmektedir. Diplomasi, bu ilişkilerin yürütülmesinde önemli bir yere sahip olmuştur. Devletlerarası ilişkilerin gelişiminde, özellikle barışçıl çözüm yollarının belirlenmesinde diplomasiye ağırlık verilmeye başlanmıştır. Günümüzde diplomasi artık sadece siyasi nitelikte olmayıp ekonomik, ticari, askeri ve kültürel birçok alanı içinde barındırmaktadır.

Tarih boyunca diplomasinin farklı birçok tanımı yapılmıştır. Diplomasi kavramı uluslararası ilişkilerdeki süreçleri yürütme anlamında ilk olarak 1976 yılında Edmund Burke tarafından kullanılmıştır. Burke, diplomasiyi “devletlerarası ilişkilerin ve görüşmelerin yürütülmesinde uygulanan beceri ve taktik” olarak tanımlamıştır.1

Diplomasi, tarihsel süreçte çeşitli ayrımlara tabi olmuştur. Günümüzde teknolojide yaşanan ilerlemeler sonucu diplomasi de bu yönde gelişim göstermiştir. Bu bakımdan teknolojinin artan önemini ve gelişen veri ağını diplomasi açısından göz ardı etmemek gerekir.

Günümüz dünyasında dışişleri bakanlarından katiplere, politik ve diplomatik süreçlerde yer alan bütün taraflar, sosyal medya platformlarına eşit şekilde erişebilir ya da birer web sitesi oluşturabilir. The Guardian gazetesinin Kasım 2016’daki haberinde, diplomatik çevrelerde, ki buna BM ve AB genel merkezinde yapılan bazı önemli oylama ve müzakere süreçleri bile dahil, WhatsApp uygulamasının temel iletişim aracı haline geldiği belirtilmiştir.2

Kamusallığın yoğun olduğu, kapalı bir dünya olarak düşünülen diplomasi de gelişen iletişim teknolojileri sayesinde yeni bir boyut kazanmaya başlamıştır. Örneğin, Rusya Dışişleri Bakanlığı, çizdiği sıkıcı ve donuk imajı düzeltmek için özellikle Twitter kullanımını geliştirmiştir.CIA ve Rusya Dışişleri Bakanlığı arasında Twitter’da şöyle bir dialog yaşanmıştır:CIA’in Rusça konuşan, yeni üniversite mezunlarına yönelik iş ilanı tweetine Rusya Dışişleri Bakanlığı, “uzmanlar ve tavsiyelerle yardımcı olmaya hazırız” tweeti ile yanıt vermiştir.Buna benzer örnekler diplomasinin yeni ve dinamik bir hale evrilmeye başladığının göstergesidir.3

Bunun yanında sanal platformlarda yanlış bilgiler barındırarak yayılan dini, siyasi ve sosyolojik içeriklerin önlenmesi de artık dijital diplomasinin bir konusu haline gelmiştir. Çünkü bu içerikler ciddi toplumsal krizlere sebep olabilmekte ve diplomatik iletişimi sekteye uğratıp krizi daha da tırmandırabilmektedir. Bu yüzden otomasyon artık diplomasi için kritik bir önem taşımaktadır.

Botlar tarafından çıkarılan bir kriz kitlesel bir kaosa dönüşebileceğinden, bu durum özellikle büyükelçiler için büyük sorunlar yaratabilir.Bu olaylar karşısında hükümet çıkarlarına zarar vermemek adına elçiler sessiz kalmayı da tercih edebilir.Ancak unutmamak gerekir ki, etkileşimden uzak durmak, hesap gerçek kişiye ait ise bilişimsel diplomasi çabalarına zarar verebilecektir.

Diplomatların sosyal medyada yer almaları yaşanacak krizlere kısa sürede çözüm bulmak adına etkili bir yol olabilecekken bazı belirsiz durumlar da yaratabilmektedir. Örneğin, bir diplomatın dış politika konulu bir makaleyi beğenmesi ya da paylaşması, resmi hükümet görüşü olarak yorumlanmasına sebep olabilir. Bu durum tartışmalara da sebep olabilir ve tartışmaya sıradan vatandaşlar da dahil olabilir, dahası anonim hesaplardan gelen tepkiler karşısında ne yapılacağı temel bir sorun yaratabilir.4Bunu engellemenin yolu, yalnızca doğrulanmış ya da en azından gerçek bir isme sahip gibi görünen hesaplara yanıt vermektir. Bir diğer yol ise veri bilimciler ile iş birliği yaparak siyasi süreçlerin etki ağını haritalandırmak ve hangi hesapların siyasi tartışmalarda en etkili ve yönlendirici konuma sahip olduklarını anlamaya çalışmaktır.5

Belirsizlik ve tedirginlik yaratabilen dijitalleşme, izlenecek hükümet politikaları sayesinde daha verimli ve faydalı sonuçlar yakalamak için kullanılabilir. Günümüzde hızlı bir ivme yakalayan yapay zekadan diplomasi alanında da faydalanılabilir. Geliştirilecek yapay zekâlı diplomatlar sanal ortamda vatandaşların sorularını yanıtlayabilir ve hızlı çözümler üretmede daha aktif olabilir

Yapay zekânın daha etken ve verimli kullanılabilmesi için bunun devlet politikası haline getirilmesi ve hatta uluslararası iş birliği ile ilerletilmesi gerekir.Örneğin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, yapay zekânın önemini vurgulayan açıklamalarda bulunmuştur Putin, yapay zekâda öne geçenlerin “dünyayı yöneteceğini” söyleyip, “gelecek yapay zekâya ait” diyerek bunun önemini vurgulamıştır. Bunun sadece Rusya için değil, tüm insanlık için böyle olduğunu belirtmiştir.Ayrıca yapay zekânın “tahmin edilmesi güç tehditler getirdiğini” de ekleyen Putin, buna karşın Rusya’nın yapay zekâda öne geçmek istediğini söylemiştir. Putin ayrıca, “Bu tekelin belli birilerinin elinde olmasını gerçekten istemezdim” sözleriyle bu gücün belli güçler tarafından ele geçirilmesinden duyduğu endişeyi de dile getirmiştir.6

Gelirinin büyük bir kısmını petrolden elde eden Birleşik Arap Emirlikleri’nin de geleceğe yönelik bu teknolojik yatırımları yapıyor olması dünyanın değiştiğinin bir kanıtıdır.Yapay zekâ teknolojisine yatırımların çekilmek istendiği bölgede bu durum bakanlık seviyesine taşımıştır.Birleşik Arap Emirlikleri, kabinesinde yeni bir pozisyon oluşturarak yapay zekâdan sorumlu olarak çalışacak bir bakan atamıştır. BAE Başbakanı Sheikh Mohammed bin Rashid, durumu Twitter üzerinden açıklayarak, yeni bakanı duyurmuştur7

Yaşanan bu gelişmeler dijital diplomasinin artık diplomasi kavramının temel taşlarından biri olduğunu gösteriyor. Devletler bu dijital ortama uyum sağlamak adına gerekli politikaları benimseyip ve iş birlikleri geliştiriyor.

Selin Çetin

 

 

 

 

Metal Yakalılar

 

Metal Yakalılar

 

Teknolojik inovasyon hayatımızı hızlı bir şekilde değiştirmeye başladı. Robotik teknolojide yaşanan hızlı büyüme yakın bir gelecekte sosyal hayatımızda da hissedilecek gibi görünüyor. Robotlar şu an için endüstriyel alanda yoğun bir şekilde kullanılmakla birlikte hizmet sektörü de robotlarla desteklenmeye başlandı. Robotlar, okullardan hastanelere kadar birçok alanda kullanılıyor.  Özellikle sağlık sektöründe hastalıkların teşhisinden, hastalara ait verilerin analizine kadar pek çok noktada doktorların, hemşirelerin ve teknisyenlerin asistanlığını yapmaya başlamış durumda.

Yapay zekâ odaklı iş süreçlerinin geliştirilmesi gelir ve büyüme üzerinde de etkili olmaya başlıyor ve gelecek yıllarda bu büyümenin devam etmesi bekleniyor. Buna paralele olarak, yeni mesleklerin de gelişmesi sektöre farklı açılımlar kazandıracak gibi gözüküyor. 

Bu teknolojik değişim dalgası meslek profillerini değiştirdiğinden, bu durum, bazı işçilerin mevcut endüstri içinde ya da başka bir sektöre geçişte yetkin olmalarını ya da yeniden eğitilmelerini gerekli kılacak. Mevcut çalışanların teknolojik gelişim karşısında yetenekli bireyler olmalarını sürekli kılmak için teknoloji tabanlı öğrenme programları gereklidir. Buradaki önemli soru ise bu programları kimin finanse edeceğidir. Hükümetler, yatırımları teşvik etmek ve eğitim kurumlarına doğrudan finansman sağlamak için önemli bir rol oynayacaktır. (Robotics, Robots and the Workplace of the Future, 2018)

Robotlar ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi

Tarihsel sürece bakıldığında, tarımın makineleşmesi milyonlarca insanı işinden etti, işsiz kalan ırgat yığınlarını fabrikalarda iş aramak üzere şehre göçe zorladı. Ardından otomasyon ve küreselleşme, işçileri üretim sektöründen hizmet sektörüne kaydırdı. Bu geçiş dönemlerinde kısa vadeli işsizlik yükseldiyse de bu dönemler asla kalıcı olmadı. Yeni iş alanları doğdu. Eski işlerini kaybedenlerin önlerinde yeni kapılar açıldı. Dahası, bu yeni işler genelde eskilerinden daha makbuldü. Daha yüksek beceri gerektiriyor ancak daha iyi para getiriyordu. Üretimde kullanılan makineler geliştikçe, bu makineleri kullanan işçilerin üretkenlikleri de arttı. Böylece işçiler daha değerli hale geldiler ve yüksek ücretler talep edebildiler. Bu savaş sonrası dönemde, üretkenlikteki yükseliş ortalama işçinin ücretine yansıdı; gelişen teknoloji işçinin cebine para koydu. Bu işçiler de artan gelirleriyle daha fazla tüketim yaptılar. (Ford, 2018)

Üretkenlik artışı 1950’lerde işçinin cebine gidiyordu, ama artık neredeyse tamamen işverenlerin ve yatırımcıların cebine gidiyor. Milli gelirin emeğe giden payı sermayeye giden paya oranla hızla düştü ve serbest düşüşe devam ediyor. Bu durum karşısında, teknolojiyle ilgili en temel varsayımlarımızdan biri olan “Makine, işçinin üretkenliğini artıran bir araçtır.” varsayımını da sorgulamamız gerekecek. Çünkü günümüzde artık makineler bizzat işçi haline geliyor. (Ford, 2018)

OECD’nin 2016 göstergeleri özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin otomasyon karşısında daha büyük yıkımlarla karşılaşacağını gösteriyor. Otomasyon sonucu, tüm ekonomi daha az emek yoğun ve daha çok sermaye yoğun haline gelebilir. Örneğin, Google ve Facebook gibi yeni doğan şirketler devasa pazar değerlerine sahip olmalarına rağmen, çalıştırdıkları insan sayıları, bu şirketlerin boyutlarına ve etkilerine oranla çok küçük kalıyor. (Ford, 2018)

Robotların Vergilendirilmesi

Robotların vergilendirilmesi konusu uzun süre göz ardı edildi. Ancak Şubat 2017’de Avrupa Parlamentosu’na sunulan, işten çıkarılan işçilerin fonlarını finanse etmek için “robot vergisi” önerisi ile robotların vergilendirilmesi fikri yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.

Robotların Vergi Mükellefi Olması

Robotların vergilendirilmesine konusunu iki açıdan incelemek gerekir: Robotun vergi ödemesi ve robot üzerinden vergi alınması.

Türk Vergi Usul Kanunu’na baktığımızda, madde 8 vergi mükellefini tanımlamaktadır. Buna göre, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden “gerçek veya tüzel kişi”dir. Bu noktada, öncelikle robotun insan gibi gerçek kişi kabul edilebilmesine yönelik etik ve hukuksal tartışmalar gündeme gelecektir. Bakıldığında günümüzde var olan hukuk sistemlerinin öznesi insandır. İnsanlar, kişiliğin analizi için başlangıç noktasıdır. Kişiliğin farklı tanımları olmakla beraber genel olarak hak ve borçlara tabi olmayı içerir. Bu anlamıyla kişilik, hak ehliyeti ile eş anlamlıdır. (Öğüz & Dural, Türk Özel Hukuku, Kişiler Hukuku, 2013).Günümüzde ülkeler arası farklılık olmakla beraber, hak ehliyetine yani kişiliğe sahip olma açısından eşitlik ve genellik prensiplerini kabul edilmiş durumda. Yani her insanın hak ehliyeti vardır ve bütün insanlar haklara ve borçlara ehil olmada eşittir.

Bununla birlikte, kanun gerçek kişi yanında tüzel kişiliğe de yer vermiş durumda. Türk Medeni Kanunu madde 47 vd. göre, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belirli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.

Bu açıklamalar ışığında, başta yaratılış olmakla birlikte günümüzde insana özgü pek çok nitelikten aciz olan robotların gerçek kişi olarak kabul görmesi düşünülemez. Keza, tüzel kişilik bakımından da gerekli organizasyon ilişkisi robotlar için mümkün olamayacağından, robotlara mevcut düzenlemeler çerçevesinde kişilik tanınması ve insan işçinin yerine geçerek üretim yapan robotun verdiği “emek” karşısında ücret alabilmesi de günümüzde mümkün değildir. Kanunun lafzından da anlaşılmaktadır ki robot gibi mekanik varlıkların vergi mükellefi olması söz konusu olmayacaktır. Mevcut durum karşısında robotları “eşya” statüsünde tutmaya devam edeceğiz. Ancak ilerleyen yıllarda gerçek kişi ve tüzel kişi ayrımının yanında robotlara yönelik kişilik tanımlamaları da yapılabilir.

Robotların Vergilendirilmesi Sorunu

Türk Vergi Hukuku sistemi köken olarak Batı Avrupa ve özellikle Federal Almanya yasaları örnek alınarak oluşturulmuştur. 1921 yılında hazırlanan ilk anayasamızda vergilendirme ile ilgili bir hükme yer verilmemişti. 1924 Anayasası ise vergiyi devletin genel harcamalarına halkın katılması olarak tanımlıyor ve vergilerin ancak yasa ile tarh ve tahsil edilebileceğini belirtiyordu. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli vergi reformu ise 1949 ila 1950 yılları arasında Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunlarının kabul edilmesi ile gerçekleşmiştir. 1961 Anayasası ise yasaların Anayasaya uygunluklarının Anayasa Mahkemesi tarafından yargısal denetime tabi tutulmasını kabul etmişti. 1980’den sonra hemen hemen bütün vergi yasalarında önemli değişiklikler yapılmıştır. 1980 sonrasında çıkarılan vergi yasalarında, yürütme organına geniş kapsamlı yetki devredilmesi bu dönemin en belirgin özelliği olarak gözükmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığından, günümüzde yaşanan teknolojik gelişmelere adapte olması ve hukuksal düzenlemelerini de buna göre tekrar şekillendirmesi gerekecektir.

Türk Vergi Sistemi özel hukuk anlamında şu üçlü ayrım çerçevesinde incelenebilir:

* Gelir üzerinden alınan vergiler,

* Servetten alınan vergiler,

* Harcamalardan alınan vergiler.

1.Gelir Üzerinden Alınan Vergiler ve Robotlar

Çağdaş vergi sistemlerinin büyük bir kısmını gelirden alınan vergiler oluşturmaktadır. Türk Vergi Sistemi de “gelir vergisi” ve “kurumlar vergisi” olmak üzere geliri vergilendiren iki ayrı vergi türüne yer vermiştir. 

1.1. Gelir Vergisi Bakımından Robotlar 

Gelir vergisinin konusu, gerçek kişilerin elde ettiği gelirdir. Dolayısıyla gelir elde eden kişi vergi yükümlüsü statüsündedir ve düzenlemeye göre gelir vergisinin yükümlüsü gerçek kişilerdir. Gelir vergisinin yükümlüsü olarak gerçek kişi kavramı, bütünüyle medeni hukuk kurallarına göre saptanacaktır. Buna göre, gerçek kişilerde kişiliğin başlaması, sona ermesi, gerçek kişilerin hak ve fiil ehliyeti gibi konular Medeni Kanun hükümleri esas tutulmak suretiyle çözümlenecektir. Gerçek kişi kavramının medeni hukuk çerçevesinde çözümlenmesine karşın, vergi ehliyeti konusunda vergi hukuku düzenlemeleri esas tutulacaktır. Bunun sonucunda, gelir elde eden gerçek kişiler, medeni hukuk anlamında ehil olmasalar dahi, vergi borcunun yüklenmesi bakımından ehliyeti haiz kabul edilebilirler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların gerçek kişi statüsüne sahip olabilmesi ile ilgili daha önce yukarıda yapılan açıklamalar da göz önünde bulundurulduğunda, şirkette çalıştırılan robot işçilerin “emek”leri karşılığı ücrete hak kazanmaları söz konusu olamayacaktır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesine göre, “ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.” Bu bağlamda, henüz medeni hukuk anlamında gerçek kişi statüsünde değerlendiremeyeceğimiz robotların, gerçek kişi gibi gelir elde etmesinden de bahsedemeyiz. Dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu kapsamında bir vergi mükellefiyetinden söz edemeyiz.

Bununla birlikte, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri tarafından kiraya verilmelerinden elde edilen geliri gayrimenkul sermaye iradı olarak tanımlamaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu tanım kapsamına giren “gayrimenkullerden ayrı kiraya verilen mütemmim cüzler ve teferruat ile tesisat, demirbaş eşya ve döşemeler” üzerinden gelir vergisi alınması da söz konusudur. Dolayısıyla bir fabrikada demirbaş olarak bulundurulan robotların kiraya verilmesinden elde edilecek gelirin vergilendirilmesi gerekecektir.

Gelir Vergisi Kanunu’nda 80’inci madde, gelir çeşidi olarak “diğer kazanç ve iratlar”ı düzenlemiştir. Bu madde kapsamında kazançlar “değer artışı kazançları” ve “arızi (geçici) kazançlar” olarak ikiye ayrılmıştır.

Değer artış kazançlar kısaca, kişilerin bir kısım sermaye varlığı unsurlarını bir süre ellerinde bulundurduktan sonra paraya çevirerek elden çıkarmaları sonucunda elde ettikleri gelirdir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu bakımdan örneğin, sanayi, ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir deneyime ait bilgilerle gizli formül ya da imalat üzerindeki kullanma hakkı gibi hakların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar değer artış kazancı olarak vergilendirilir. Dolayısıyla robotlar ve yapay zekâ üzerinden elde edilen hakların vergilendirilmesi düşünülebilir. Ayrıca yapay zekâ ve robotik ürünlerin telif haklarının mucitleri ve bunların yasal mirasçıları dışında kalan kimseler tarafından elden çıkarılmasından doğan kazançların da vergilendirilmesi söz konusu olabilir.

Bir şirket robotik teknoloji ile yürüttüğü faaliyetlerini durdurduktan sonra ardakalan mal varlığı unsurlarının tamamen ya da kısmen elden çıkarması sonucunda elde edilen kazanç da değer artışı kazancı olarak vergilendirilebilir.

1.2. Kurumlar Vergisi Bakımından Robotlar

Kurumlar vergisi, gerçek kişiler, bireysel işletmeler ve şahıs şirketleri dışında bir kısım tüzel kişilerle tüzel kişiliği bulunmayan bir kısım oluşumların gelirini vergilendirmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Buradaki yaklaşım sermaye gelirlerinin emek gelirlerine göre daha ağır vergilendirilmek istenmesidir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi bakımından kurumlar vergisinin konusunu kurum kazançları oluşturmaktadır. Ayrıca aynı maddeye göre, kurumlar vergisinin yükümlüleri sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarıdır. 

Robotlara kişilik tanınmasına yönelik ortaya konulan önerilerden biri de Avrupa Birliği nezdinde çalışmalar yürüten EuRobotics çalışma grubunundur. Önerdikleri elektronik kişilik modeli de tüzel kişilikten yola çıkıyor ve tüzel kişilik modelinin robotlar için de uygulanabileceğini savunuyorlar. Her robotun bir resmi sicile kaydedilmesi ve kayıt anında bu pakete, yani kişiliğe hak kazanması şeklinde ticari sicil sistemine benzer bir yapı tasarlıyor ve tazminat sorumluluğu oluşması halinde bu fonlara başvurulması önerisinde bulunuyorlar. (Leroux & Labruto, 2012)

Her ne kadar tüzel kişi modelinden yola çıkılsa da bunların vergilendirilebilmesi için gelir vergisinde olduğu gibi bir gelirin- kurum kazancının- elde edilmiş olması gerekir. Söz konusu öneride otonom robotların resmi sicile kaydedildikten sonra faaliyet alanına göre özgülenecek malvarlığının oluşturulmasından bahsedilmektedir. Ancak, kurumlar vergisinde matrahın hesaplanmasına bakıldığında, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç ile ilgili hükümlerine gönderme yapıldığı görülmektedir. Bu bakımdan, robotlar için tüzel kişilik gibi bir statünün belirlenmesinin yanında kurumlar vergisinin uygulanabilmesi için bu kazanç elde etme unsurunun ve bu kapsamda yürütülecek faaliyetin sürekliliğinin de bulunması gerekecektir.

2.Servetten Alınan Vergiler ve Robotlar

Türk Vergi Hukuku’nda gelir ve harcamalardan alınan vergilerin yanı sıra, servetten alınan vergilere de yer verilmektedir. Bu kategoride emlak vergisi, veraset ve intikal vergisi, motorlu taşıtlar vergisi bulunmaktadır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci fıkrasında, vergi yükümlülüğünün kayıt ve tescil ile başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Motorlu taşıtlar vergisinin konusunu motorlu kara ve hava taşıtları oluşturmaktadır. Vergi yükümlüsü ise ilgili sicile adlarına motorlu araç kayıt ve tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilerden oluşmaktadır.

Robotlar bakımından yapılacak değerlendirmede, doğrudan motorlu taşıtlar vergisine tabi tutulmaları düşünülemez. Ancak, robotlar için öngörülen kişilik modellerinden de yola çıkarak, oluşturulacak bir sicil sistemi ile robotların tescil edilmesi yoluna gidilebilir. Bu sayede sicile kayıt ve tescil edilenlerin vergi kapsamına alınması, kayıt anında robotun mülkiyeti üstünde görünen kişinin de vergi yükümlüsü olması söz konusu olabilir. Sicilde mülkiyetin değişmesi ile yükümlülük de doğal olarak değişecektir.

3.Harcamalardan Alınan Vergiler ve Robotlar 

Harcamalar üzerinden alınan vergiler üretilen, satılan yahut tüketilen mal ve hizmetler üzerine konulan vergilerdir. Geliri veya serveti elde edildiklerinde değil, harcandıkları zaman, mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlenmiş olarak vergilendirilirler. Miktarları tüketim harcamalarına göre değişir; vergilenmiş malları daha çok kullananlar, diğerlerine oranlar daha fazla vergi öderler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Katma değer vergisi, harcamalar üzerinden alınan vergilerin en modern türüdür. Burada üretim ve dağıtım sürecinin her aşamasında ürüne eklenen değer üzerinden vergi alınmaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Katma değer vergisinin konusu Türkiye’de ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyetler çerçevesinde yapılan mal teslimleri, hizmet ifaları ile her türlü mal ve hizmet ithalatıdır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların hizmet sektöründe kullanılmaya başlanması ile birlikte Katma Değer Vergisi’nin robotik teknolojilere uygulanması tartışılabilir. Alışveriş merkezlerinde, havaalanlarında, bankalarda hizmet vermeye başlayan pek çok robotik teknoloji mevcut. Sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotik teknolojinin kullanılması araştırma ve teşhislerde sıklıkla karşılan bir durum haline gelmeye başladı. Bu bakımdan sunulan hizmet çerçevesinde robotik teknolojiler üzerinden KDV alınması da mümkün olabilir.Bunun için işlemler Türkiye’de yapılmış olmalı ve işlemler ticari, sınai, zırai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılmış teslim ve hizmetler olmalıdır.

Mal teslimi ve hizmet ifanın gerçekleşmesi halinde vergi doğmuş sayılır. Vergi yükümlüsü olan kişi, vergiyi mal ve hizmetlerin fiyatına ekleyerek tüketiciye geçirmektedir. Dolayısıyla robotik teknoloji hizmeti üreten ve bundan faydalanan kişiler bakımından Katma Değer Vergisi’nin uygulanması mümkündür.

Sonuç

Robotlar ve yapay zeka artık hayatımızın değişmeyecek birer parçası haline geldi. Bu teknolojilerin iş süreçlerini değiştirmesi ve meslekleri dönüştürmesi istihdamda da büyük değişimler ve yıkımlar yaratmaya başladı. İşlerini robotlara kaptıran insan işçilerin sürece dahil olabilmesi için hükümetlerin hukuksal düzenlemelerini bu gelişmelere uyarlaması gerekmektedir. Ayrıca şirketlerin otomasyona adapte olması hükümetlerin vergi gelirlerinde de azalmalara sebep olmaktadır. Bu bakımdan, kişilerin bu teknoloji karşısında eğitilmeleri ve yeni yetenekler kazanmalarını sağlamak ve hükümetlerin vergi gelirlerini dengelemek adına öncelikli olarak vergi yasalarında düzenlemelere gidilmesi gerekecektir. 

 

Selin Çetin

Yapay Zekâ, Veri Güvenliği ve GDPR

Yapay Zekâ, Veri Güvenliği ve GDPR

 

 

Günümüzde pek çok sektörde kullanılmaya başlanana yapay zekâ ve makine öğreniminin öne çıkan özellikleri arasında, verileri programatik araçlardan ve insandan çok daha hızlı analiz edebilmesi ve verilerin nasıl işleneceğini kendi kendine öğrenebiliyor olması bulunuyor.

Özellikle son yıllarda hem kamu hem de özel sektörde sıklıkla kullanılan profilleme ve otomatik karar verme sistemleri, artan verimlilik ve kaynakların korunması bakımından bireylere ve kurumlara çeşitli faydalar sunarken aynı zamanda riskleri de beraberinde getiriyor. Bu sistemlerin aldığı kararlar bireyleri etkileyebiliyor ve karmaşık yapısı dolayısıyla kararlarının gerekçesini izlemek mümkün olamayabiliyor. Örneğin, yapay zekâ, bir kullanıcıyı belirli bir kategoriye kilitleyip, önerilen tercihlere göre kısıtlayabiliyor. Bu, dolayısıyla onların kitap, müzik veya haber yazısı gibi belirli ürün ve hizmetleri seçme özgürlüklerini de daraltabiliyor. (Article 29 Data Protection Working Party, WP251, sf.5)

Mayıs ayında Avrupa’da yürürlüğe girecek olan GDPR, profilleme ve otomatik karar vermenin bireylerin hakları üzerinde olumsuz bir etki doğuracak şekilde kullanılmaması için çeşitli hükümler barındırıyor. GDPR, profillemeyi madde 4’te şöyle tanımlıyor: “Profilleme, belirli bir şahısla ilgili onun kişisel yönlerini değerlendirmek için kişisel verilerinin kullanılması; özellikle bu kişinin işteki performansı, ekonomik durumu, sağlık bilgileri, ilgi alanları, güvenilirlik, davranış, konum veya hareketlerinin analiz edilmesi veya tahmin edilmesidir.” (WP251, sf.6) Profilleme, çeşitli kaynaklardan bireylerle ilgili elde edilen verilerin kullanılarak, kişilerle ilgili tahminlerde bulunmada kullanılır. Bu açıdan, yaş, cinsiyet, kilo gibi özelliklere dayanarak bireylerin değerlendirilmesi ya da sınıflandırılması olarak da düşünülebilir.

Otomatik karar verme ise insan müdahalesi olmaksızın teknolojik araçlarla (yapay zekâ gibi) karar verme özelliğidir. Otomatik karar verme herhangi bir veri türüne dayanabilir. Örneğin, kişiler tarafından doğrudan sağlanan veriler (ankete verilen cevaplar); kişilerden sağlanan veriler (uygulama aracılığıyla konum verisinin toplanması); önceden oluşturulmuş, türetme ya da sonuç çıkarmaya dayalı bireyin profili.

Potansiyel olarak bir profilleme için ise üç yol vardır:

-i. Genel profilleme,

-ii. Karar verme temelli profilleme,

-iii. Yalnızca otomatik karar verme içeren profilleme (madde 22)

(ii) ve (iii) arasındaki fark, (ii)’de tamamen otomatik araçlarla üretilen bir profile dayalı insan kararı vardır. (iii)’te ise kararı algoritma verir ve karar anlamlı insan girdisi olmaksızın bireye otomatik olarak teslim edilir. (WP251, sf.8)

Burada karşılaşılacak önemli sorular ise şunlardır:

-Algoritma bu verilere nasıl erişiyor?

-Verinin kaynağı doğru mu?

-Algoritmanın verdiği karar, kişi üzerinde yasal etkiler doğuruyor mu?

-Bireyler otomatik işlemeye dayalı verilen karar karşısında birtakım haklara sahip olabilir mi?

-Veri sorumluları bu durumda ne gibi önlemler almak zorunda?

Günümüzde çoğu şirket müşterilerinin davranışlarını onlardan topladıkları verilerle analiz edebiliyor. Örneğin, bir sigorta şirketi, sürücünün sürüş davranışlarını izleyerek sigorta primlerini otomatik karar verme yoluyla belirleyebilir. Bunun yanında özellikle reklam ve pazarlama uygulamalarında farklı kişilerin verilerinden yola çıkarak yapılan profilleme ve otomatik karar verme sistemleri, diğer bireyler üzerinde de etkili sonuçlar doğurabiliyor. Varsayımsal olarak, bir kredi kartı şirketi, bir müşterinin kart limitini, kendi ödeme geçmişine dayanmadan aynı bölgede yaşayan ve aynı mağazadan alışveriş yapan diğer müşterileri analiz ederek azaltabilir. Dolayısıyla bu, başkalarının eylemlerine dayalı olarak, bir fırsattan mahrum kalma anlamına gelir.

Hataların hesabı veri sorumlusundan sorulacak

Bu nokta dikkat edilmesi gereken husus, toplanan veya paylaşılan verilerdeki hatalar ya da önyargılar otomatik karar verme sürecinde yanlış sınıflandırmalara ve kesin olmayan sonuçlara dayalı değerlendirmelere neden olup bireyler açısından olumsuz etkiler doğurabilmesidir. Kararlar güncel olmayan verilere dayanabilir ya da dışarıdan alınan veriler sistem tarafından yanlış yorumlanabilir. Yani otomatik karar vermede kullanılan veri doğru değilse bu durumda sonuçtaki karar ya da profilleme de doğru olmayacaktır.

Yapay zekâ ve makine öğrenmesinin kullanıldığı bu gibi sistemlerde oluşabilecek benzeri muhtemel hatalar karşısında “veri sorumlusunun” birtakım yükümlülükleri doğacaktır. Veri sorumlusu, kullanılan ya da dolaylı olarak elde edilen verilerin doğru ve güncel olması için yeterli önlemleri almalıdır. Ayrıca verilerin saklanma süreleri de doğruluk ve güncelliğin sağlanması için sakıncalar yaratabileceği gibi, orantılılık ilkesi ile de çelişeceğinden uzun süreli veri saklanması konusunda da veri sorumlusu gerekli adımları atmalıdır.

Diğer önemli husus ise özel nitelikli kişisel verilerin bu sistemlerce işlenip kullanılmasıdır. GDPR, özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde ilgili kişinin açık rızasını aramaktadır. Ancak, bu durumda veri sorumlusunun unutmaması gereken şey, profillemenin özel nitelikli kişisel veri olmayan verilerin birleşimi ile özel nitelikli kişisel veri oluşturabilir olmasıdır. Örneğin, bir kişinin sağlık durumu, gıda alışverişi kayıtlarından, gıdaların kalite ve enerji içeriği ile ilgili verilerinden elde edilmesi ile mümkün olabilir. (WP251, sf.22)

GDPR, verileri kullanılarak otomatik karar verme işlemlerinden etkilenen kişilerin bu durum karşısında bazı hakları olduğundan da bahseder. GDPR’ın temelini oluşturan şeffaflık ilkesi göz önüne alındığında, madde 13 ve 14’e göre, veri sorumlusu bireylere açık bir şekilde profilleme veya otomatik karar verme sürecinin nasıl işlediğini açıklamalıdır.

Profilleme, hata riskini artıran bir tahmin unsuru içerebilir. Girdi verileri yanlış veya alakasız olabilir ya da bağlam dışı kalabilir. Bireyler kullanılan verilerin ve gruplandırmanın doğruluğunu sorgulamak isteyebilir. Bu noktada, madde 16’ya göre, ilgili kişinin düzeltme hakkı da söz konusu olacaktır.

Benzer şekilde, madde 17’de belirtilen silme hakkı da bu çerçevede ilgili kişi tarafından talep edilebilir. Profillemenin temeli için rıza gösterilirse ve bu rıza sonradan geri çekilirse veri sorumlusu profilleme için başka yasal dayanak olmadığı sürece ilgili kişinin kişisel verilerini silmek zorundadır.

Çocukların kişisel verilerinin önemi

Profilleme ve otomatik karar vermede dikkat edilmesi gereken bir başka nokta ise çocukların kişisel verilerinin kullanılmasıdır. Çocuklar özellikle çevrimiçi ortamlarda daha duyarlı olabilir ve daha kolay etkilenebilir. Örneğin, çevrimiçi oyunlarda profilleme, algoritmanın daha fazla kişiselleştirilmiş reklam sunmasının yanı sıra, oyunda para harcamasının daha olası olduğunu düşündüğü oyuncuları hedeflemesi için de kullanılabilir. GDPR madde 22’de işlemenin çocuklar ve yetişkinler ile ilgili olup olmadığı konusunda ayrım yapmıyor. Ancak yine de çocuklar bu tür pazarlama çalışmalarından kolayca etkilenebileceği için, veri sorumlusu, çocuklar için uygun önlemleri almalı ve bu önemlerin çocukların haklarını, özgürlüklerini ve meşru çıkarlarını korumada etkili olduğundan emin olmalıdır.

Sonuç olarak, yapay zekâ ve makine öğrenimi gibi sistemlere dayanarak yapılan profilleme ve otomatik karar verme, birey hakkında önemli sonuçlar doğurabilir. Bu teknolojiyle bağlantılı olarak toplanan verilerin, kişilerin rızası alınarak toplanması ya da yasal bir zemine oturtulması gerekir. Akabinde kullanılacak olan bu verilerin toplandıkları amaçla bağlantılı olarak kullanılması da önemlidir. Sistemin aniden alışılmadık kararlar almaya başlaması halinde ne gibi yol haritaları izleneceği de dâhil olmak üzere, veri sorumlusu gereken önlemleri almalı ve ilgili kişilerin hak ve özgürlüklerini de gözetmelidir.

Ayrıca bakınız:

Yapay Zekâ, Veri Güvenliği ve GDPR

2018 Yapay Zeka ve Robotik Tahminleri

2018 Yapay Zeka ve Robotik Tahminleri

 

Şu an için uçan araçlar, her ne kadar sosyal hayatımızın sıradan bir parçası olmasa da 2017 yılında robotik ve yapay zeka konusunda önemli gelişmeler kaydettik. Avrupa Birliğinin robotlar için geliştirdiği e-kimlik uygulamasından, vatandaşlık kazanan robot Sophia’ya kadar pek çok adım atıldı. Bu gelişmeler heyecan verici olduğu kadar bazı kesimler için tedirgin ediciydi. Öyle ki 26 ülkeden 116 uzmanın imzalayıp Birleşmiş Milletlere gönderdiği mektupta öldürme yeteneğine sahip robotların geliştirilmesinin ve kullanılmasının yasaklanması talep edilmişti.

En akılda kalıcı olaylardan biri de teknoloji öncülerinden Elon Musk ve Mark Zuckerberg’in yapay zekanın geliştirilmesi konusunda karşılıklı atışmaları olmuştu. Bu olayın devamında Facebook tarafından geliştirilen yapay zekaların kendi dilini geliştirmesi ise tedirginlikleri artırmıştı.

Bu teknolojik gelişmeler karşısında biraz kafa karışıklığı ve hafiften korku uyansa da 2018’de güzel gelişmeler yaşanacağı şüphesiz. Genel olarak 2018’de yapay zeka ve robotik konusundaki tahminler ise şu yönde:

Nesnelerin İnterneti

Akıllı cihazların evlerde, ofislerde kullanılması hatta vücudumuzda taşınmasıyla artan veri yığını, bilgi işleme ve analiz etme alanına büyük bir yönelim getirecek. Şirketlerin veri akışını verimli bir şekilde kullanabilmesi için veri analitiğini geliştirmesi bir zorunluluk olacak. Bunu en iyi şekilde kullanmanın tek yolu da yapay zeka ve makine öğrenmesine ağırlık vermektir. Bu yüzden şirketler bakımından 2018 yapay zeka kullanımının artacağı bir yıl olacak.

Chatbots

Şirketler müşterilerin taleplerine yetişemez hale geldi. Bu nedenle, yapay zeka chatbotlarının ve sanal asistanların gücünden faydalanma ihtiyacı 2018’de daha da artacak. Öyle ki 2020 yılına kadar müşteri etkileşimlerinin yaklaşık %85 ‘inin yapay zeka tarafından yönetileceği tahmin ediliyor. Bu 2018’de de botların hayatımızdaki yerinin daha da artacağının göstergesi.

Çeviri

Google’ın çeviri yaparken kendi dilini geliştiren yapay zekasını hepimiz biliyoruz. 2018’de de diller arasında kesintisiz iletişim kurmamıza olanak tanıyan teknolojiler geliştirilmeye devam edecek. Bu hem iş hem kişisel yaşantımıza şüphesiz büyük bir fayda sağlayacak. Aynı dilleri konuşamadığımız insanlarla aracısız bir şekilde iletişim kurabilmenin yolu bu şekilde açılmış olacak.

Otomasyon

Akıllı fabrikaların artmasıyla birlikte özellikle endüstri alanında robotlaşmayı daha da çok hissedeceğiz. Perakende ürün taşınmasından, kapıya ürün teslimine kadar pek çok noktada artık robotlarla karşılaşacağız. Robotlaşan fabrikalar sayesinde kısa süre içerisinde talep edilen ürünlerin tüketiciye sunulması bu anlamda şirketlere büyük fayda sağlayacak.

Otonom araçlar ve akıllı şehirler

Otonom araçların yollarda yerini alıp sayılarının artması da 2018 için en büyük beklentilerden biri. Her ne kadar yaşanacak kazalardan sorumluluk konusunda kaygılar devam etse de artık otonom araçlar hayatımızda. Araçların akıllanmasıyla veri trafiğinin de artacak olması şehirleri de akıllı olmaya mecbur kılıyor. Bu yüzden hem araçlar hem de şehirler bakımından teknolojinin artan kullanımını hissetmeye başlayacağız.

Sağlık

Yapay zeka konusunda diğer önemli tahmin ise tıbbi teşhis konusunda sağlayacağı fayda üzerine. Yapılan araştırmalar, özellikle kanser teşhisinde erken tanıda yapay zeka konusunda büyük ilerleme kaydedildiğini gösteriyor. Bu sayede 2018, hastaların sağlık bakımı konusunda önemli dönüşümleri yaşayacağımız bir yıl olacak.

Yüz ve Ses Tanıma

Yüz ve ses tanıma teknolojilerinde 2017’de yaşanan gelişmeler, tahminlere göre 2018’de de devam edecek. Öyle ki yüzümüz kredi kartı ve ehliyetimiz olabilecek. Bu sayede alışveriş sonunda kasadaki uzun kuyruklara son denebilir, kim bilir.

Teknoloji inanılmaz bir hızla gelişmeye devam ediyor. Geldiğimiz noktada bu, sosyal hayatımızı da dönüştürmeye başladı. Kullandığımız cihazlardan, sosyal medyanın günlük alışkanlıklarımız arasına girmiş olmasından bunu görebiliyoruz. 2018 yılı da bu gelişmelerin devam edeceği bir yıl olacak yeter ki bizler fikirlerimizi iyilik için kullanalım.

Selin Çetin

 

Ayrıca bakınız:

https://blogs.nvidia.com/blog/2017/12/03/ai-headed-2018/

https://www.forbes.com/sites/danielnewman/2017/12/12/5-artificial-intelligence-predictions-for-2018/#3d6f22261063


Alıntı için :

Selin Cetin
"2018 Yapay Zeka ve Robotik Tahminleri"
Hukuk & Robotik, Pazar Aralık 31st, 2017
https://robotic.legal/2018-yapay-zeka-robotik-tahminleri/- 15/04/2021