Blokzincir 1.0 ve 2.0

Blokzincir 1.0 ve 2.0

 

Dijital şifreleme teknolojilerinin uzun yıllardır süren gelişimi 2009 yılında bizlere bir hediye armağan etti. Bir birey veya kurumun salt kendi tasarrufuyla değiştiremeyeceği verilerin kaydedilebileceği bir işlem ağı hayatımıza girdi. Bitcoin isimli kripto paranın kullanımıyla Blokzincir 1.0 yaygınlaştı.

            Blokzincir teknolojisine entegre edilen, yazılımlara karar alma yeteneği kazandıran geliştirmeler sayesinde Blokzincir 2.0 ortaya çıkmış oldu.  Blokların şartlı (conditionally) işlemler yapabilmesiyle “akıllı sözleşmeler” kavramıyla tanıştık. Akıllı sözleşmeler sayesinde dijital ağ bünyesinde taraf iradeleri uyuşabiliyor, karşılıklı edimler yerine getirilebiliyor ve en önemlisi de gerçekleştirilen tüm bu işlemler blokzincire bir daha değiştirilemeyecek şekilde kaydediliyor[1].

            Blokzincir 3.0 ve 4.0 gibi hedef teknolojiler de geliştiricilerin takvimlerinde mevcut. Ancak yazımızın sınırları ve bu teknolojilerin henüz evrimleşmeye başlaması sebebiyle bu kısma değinmeyeceğiz.

 

Akıllı Sözleşmeler Ne Vadediyor?

            Blockzincir 2.0 teknolojisinin ürünü olan akıllı sözleşmeler, sözleşmeden doğan borçların bir aracı kişiye ihtiyaç duyulmaksızın ifasını sağlar. Bir nevi “otomatik” sözleşmelerdir. Nitekim akıllı sözleşme denildiğinde akla gelen ilk örnek kahve, bisküvi vb. ürünleri temin ettiğimiz otomatlardır[2]. Bir madeni parayı otomata attığınızda otomat kendiliğinden seçtiğiniz ürünü size verir. Bu yöntem günümüzde abonman sözleşmelerinde hatta araç kiralama hizmetlerinde kullanılmaktadır. Akıllı sözleşmeyle gerçekleştirdiğiniz faaliyetler blokzincirin değiştirilemez ağına işlendiğinde noter tesciline ihtiyaç duymayabilirsiniz.

Akıllı sözleşmelerin kullanımı belki başka alanlarda da yaygınlaşacaktır. Ancak bu genişlemenin önünde büyük engeller olduğu kanaatindeyiz.

 

Blokzincir ve Akıllı Sözleşmeler Mevcut Hukuk Düzenimizle Nasıl Çatışıyor? 

            Mevcut akıllı sözleşme protokollerinin, ağlarının (Ethereum vb.) sunduğu imkanlar dahilinde bir akıllı sözleşme akdederseniz, sözleşme hükümleri ağa yazıldığı haliyle ifa edilecektir ve blokzincirin en önemli özelliklerinden olan “değiştirilemezlik” ilkesi gereğince geri alınamayacaktır[3]. Öyleyse mevcut durumda Borçlar Hukukumuzun irade sakatlıkları, sözleşmenin tadili gibi sözleşmede değişiklik yapılmasını gerektiren hukuki kurumlarını kullanmak mümkün olmayacaktır. Bu uyumsuzluğun giderilebilmesi için ya endüstrileşme çağının temelleri üzerine inşa edilmiş olan ve Endüstri 4.0’a tam olarak adapte olamayan Borçlar Hukuku’nun devrim niteliğinde bir değişikliğe uğraması gerekmektedir ya da bilgisayar bilimi teknikleriyle akıllı sözleşmelerin bir şekilde mevcut Borçlar Hukuku ile uyumla hale getirilmesi gerekmektedir[4].

            Devlet veya bir tüzel kişilik tarafından oluşturulan ve kamuya açık olmayan blokzincirler açısından kişisel verilerin korunması hukuku açısından mevcut hükümler kanımızca uygulanabilir durumdadır. Ancak kamuya açık olan, dışardan ağa katılımın serbest olduğu blokzincirlerde durum değişmektedir.

            Öncelikle blokzincirlerin merkeziyetsiz ağlar olması dolayısıyla (Aslında çok fazla merkez olması söz konusudur) kişisel verilerin ihlali durumunda kimin sorumlu tutulacağı hususu muğlaktır. “Kişisel Veri”nin ne olduğu sorusu bile bloklarda kayıtlı veriler söz konusu olduğunda net olarak cevaplanamamaktadır. Blokzincir ağına işlenmesi sebebiyle “Kişisel Veri”lerin ihlal edilmesi gündeme gelse bile mevcut blokzincir ağlarında “Unutulma Hakkı”nın kullanımı söz konusu olamayacaktır. Zira ağa işlenen veriler blokzincirin yapısı gereği geri alınmamaktadır. Akıllı sözleşmelerin hükümlerinde değişiklik yapılmasına engel olan “Değiştirilemezlik” özelliğinin burada da mevcut hukuk düzenlemelerimizle çatıştığı kanaatindeyiz.

            Blokzincir ve akıllı sözleşmeler çarkının dönmesini sağlayan, bir nevi blokzincir ağlarının yakıtı mahiyetinde olan, kripto paraların yasa koyucu ve idareler nezdinde nasıl nitelendirileceği başka bir ciddi tartışma konusudur. Özellikle hangi hukuki rejime tabi olacağı ve nasıl vergilendirileceği hususları dünyada ve Türkiye’de tartışılmaktadır. Örneğin ABD’nin önde gelen finansal kurumlarından SEC zaman zaman bazı kripto paraların “emtia”,  kalanlarının ise “para birimi” olduğuna dair görüşlerini bildirse de kurumsal olarak kripto para olgusuna bakışı halen belirsizdir[5]. Avrupa Adalet Divanı ise geçmişte kripto paraları “para birimi” olarak tanımlamaya eğilimli kararlar vermiştir[6]. Türkiye’de kripto paraların nasıl tanımlanacağı 6493 sayılı Ödeme Ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri Ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun’da yapılan değişiklikler ile yetkili kılınan T.C. Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye Ödeme ve Elektronik Para Kuruluşları Birliği’nin düzenlemeleriyle yoruma kavuşacaktır[7].

            Yukarıda belirtilen gerekçelerden ötürü kanımızca blokzincir ve akıllı sözleşmelerin hukuki olarak sağladığı maliyet ve zaman avantajının yanında birtakım teknik dezavantajları bulunmaktadır. Sermaye piyasası hukuku açısından tokenların halka arz problemi, Ripple vs. SEC Davası, ICO, IEO kavramları, ülkemizdeki kripto para borsalarının tabi olduğu MASAK, BDDK ve vergi denetimlerinin yeterliliği ve şeffaflık açısından gizlilik paralarının (Privacy Coins) kara para aklama suçu kapsamındaki kritiği, blokzincir ve akıllı sözleşmelerin noterlik hukukuna olası yansımaları gibi tartışılması gereken başka hukuki boyutlar da mevcuttur. Bunlar da bir sonraki yazımızın konusu olsun.

[1] Herian, s.454.

[2] Szabo ‘Smart Contracts Building Blocks for Digital Markets’ yazısının ‘Contracts Embedded in The World’ bölümünde yer vermiştir.

[3] Çekin, s.13.

[4] Çekin, s.15. Çekin, burada bir çözüm önerisi getirmektedir.?

[5] https://cointelegraph.com/news/sec-if-bitcoin-was-a-security-it-would-raise-substantialissues

[6] https://curia.europa.eu/jcms/upload/docs/application/pdf/2015-10/cp150128en.pdf

[7] https://www.dunya.com/finans/haberler/turkiye-odeme-ve-elektronik-para-kuruluslari-birligi-kuruluyor-haberi-455395

Akıllı Teknolojiler ve Ödeme Sistemlerine Yeni Bir Bakış

 Akıllı Teknolojiler ve Ödeme Sistemlerine Yeni Bir Bakış 

 

 

Bankalararası Kart Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Sayın Celal Cündoğlu ile yaptığımız röportajda blockchain ve ödeme sistemlerinin bugününü ve geleceğini konuştuk.

 

Keyifli okumalar… 

 

 

 

 

Çetin: Genel bir soru ile başlayalım, Blockchain’in tarihsel sürecini de göz önüne aldığımızda bu teknoloji finans ve bankacılık sektöründe ne gibi yansımalar yarattı?

Cündoğlu: Blockchain’in asıl popülerleşmesi 2008 yılında Satoshi’nin çıkardığı Bitcoin konusunda, paranın dağıtık yapısı ile ilgili makale sayesinde oldu. Onun özellikle kripto para kısmı dikkat çekti. Reel düzleme bakınca, bunun altındaki Blockchain’in bir güven makinesi olduğunu anladık. Yani bunun üzerinde mutlaka bir kripto paranın olması gerekmiyor. Dünyada pek çok iş süreci kağıt üzerinde veya uçtan uca tek taraflı bir veri tabanında yürütülüyor.Birbiri ile iş yapan tarafların birbirine güvenmesini sağlayan ya sözleşmeler oluyor ya da böyle merkezi bir yapıya dayanılıyor. Buna karşın Blockchain kriptolojinin gücünü kullanarak teknik bir imkan oluşturuyor ve güvenin maliyetini düşürüyor. Yavaş yavaş iş dünyası ve buna tabi ki bankalar da dahil, mevcut problemlerimizi çözmek adına “blockchain” denilen bu sistemi acaba kullanabilir miyiz, yeni iş yapış şekilleri oluşturabilir miyiz diye bakmaya başladılar.  Şu an bunun belli bir standardı yok, her konsorsiyum kendi problemlerini çözmek için kendi standardını oluşturmaya çalışıyor. Böylelikle  bir çerçeve yaratılmaya başlanıyor. Gelecekte bunlar iyice olgunlaştığında ilgili sektörlere cevap oluşturacak yapılar meydana getirmiş olacak. İşin temelinde yepyeni bir güven makinesi oluştu. Eskiden güvenin aracı sözleşmelerken, söz iken, şimdi güvenin aracı matematik oluyor. Blockchain sayesinde herkes kendi kaydını tutabiliyor ve networkteki herkes bunu gördüğü için kimse itiraz edemiyor. Bunun üzerinde çok yeni iş modelleri kurgulanabilir.

 

Çetin: Bu teknolojinin kullanımı ne kadar genişleyebilir? Başka hangi alanlara yansıtılabilir?

Cündoğlu: Diyelim ki Tükiye’nin merkezinde bir şirket bir ürün üretti ve o ürünü Amerika’ya sattı. O ürünün Amerika’ya kadar gitmesi lazım. Bir limana gidecek, orada bir konteynere yüklenecek ama o konteynerde farklı ürünler de olacak, sonra o konteyner bir gemiye yüklenecek. Bu gemi belki İtalya’ya gidecek ve orada daha büyük bir gemiye yüklenecek. Bütün bu geçiş noktalarında dünya kadar kağıt işlemi var. Birçok partinin bu işlemleri onaylaması gerekiyor. Bunun sebebi de güveni sağlamak. Başka bir örnek verecek olursak, bir bina düşünün, belediye bunu binanın yapılması için bir şirkete ihaleyi verecek ama şirkete güvenmesi gerekiyor, bunun için de banka teminatı istiyor. Dolayısıyla banka, projeyi veren parti ve projeyi yapan firma arasında bir güven ilişkisi oluşturuyor. Bu bile aslında akıllı sözleşmeler ile yapılabilecek cinsten bir işlem. Her iki örnekte de mevcut iş yapış şekilleri blockchain ile daha verimli bir şekilde yapılabilir.  Bunun dışında, bu teknolojinin kullanım alanı bugün var olmayan şeyler de olabilir.Örneğin üzeride sensörleri olan bir cihaz düşünelim, belli bir limite geldiğinde bir şeyler sipariş ettiğini ya da tarlaya atılan ilaç belli bir seviyeye geldiğinde, depo azaldığında otomatik bir sözleşme ile siparişin yapıldığı ve ödemenin de paralelinde gerçekleştiği düşünebiliriz. Dolayısıyla bu pek çok sektöre uyarlanabilir.

 

Çetin: Blockchain’i kredi kartları açısından nasıl değerlendirebiliriz?

Cündoğlu: Elbette burada da uygulanabilir. Ancak problemlerin olduğu noktaya baktığımızda ihtiyaç var mı sorusunu öncelikli olarak sormalıyız. Bugün kredi kartı ya da banka kartını kullanırken ne gibi problemler yaşıyorsunuz? Kasaya yaklaşırken herhangi bir kaygınız oluyor mu? Birine nakit ödemek isterken önce o kadar nakitim olsun diyorsunuz; ancak markete girdiğinizde kasada kartın çalışacağını biliyorsunuz.  Bunlar çok olgun ödeme networkleridir. Belki ileride işlem hacimleri arttığında bazı problemler ortaya çıktığında ve Blockchain de olgunlaştığında bu düşünülebilir. Şu anda zaten elektronikte olan değil de manuelde olan problemleri blockchain ile çözmemiz lazım.

 

Blockchain rakipleri yönetişimde birlikte çalışmaya zorluyor

 

Çetin: Blockchain’in Rekabet Hukuku açısından sakıncaları ya da avantajları var mıdır?

Cündoğlu: Yönetişimin nasıl kurgulandığı ile ilgili bir durum. Blockchain dağıtık bir yapı demek, bu da hiçbir şirketin tek başına bunu oluşturamayacağı anlamına geliyor. Birbiri ile rakip olan yapıların iyi bir yönetişim kurması gerekecek. Bu yönetişim yapısı rekabete açık veya kapalı şekilde kurgulanabilir. Ancak bugün rekabeti kısıtlayıcı yapı sadece belli bir süre devam edebilir. Ülkemizde olduğu gibi diğer pek çok ülkede de rekabet kanunları oldukça olgun. Bu durumlar karşısında gereken adımlar atılacaktır. Mesela BDDK çıkarılan bir düzenlemenin uygulamalarını denetleyebiliyor. Blockchain ile öyle bir yönetişim yapısı kurulmuş olduğunu düşünelim ki düzenleyici de burada söz sahibi olabilsin ve o networke girmenin teknik, operasyonel kuralları biliniyor olsun ve ancak bulara uyanlar bu blockchain networküne dahil olabilsin. Bu sayede sadece bir denetim ile herkesi düzenlemiş oluyor. Dolayısıyla düzenleyicinin de tercih edeceği yaklaşımlar olacaktır. Regülatörün görevi uğraşın, çabalayın ben de öğreneyim ve ona göre bir düzenleme yapalım, olmalı. Standart bir şey ortaya çıktığında ve regülatör de evet bu böyle yapılır dediğinde denetlemek de kolay olacak.

 

Çetin: Kişisel veri setinin blockchain’e aktarıldığını düşünelim, bu kişisel verilerin korunması açısından dezavantaj mıdır yoksa kapalı bir yapı olduğunu düşünürsek avantaja dönüşebilir mi?

Cündoğlu: İkisi de değil diyebilirim. Bu aslında networkte hangi verileri saklamak istediğiniz ile ilgili. Kişisel veri saklamada da blockchainden faydalanabiliriz. Şöyle hayal edelim, bankalar kendi arasında dijital kimlik paylaşımı üzerine bir blockchain networkü kurdu. A bankasının müşteri tanıma sürecinden geçirdiği Celal, daha sonra hiç bankacılık ilişkisi olmadığı B bankasından hizmet almak istedi. Kanaatimce A bankası zaten müşteri tanı sürecinden geçirmişken artık B bankasında da Celal’in benzer bir süreçten geçmesine gerek yok. Blockchain üzerinden bankalar bunu paylaşabiliyor olmalı. A bankasında tutulan Celal’in Idsi, Celal’in onayı ile B bankasına gönderilse ve bu networkte de sadece bu iki banka arasında bir işlem gerçekleştiğine dair kayıt bulunsa yeterli olabilir. KVKK çok değerli bir kanun, kişilerin özel ve gizli bilgilerinin korunmasına dair önemli bir düzenleme. Ancak kişisel verilerin blockchainde tutulmasına gerek yok. KVKK’ya muhalefet oluşturmaz ancak blockchainde ne tuttuğunuz da önemli. Kişisel verileri networkte tutmaya kalkarsanız problem yaratabilir.

 

Çetin: Kara para aklamanın önüne geçme ve finansal ilişkilerin şeffaflaşması açısından blockchain kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cündoğlu: Kesinlikle faydalı buluyorum. Bitcoin için bile anonim deniyor ama öyle değil südonimdir. Kayıt oluşmuş durumda ve bu silinemez bir kayıt.

 

Çetin: Akıllı sözleşmeler ve Yapay Zeka açısından günümüzü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cündoğlu: Blockchain’in kullanım alanlarından biri de akıllı sözleşmelerdir. Akıllı sözleşmeleri oldukça komplex yaratabiliriz. Hatta gelecekte bu akıllı sözleşmeleri ileri düzeyde yazan yapay zekalar da olabilir.

 

Çetin: Nakit ile mücadelede “Keklik” adında bir uygulamanız var. Bize bundan da bahseder misiniz?

Cündoğlu: Kekliği ortaya çıkarmamızdaki amaç blockchain’i kağıt üzerinde anlatmakta güçlük çekiyor olmamız. Dağıtık defter yapısı nedir, neden merkezi veri tabanına gerek yoktur, akıllı sözleşme nedir, dijidal ID nedir, kripto para nedir bunları zaman içerisinde sözlü olarak anlatıyorduk. Bunu anlatmak neden bizim görevimiz? Çünkü biz ödemelerde geleceğin deneyimini yaşatmak istiyoruz. Bankalarla çalışarak, blockchain’in hangi problemlere çözüm olabileceğini bankacıların hayal etmesini istiyoruz. Bunun için de teknolojiyi anlamalarını sağlamamız lazım. Bu da bir pratik yaratma ihtiyacı doğurdu. Oluşturduğumuz case şirket için sadakat uygulamasına dayanıyordu. Şirketimizin içerisinde farklı ürünlerimizi arkadaşlarımız kullansınlar, o ürüne geri bildirim oluştursunlar ki ürünlerimiz olgunlaşsın diye projeler çıkarıyorduk. Sonra bir proje yapıp girilen challengelar gerçekleştiğinde örneğin onlara tiyatro bileti vermek yerine kripto para verelim dedik. Adını da “keklik” koyduk. Ve o kripto paraları harcayabilecekleri mağazalar oluşturduk. Burada kazandıkları keklik kadar harcama yapabiliyorlar. Peki dağıtık defter yapısı bunun neresinde? Şirketi üçe böldük, her kat bir şirkettir dedik, böylelikle herkes kendi şirketine girip alışveriş yaptığı gibi diğerlerinde de alışveriş yapabiliyor. Bu işlemler dağıtık defter yapısında şifreli olarak kopyalanıyor. Aynı keklik yapısını farklı veri tabanlarında görebildiğimden, dağıtık defter yapısını da sağlamış oluyoruz. Bu kapsamda her kata bir digital ID ile giriş yapabiliyorum. Aslında bu projenin güzel bir raporunu da yayınladık, o da BKM Express içerisinde mevcut. Robotic.legal ve Siber Bülten okuyucuları onu BKM Express yayınları içerisinden 1 TL bağış ile indirebilirler. Bu proje hem şirketimizin hem ekosistemdeki pek çok oyuncunun bu kavramları anlamasına yardımcı oldu.

 

Çetin: Bankacılık ve finans sektörü müşterilere sunulan hizmetlerde bu teknolojiden nasıl faydalanabilir?

Cündoğlu: İleride pek çok uygulamasını göreceğiz. Örneğin, şu anki güzel uygulamalardan bir tanesi, Microsoftun İsrail ofisi ile oradaki büyük bankalardan biri teminat mektupları için pilot uygulama başlattı. Bu süreçleri çok daha kolay ve rahatlatıcı hale getiriyorlar. İleri de örneğin uluslararası para transferlerinde kullanılabileceğini düşünüyorum. Bu sayede paranın transfer sürecinde ne aşamada olduğu izlenebilecek.

 

Çetin: Türkiye’de bunun gelişmesi için iç dinamikler mi cesaretlendirilmeli yoksa farklı ne gibi adımlar atılmalı?

Cündoğlu: Önce hangi problemin çözümlenmek istendiği tanımlanmalı, sonra bu çözümde bulunması gereken minimum paydaşlar kimler buna bakılmalı. Paydaşlar, bu çözümü kendi ekosistemimiz içinde kendi yönetişimimizde gerçekleştireceğiz kararlılığını göstermeli. Daha sonra projeler hayata geçecek, ancak bu sıralamanın gerçekleşmesi gerekir. Ayrıca BKM olarak bankaları değişik projeler etrafında toplamaya çalışıyoruz. Türkiye’de bu teknolojiden her sektör faydalanabilir, bunun için insan yetiştirilmesi de çok önemli. BKM’nin kurucu ortaklarından olduğu Türkiye Blockchain ekosisteminin oluşumu bu açıdan kritik bir yere sahip olacak.

 

Çetin: Sıradan vatandaş için bunu nasıl daha aktif hale getirebiliriz?

Cündoğlu: Daha çok erken. Hep dediğim gibi problem oluşmalı ki çözüm bulmak isteyelim. Bu problemler business to business mı yoksa business to consumer mı? Önce b to b’yi oluşturmak lazım. Blockchain’i hayata geçirmek o kadar kolay değil, birçok partinin bir araya gelip bunda hem fikir olması gerekiyor. Ben bu yılın ve gelecek yılın ekosistemlerin oluşmaya başladığı yıllar olacağını düşünüyorum. Örneğin bir vatandaş olarak yaşadığım bir sorunu söyleyeyim, 18 yaşından küçük bir çocuğum var. Pasaportunu yenilmem için bir araya getirmem gereken birçok doküman var. Bu süreçte notere ve bankaya gitmem gerekiyor. Okulundan öğrenci belgesi almam gerekiyor. Sonra randevu ile görüşmeye gitmemiz gerekiyor. Bütün bunlar güven eksikliğinden olan şeyler. Devletin verdiği kimlik belgesi güven eksikliğinden dolayı yeterli görülmüyor. Benim bir güven makinam olsa bunu çözebilirdim. Bu güvenin maliyetini düşürecek bir yöntem olduğu için, ileride vatandaşın buna yönelmesi gerektiğini düşünüyorum.

 


Sayın Celal Cündoğlu‘na saygı ve sevgilerle…
Selin Çetin

 

Ayrıca bakınız:

Eskiden güvenin aracı sözleşmelerdi, Blockchain ile güvence artık Matematik