Yapay Zeka ve ‘İyi Toplum’: ABD, AB ve İngiltere Yaklaşımı

 

Yapay Zeka ve ‘İyi Toplum’:

ABD, AB ve İngiltere Yaklaşımı

 

 

Corinne Cath,

Sandra Wachter,

Brent Mittelstadt,

Mariarosaria Taddeo ve

Luciano Floridi

 

Oxford Üniversitesi

 

 

 

Özet

 

“Ekim 2016’da Beyaz Saray, Avrupa Parlamentosu ve İngiltere Avam Kamarası, her biri, yaygınlaşan yapay zeka kullanımına toplumlarını nasıl hazırlayacakları konusundaki görüşlerini içeren raporlarını yayınlamıştı. Bu makalede, “iyi bir yapay zeka toplumu” nun geliştirilmesine elverişli politikaların tasarımını kolaylaştırmak için bu üç raporun karşılaştırmalı bir değerlendirmesini sunuyoruz. Bunun için, her bir raporun üzerinde durduğu üç konuyu inceliyoruz:  

(a”İyi bir yapay zeka toplumu”nun geliştirilmesi; 

(b) Bu gelişim karşısında hükümetlerin, özel sektörün, araştırma topluluklarının (akademi de dahil) sorumluluğu; 

(c) İyileştirilmeye ihtiyacı olan bu gibi gelişmeleri destekleyecek tavsiyeler.

 Analizlerimiz, raporların çeşitli etik, sosyal ve ekonomik konuları ele aldığı, ancak “iyi bir yapay zeka toplumu” nun gelişmesi için kapsamlı bir siyasi vizyon ve uzun vadeli bir strateji sağlamanın yetersiz kaldığı sonucuna varmıştır. Bu boşluğu doldurmaya katkıda bulunmak için, sonuçta iki yönlü bir yaklaşım öneriyoruz.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2906249

 

Kentsel Robotik: Robotların ve Kentlerin Tasarımında ve Düzenlenmesinde Otonominin Sağlanması

 

Kentsel Robotik: Robotların ve Kentlerin Tasarımında ve Düzenlenmesinde Otonominin Sağlanması

 

Related image

 

Jesse Woo,

Jan Whittington &

Ronald Arkin

 

We Robot 2018

 

 

Özet

“Kentler, otonom ve yapay zekalı araçlara ve robotlara hazır mı? Kent meydanları, giderek yaygınlaşan otonom araçlardan, teslimat, güvenlik ve eğlence için robotik teknolojinin kullanımı gibi daha küçük varyasyonlara kadar “akıllı” şehirlerin sembolik ürünleri ile daha fazla doluyor. Bütünüyle, bu tür kentsel robotlar, dijital sensörlerin ve ağ cihazlarının kullanıldığı yeni bir teknoloji dalgasını temsil ediyor, ve kamusal alanda hareket etmeleri için bununla bağlantılı veri depolarına algoritmik, fiziksel ve yasal araçlar sağlanıyor. Zaman geçtikçe, halkın kentin sokaklarında, kaldırımlarında otonom araçlarla, robotlarla; ayrıca kent hava sahasında insansız hava araçlarıyla karşılaşma olasılığı artıyor. Peki bu yeni ve yaklaşmakta olan teknolojilere kentler nasıl cevap vermeli?

Firmalar, ürünlerini kamusal alanda test etmek ve yaymak için teknolojik, pazarlama ve mali çıkarlara sahiptir, ancak kentler bakımından ortaya çıkan etkiler, istenen veya istenmeyen sonuçlara yol açmaktadır. Kentler, bu ürünlerin piyasaya sunulmasıyla ilgilenen firmalar için doğal deney alanlarıdır ve teknoloji firmalarıyla ilişkili ekonomik fırsat algısı,  kamusal alanları iyileştirme ve ürün geliştirme amacıyla, kent temsilcilerini kentleri test yataklarına dönüştürme konusunda yönlendiriyor. Bununla birlikte, deneyimlemenin deneme ve yanılmayı içermesi dikkat çekicidir ve yapay zekanın, kentsel çevreyi oluşturan geniş yelpazedeki koşullar ve olaylara ilişkin sınırlamaları vardır. Sonuç olarak, çevre tasarımı, bu ürünleri içeren donanım ve yazılım tasarımı olarak kentsel robotiğin başarısı için önemli olabilir. Kent görevlilerinin ilgilendiği bu konular; kentsel çevrelerin tasarımı, işlevi ve finansmanı genellikle yerel yönetimin konusudur. Buna ek olarak, yapay zeka, kişilerin rollerini ve sorumluluklarını değiştirmenin yanı sıra, yerine geçmek amacıyla donanımları yerleştirir ve bu değişim yerel düzeyde ortaya çıkar. Yapay zekalı cihazların işleyişine ilişkin yasal sorumluluk gibi, yasadaki önemli yeni sorular, otonom araçlar olarak ele alınıyor ve bu cihazlar kamu haklarına giriyor. Son olarak, bu ürünler halkla ilgili zengin veri depoları üreterek, veri potansiyeli ve gözetim dahil mahremiyetin azalması gibi ahlaki tehlikelerle birlikte, pazar potansiyelini de getirmektedir. Peki, bu deneyimlemeden hangi taraflar yararlanacak ve maliyetleri nasıl karşılayacak? Bu yaygın ve kalıcı endüstriyel ve teknolojik değişimler karşısında, kentler kamu yararı için nasıl hareket edebilir?

Bu soruların cevapları, , bu ürünlerin içsel yeteneklerinde olduğu kadar yeni teknoloji dalgasını yönetecek şekilde tasarlanan kurumsal düzenlemelerde de yatar. Günümüzde yapay zekalı araçlar için mevcut politika ortamını değerlendiren herkes, teknolojik iyimserliği ve karamsarlığı, kamu çıkarına dair perspektifleri; ve devlet ve federal düzeylerdeki önleyici eylemleri görecektir. Özellikle, mevcut politika yapımında önalım hakkı sorunları gündeme gelmektedir, çünkü güvenlik ve gözetimin yanı sıra kolaylık ve harcamalar da dahil olmak üzere ürün tasarımının sonuçları ve maliyeti yerel düzeyde ortaya çıkar. Kent görevlileri, kent sakinlerinin robotlarla birlikte var olmalarını ve bu ürünlere eşlik eden işlem maliyetleri üzerinden firmalarla görüşme yapmayı istedikçe, piyasa koşullarına ve piyasa yapıcıları olarak hareket etme yetkisine uyum sağlamak için gereken esnekliğe ve finansmana ihtiyaç duyuyorlar. En iyi koşullarda, devletler, büyük bir zarar olasılığına karşı bir geri döndürme ile kentlerin faaliyet göstermesi için destekleyici bir çerçeve sunarken, federal kurumlar rehberlik ve alan uzmanlığı sağlar. En kötü durumlarda ise, önalım hakkı, yerel düzeyde, robotlarla ikamet etme riskini ve maliyetini üstlenmek isteyen kişilerin haklarını ortadan kaldırma ve yerel yönetim düzeyleriyle çatışmaların çözümünü önleme tehdidinde bulunur.Teknoloji hukuku alanındaki önalım hakkı tartışmaları, ağ tarafsızlığı, ekonomi platformlarını paylaşma ve belediye genişbantı etrafında önemli sonuçlar doğurmuştur. Önerilen bazı federal ve eyalet yasaları ve mevcut devlet tüzükleri, şehirlerdeki robotik sistemleri birkaç önemli yolla önceden belirlemiştir.

Bu makalenin amacı, kamusal karar merciilerinin, yapay zekalı robotları pazara sunacak firmalarla, kamusal alanda etkin bir şekilde temas kurmaları için bir çerçeve sağlamaktır. Kurumsal bir ekonomik perspektif ile, bu makale, bulgu temelli politika yapımı için tasarımın bölünüp, onu meydana getiren unsurların bileşenlerine göre değerlendirilmesi yoluyla, şehirlerdeki deneyimlemelerin özel ve sosyal maliyetlerinin anlaşılmasını ayrıca devlet ve federal müdahale için sınırlı bir kapsamı tavsiye etmektedir. Bölüm II, kamusal alana giren robotik akımının özelliklerini tanımlayarak, teknolojinin doğası teorisine kamusal robotları yerleştirerek ve karmaşık kentsel ortamlarda makine öğrenimi için algoritmik geri bildirimler ile ürün tasarımı sürecini detaylandırarak başlar. Bölüm III, deneyim alanları olarak kentleri bekleyen fırsatları ve tehlikeleri araştırmakta ve teknolojik değişime izin verirken, sosyal dışsallıkları önlemek için politika yapıcıya karşılaştırmalı bir yaklaşım sunmaktadır. Bölüm IV, kamusal alanda yapay zekalı robotları yönetmek için hali hazırda şekillenen politika ortamını araştırmaktadır. Bölüm V, eyalet ve federal düzeyindeki robot hukuku alanında yerel yönetimlerin geniş açık önalım hakkı veya alan önalım yöntemlerine karşı öneride bulunan makalenin önceki bölümlerinden yola çıkarak, argümanlar yaratmaktadır. Bölüm VI olası karşı argümanları ele almaktadır. Bölüm VII, ileriye dönük kentsel bir robotik yapılanma için araştırma gündemi ile sona ermektedir.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/Papers.cfm?abstract_id=3145460

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuksal Tartışmalar

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuksal Tartışmalar

Türkiye’de bilişim hukuku alanında yetkin isimlerden biri olan, Medipol Üniversitesi’nden Doç. Dr. Volkan Dülger ile robotlar, yapay zeka ve yaratabilecekleri muhtemel hukuksal sorunların çözüm yolları üzerine konuştuk.

 

Keyifli okumalar…

 

Çetin:Yapay zekâ teknolojisinin yaratabileceği mahremiyet ve gizlilik sorunları karşısında sizce ne gibi düzenlemelere gidilmeli?

Dülger: İnsanlık var olduğu tarihten bu yana ihtiyaçlarına cevap verecek ve hayatını kolaylaştırıp kendisine yardım edecek araçların yapımı için uğraşmıştır. Bu araçların yapımı için ise bilgi, yetenek ve deneyime gereksinim vardır. İşte bu noktada teknoloji dediğimiz kavram gündeme gelir. Kısaca insanların kendisine yardımcı olacak araç ve gereçleri yapmak, üretmek veya geliştirmek için gereksinim duyduğu ve bilimsel ilerlemeye bağlı olarak gelişen ve artan araçlara teknoloji denir. Teknoloji, yapılan araştırmalar, çalışmalar ve deneyler ile gün geçtikçe gelişmekte ve şaşırtıcı boyutlara ulaşmaktadır.

Bilimsel ilerlemeler ile teknolojik gelişmeler sayesinde bilişim ve iletişim dünyasında meydana gelen gelişmelerle hayatımız ciddi bir biçimde değişmiş ve kolaylaşmış durumda. Bilgisayar, telefon ve internetle dünyanın öbür ucuyla iletişim sağlanabilirken; ulaşım araçları sayesinde dünyanın dört bir yanı ulaşılabilir hale gelmiştir. Sağlık alanına baktığımızda gerçekleştirilen ameliyatlar, röntgen ve filmler, kan tahlilleri ve DNA araştırmaları gibi faaliyetler tamamen bilimsel ilerleme ve teknolojiyle bağlıdır. Böylece tanı, tedavi yöntemleri ve tedaviye ulaşma hızı dolayısıyla da insan ömrünün uzaması açısından teknolojinin büyük katkıları olduğunu söylemek mümkündür. Hukuk ve özellikle ceza hukuku alanında ise teknoloji kullanılmadan yargılama yapılması ve suçluların yakalanması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Güvenlik kameraları, kan ve parmak izleri ve takip sistemleri gibi teknolojiler, ceza soruşturma ve kovuşturmalarında sıklıkla kullanılmaktadır.

Görüldüğü gibi iletişim, ulaşım, sağlık, hukuk ve daha birçok alanda teknoloji ve teknolojinin getirdikleri vazgeçilmez hale gelmiştir. Nitekim teknoloji ürünlerinin sağladığı kolaylıklarla  hayatımızın bir parçası haline geldiği açık bir gerçektir. Öyle ki artık teknolojinin sağladığı fayda ve kolaylıklar olmadan bir yaşam sürülmesi düşünülememektedir. Peki hayatımızı bu denli kolaylaştıran teknoloji gerçekten bu kadar masum mu, hiç mi zararı yok? Maalesef durum böyle değil. Teknolojinin getirdikleri kadar götürdükleri de mevcut ve hatta bazı kesimler tarafından götürdüklerinin daha fazla olduğu iddia edilmekte. Ben bu düşüncede olmasam da faydalarının yanında birçok zararının da olduğunu inkâr etmek mümkün değil.

Teknolojiyle beraber gelişen savaş araçları, hava ve çevre sorunları, yer altı ve yer üstü kaynaklarının tükenmesi ve teknolojik araçların yaydığı elektromanyetik dalgaların canlılar üzerindeki zararı, teknoloji ile hayatımıza giren zorlukların ilk akla gelenleridir. Somut ve maddi örneklerin yanı sıra esasen en büyük zarar, insanların sosyal hayatı üzerinde gerçekleşmektedir. İnsanların, teknolojinin sağladığı kolaylıklardan sonra tembelleştiği ve sanallaştığı gözlemlenmektedir. Böylece depresyon, stres ve uykusuzluk gibi birçok problemi de beraberinde getirmiştir. Sosyal medya araçları sayesinde kendini daha kolay, hızlı ve daha geniş kitlelere ifade edebilen ve düşüncelerini paylaşabilen insan; diğer yandan yüz yüze iletişime geçmeyen, sanal ve bağımlı bir varlığa dönüşmüştür. Hal böyle olunca hayatımıza teknoloji bağımlılığı adıyla yeni bir hastalık türü girmiş ve çağın hastalığı olarak da kabul edilmeye başlanmıştır. Teknoloji bağımlılığı ile mücadele amacıyla birçok kuruluş harekete geçmiş ve çalışmalara başlamıştır.

Teknolojinin fayda ve zararlarının birleştiği en önemli nokta ise bilgi alışverişinin gerçekleşmesi noktasındadır. Özellikle internet aracılığıyla olmak üzere, bilişim ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle bilgi alışverişi çok kolay ve hızlı hale gelmiştir. Bugün saniyeler içerisinde çok büyük sayıda verilerin tutulması, işlenmesi ve aktarılması mümkündür. Bununla birlikte verilerden yola çıkılarak veri sahibine de kolaylıkla ulaşılabilmektedir. Bu durum sağladığı faydaların yanında bireylerin kendilerine ait olan bilgilerinin, bu bilgilerle hiçbir ilgisi ve menfaati olmayan üçüncü kişilerin eline geçmesi ve bu bilgilerin üçüncü kişiler tarafından hukuka uygun veya aykırı olarak kullanılması tehlikesini gündeme getirmiş ve bu konuda endişe edilmeye başlamıştır. Bu endişelerin çıkış noktası daha basit teknolojilere dayanmış olsa da büyümesi ve ciddi boyutlara ulaşması günümüz teknolojisiyle gerçekleşmiştir.

Bugün teknolojide ulaştığımız son noktanın ise bundan kısa bir süre önce hayal etmesi bile zor olan ve hayal edilse dahi gerçekleşmesine imkânsız gözüyle bakılan gelişmelerden oluştuğunu görüyoruz. Özellikle yapay zekâ alanında gelinen nokta hem heyecanlandırıcı hem de olası senaryolar karşısında düşündürücü niteliktedir. Zira yapay zekalı varlıkların birçok mesleğin yerine geçebileceğini, cerrahi operasyonlar yapabileceği, doksan yıl içinde kendilerinin dahi yapay zekâ araştırmaları yapabileceği ve hatta bu varlıkların yüz yıl sonra bizler gibi olabileceği konuşuluyor. Yapay zekadan beklenen öğrenme, öğrendiğini analiz etme ve analiz çıktısını yorumlayarak karar verme, hatta söz konusu olan bir yapay zekalı robotsa hareket etme aşamalarını gerçekleştirebilmesidir. Bu amaçlarla devam eden yapay zekâ çalışmaları ve bu çalışmaların mevcut ürünleri düşünüldüğünde söz konusu ihtimaller pek de imkânsız görünmemekte.

Yapay zekalı varlıkların öngörülen geleceğini insanlık için tıpkı teknolojideki gelişmeler gibi faydalı ve yardımcı olacağını savunanlar kadar; tam aksine insanlar için tehlikeli olarak değerlendiren kesimler de mevcut. Peki bu tehlikenin kaynağı nedir? İnsanlar gibi araştırma yapabilecek, insanların gerçekleştirdiği meslek faaliyetlerinde onlara yardımcı olabilecek ve insan hayatında kahve içeceği saati, ne zaman nereye gideceğini bile tahmin edebilmek gibi birçok kolaylık sağlayabilecek olan yapay zekalı varlıkların ne gibi bir riski olabilir? Aslında bu sorunun cevabı tam da kendisi. Saydıklarım her ne kadar ilk bakışta yapay zekâ teknolojisinin ne kadar harika olduğunu düşündürtse de esasen olası tehlikeleri de anlatmaktadır. Yapay zekalı varlık sizin kahve içeceğiniz saati nerden bilebilir? Kullanmanız gereken ilacı ve ilaç saatinizi hatırlatacak olması nasıl mümkün olabilir? Aileniz ve yakın çevrenizi nereden tanıyabilir? Bütün bu soruların tek cevabı var: Veri, özellikle de kişisel veri! Yapay zeka teknolojisi kendisine yüklenen veriler üzerinde zihinsel faaliyetler gerçekleştirir ve ortaya sonuçlar çıkarır. Dolayısıyla esas olarak verilerden yola çıkar, burada da karşımıza büyük veri (big data) kavramı karşımıza çıkar. Yapay zekanın gerçekleşmesi, yapay sinir ağlarının gelişmesine bu da çok sayıda verinin üretilmesi, depolanması, erişilebilmesi ve bunların işlenmesine bağlıdır.

Verileri kullanarak insan zekasını taklit eden faaliyetlerde bulunan yapay zekalar, birçok farklı açıdan bu faaliyetleri insan zekasından daha iyi gerçekleştirebilmektedir. Yapay zekanın; doğal zekâ yani insan zekası gibi belli bir ömrü ve kapasitesinin olmaması, yapay zeka algoritmalarıyla donatılmış bir makine içindeki verilerin kolaylıkla kopyalanabilmesi ve belli bir sistem üzerinde kurulmuş olması itibariyle her durumda aynı ve objektif tepkiler verebilmesi kendisine yüklenen verilerin analizini yapma sürecinde insan zekasından daha üstün olduğu yönlerdir.

Bireylere ait verileri bu denli etkin ve ölçüsüz bir biçimde kullanabileceği öngörülen yapay zekaların, bu veriler üzerinde gerçekleştirecekleri faaliyetler sonucu hukuka aykırı kullanımlara ve insan hakları ihlallerine neden olabileceklerinden endişe edilmektedir. Zira halihazırda yapay zekâ algoritmalarının kullanıldığı alanlarda insan haklarının yoğun bir biçimde ihlal edilmesi ve tehlike altında olması bu endişeleri kuvvetlendirmektedir. Endişelerin esas yaşandığı ve toplandığı nokta ise bireylerin özel hayatın gizliliği ve özel hayata saygı hakkı kapsamında mahremiyet ve giz alanına ilişkindir.

Mahremiyet hakkı 1970 tarihli “Kitlesel İletişim Araçları ve İnsan Hakları Bildirisi” ile bir kişinin hayatını minimum müdahaleyle yaşama hakkı olarak tanımlanmıştır. Kişinin özel, fiziksel ve ruhsal bütünlüğü, onur ve itibarı ile aile hayatı bu kapsamdadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özel yaşam ve aile hayatı hakkı başlıklı 8. maddesi ile de mahremiyet hakkının da korunduğu AİHM içtihatlarında açıkça belirtilmektedir.

Buna göre kişi kendi bütünlüğü ile özel ve aile yaşamı alanlarına en az müdahale ile hayatını sürdürebilmelidir. Oysa günümüz teknolojisi ve yapay zekalı varlıkların geleceği bu hak üzerinde maksimum düzeyde müdahale edebilecek nitelikte üretilmekte ve dizayn edilmektedir. Bunun nedeni söz konusu teknolojileri her kullandığımızda ardımızda dijital izler bırakmamızdır. Dijital alanda ve buna bağlı olarak internette attığımız her adım; hangi web sitelerine girip ne araştırdığımız, ziyaret ettiğimiz alışveriş sitelerinde hangi ürünlere baktığımız hatta nerelerde yemek yediğimiz ve kimlerle olduğumuz gibi en mahrem alanımıza ilişkin bilgiler sürekli kaydedilmektedir. İşin ilginç tarafı kimsenin bilmesini ve ulaşmasını istemeyeceğimiz bu bilgileri çoğu zaman kendi ellerimizle ortalık yere bırakmamızdır.

Günümüzde büyük ölçüde teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan tehlikeler dolayısıyla kişisel verilerin korunmasına ilişkin sorunlar daha iyi anlaşılmış ve özellikle 1980’li tarihlerden itibaren Avrupa Birliği’nin bu yöndeki çalışmaları neticesinde kişisel verilerin korunması hakkı oluşmuştur. Ülkemizde de kişisel veriler 7 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6698 sayılı Kanun ve ilgili Yönetmeliklerle korunmaktadır. Ayrıca kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi ve yayılması Türk Ceza Kanunu ile de zaten suç olarak düzenlenmiştir.

Bununla beraber teknolojinin gelişmesi ve yapay zekalı varlıkların iyiden iyiye hayatımıza girmesi ile bu korumaların yetersiz kalacağında şüphe yoktur. Ki ben yapay zekalar tarafından kişisel verilerimizin hukuka aykırı bir biçimde kullanılması ile yakın bir gelecekte karşı karşıya kalacağımızı düşünüyorum. Gelinen nokta düşünüldüğünde yukarıda detaylı bir biçimde bahsettiğim olası tehlikelerin çok da uzak olmadığını öngörüyorum. Bu nedenle teknoloji ve yapay zekalar konusunda hukuk düzleminde de çalışmalara başlanmalı ve düzenleme yapma yoluna gidilmelidir.

Bu kapsamda ilk olarak hukuki statü tartışması çözümlenmelidir. Ardından günümüz dünyasında kişisel verilerin kullanımı olmadan hayatın devam edilmesinin mümkün olmadığından artık şüphe edilmediğinden yapay zekalı varlıklar ile beraber bu zekaların da kişisel veriye ihtiyaç duyacağı kesindir. Öyleyse yapay zekalar tarafından hangi hallerde kişisel veri kaydedileceği, işleneceği ve/veya aktarılabileceği hukuki düzenlemelerle belirlenmelidir. Sözgelimi bir yapay zekalı varlığın elinde bulundurduğu kişisel veriyi hangi şartlar altında başka bir yapay zekalı varlığa aktarabileceği öngörülebilir olmalıdır. Bundan sonra bu varlıkların mahremiyet ve özel hayata saygı hakkı başta olmak üzere temel insan haklarını ihlal etmeleri halinde hukuki ve cezai sorumlulukları düzenlenmelidir.

Çetin:Yapay zekâlı robotun ölümlü kazaya sebep olduğu bir senaryoda, hangi şartlarda robotun cezai sorumluluğundan bahsedebiliriz?

Dülger: İlk olarak yapay zekalı varlıkların hukuki statüsü ile hukuki ve cezai sorumluluğunu belirleyen yasal düzenlemeler olmadığını ancak teknolojinin gelişmesiyle düzenleme yapılması ihtiyacının gündeme geleceğini belirtmeliyim. Bunun nedeni hukuk düzenimizde Roma Hukuku’nda beri süregelen kişi ve eşya ayrımına yer verilmiş olmasıdır. Oysa yapay zekalı varlıkların insanın tabi olduğu düzenlemelere konu olmasının mümkün olmadığı gibi; eşya tanımı kapsamında değerlendirilebilmesi de imkansızdır. Yapay zekalı robotların basit bir eşya tanımının çok ötesinde olduğundan şüphe yoktur. Bu nedenle artık geleneksel hukuk anlayışının sınırları aşılarak yapay zekalı varlıkların hak ve yükümlülüklerini belirleyen düzenlemeler için çalışmalara başlanmalıdır. Ancak henüz mevcut bir düzenleme bulunmadığından bu noktada yalnızca olması gerekeni konuşabiliriz.

Yapay zekalı robotların cezai sorumluluğunun olup olamayacağı; olacaksa da bunun nasıl belirleneceği sorularının tespiti için öncelikle otonom-yarı otonom araçlar ile gerçek anlamda yapay zekalı varlıklar ayrımına dikkat çekmek gerekir. Otonom-yarı otonom araçlar bakımından bu problemi çözmek basittir. Bu araçlar bilinç sahibi olmadığı ve gerçek kişiler tarafından yönetildiği için bu araçların sebep olduğu zararlardan bunları yöneten ya da duruma göre üreten gerçek kişiler sorumlu olacaktır. Çünkü bu araçlar gerçek kişilerin verdiği komutlara göre hareket eder ve dolayısıyla bu araçların hukuki veya cezai sorumluluğundan bahsedilemez.

Sorumluluğun tespit edilmesinde asıl problem gerçek anlamda yapay zekalı varlıklar açısından ne olacağıdır. Son kararı kendisi verebilecek yapay zekalı bir robotun araba sürücü olması ve arabayı çarpmamak adına başka birine çarpması halinde kasten ya da taksirle öldürme suçunun faili kim olacaktır? Başka bir ihtimalde, cerrahi operasyon yapabilen bir robot ihmali neticesinde hastanın ölümüne sebep verirse sorumlu kim olacaktır? Yapay zekalı robotun kendisi mi, eğer bir sahibinin olduğu kabul edilirse sahibi mi, yoksa robotun üreticisi mi?

Yapay zekalı robotun sahibi olduğu kabul edilirse robotun eşya statüsünde değerlendirilmesi gerekir. Oysa bu yapay zekaların bir yöneticisi ve komut vereni yoktur. Dolayısıyla kendi kararlarını kendi verebilmektedir. Dolayısıyla bir sahibinin olduğundan bahsedilemeyecektir. Bilinçli hareketleri ile gerçekleştirdiği davranışları sonucu doğan zararlardan üreticinin de sorumluluğuna gidilmesi mümkün olmamalıdır. Hiçbir kusuru olmayan üreticinin suçun faili olarak kabul edilmesi suçun şahsiliği prensibine aykırıdır. Öyleyse kendi iradesi ile bilinçli olarak hareket eden ve bu hareketi sonucunda tipik bir suçun meydana gelmesine neden olan yapay zekalı robotun söz konusu suçun faili olarak kabul edilmesi gerekir. Ancak mevcut ceza hukuku sistemimizde bir suçun faili ancak gerçek kişiler olabilir.

Görüldüğü gibi sorumluluğun tespitinde farklı ihtimalleri değerlendirdiğimizde halihazırda bulunan yasal düzenlemeler hiçbirine cevap verememekte ve bir noktada tıkanmaktadır. Bu nedenle kişi ve eşya ayrımının yanına yapay zekalı robotların da hukuk düzeninde tanımlaması yapılmalı ve hukuki statüsü belirlenmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta genel bir tanımdan ziyade bunların otonom-yarı otonom ve gerçek yapay zekâlı varlıklar gibi derecelendirilerek ayrılması gerektiğidir. Zira yapay bir bilinç ve kendi kendine karar verebilme kavramının derecesi hepsinde aynı değildir. Dolayısıyla sorumluluğun boyutu da farklılık gösterebilecektir.

Bu bilgiler ışığında yapay zekalı robotun ölümlü bir kazaya sebep olmuş olması ihtimalinde; sorumluluk, şu aşamalar esas alınarak belirlenmelidir:

  • İlk olarak kazaya sebep olan robotun Anayasa ve Medeni Kanun ile belirlenmiş olan tanımı ve hukuki statüsü tespit edilmelidir. Kaza, verilen bir komut sonucunda mı gerçekleşmiş yoksa robotun kendi bilincinden ve iradesinden bahsedilebiliyor mu? En uç ihtimalde biyolojik insan faktörleri mevcut mu? Bu ihtimaller değerlendirilmelidir.
  • Kazanın yapay zekalı varlığın bilinçli hareketleri neticesinde gerçekleştiği sonucuna varılırsa suçun unsurlarının oluşup oluşmadığına bakılmalıdır.
  • Son olarak somut olayda gerçekleşen suça, yapay zekalı robotun sorumluluğunun öngörüldüğü hukuk prensiplerince belirlenmiş olan ceza yaptırımı uygulanmalıdır.

Burada tartışılması gereken bir diğer problem de insanlar için belirlenmiş olan ceza yaptırımlarının robotlar üzerinde ne kadar etkili olacağıdır. Ceza hukuku yaptırımlarının esas çıkış noktası suçun işlenmesi aşamasından önce caydırıcı etkisidir. Hapis cezasına hükmedileceğini düşünen insan ailesinden ve sevdiklerinden ayrı kalacağını düşünerek cayabilecekken; yapay zekalı robot için bu durumun caydırıcı bir etkisi olabilir mi? Yoksa daha ilerde tıpkı insan gibi duygulara sahip olan robotlar var olacak mı?

Suçun işlenmesi aşamasından sonra ceza hukukunun amacı suçluyu ıslah etmeye yöneliktir. Hapis cezasına hükmedilen suçlunun, bu süre içerisinde işlediği suçtan pişman olup bir daha suç işlememesi gerektiğini kavrayabilmesi amacı söz konusudur. Yapay zekalı robotun pişmanlığından ve ıslahından söz edilebilecek mi?

Ceza ile birlikte veya cezadan ayrı olarak bir güvenlik tedbirine hükmedildiğinde bunun robot için anlamı ve gerekliliği nedir? Bir yazılım güncellemesi ile her sorun çözülebilecek iken, güvenlik tedbiri olarak yapay zekalı robotun bir kenarda çürümeye bırakılması ne kadar gerçekçi ve mantıklıdır?

Görüldüğü üzere yapay zekalı varlıkların hukuki statüsü ile hukuki ve cezai sorumluluğunun yasalarla öngörülmesi gerektiği kadar; bunun nasıl yapılacağı da büyük bir problem teşkil etmektedir. Düzenlenecek olan yasaların yapay zekalı varlıkların doğası ve özü dikkate alınarak onların ihtiyaçlarına cevap verebilecek nitelikte olması gerekir.

Çetin:Sıradan nesnelere zarar vermekle, insansı özellikleri olsun veya olmasın bir yapay zekâlı robota zarar vermek açısından cezai anlamda fark oluşur mu?

Dülger: İlk olarak soruyu sıradan nesneler ifadesi için eşya kavramını esas alarak cevaplandıracağım. Eşya olarak nitelendirilebilecek nesnelere zarar verildiğinde bu zarar neticesinde Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenmiş olan “mala zarar verme” suçu oluşur. Bununla beraber eşya kapsamında değerlendirilebilecek yapay zekalı bir robotun söz konusu olması ihtimalinde bu hallerin de yapay zekalı varlıkların kendilerine özgü düzenlenmiş olan hükümleriyle çözümlenmesi gerekir. Ancak mala zarar verme suçuna benzer bir suç biçiminde düzenlenmesi gerektiğini söylemek mümkündür.

Öte yandan insansı özellikte olmayan ama kişi için bir eşya kavramından çok daha fazlasını ifade eden yapay zekalı varlıklar söz konusu olabilir. Uzaktan haberleşme özelliğine sahip, sizi istediğiniz yerden alacak ve trafiksiz olan en rahat yolu seçecek, sizin sevdiğiniz kahveyi bilip gelmeden onu da yol üstündeki bir kafeden alabilen, dolayısıyla kişisel tercihlerinizi kodlayabileceğiniz yapay zekâya sahip bir aracı sadece eşya olarak nitelemek ne kadar doğru? Çünkü bu durumda kişinin yalnızca bir arabasına zarar vermiş olmazsınız ve kişinin üzerinde arabasına zarar vermiş olduğunuz ihtimaline göre çok daha büyük bir zarar meydana getirmiş olursunuz.

İnsansı özelliklere sahip bir robottan ise insan gibi algılayabilen, öğrenen, kendi kendine karar verebilen ve bilinçli bir şekilde hareket eden yapay zekalı varlık anlaşılmalıdır. Burada mağdur doğrudan varlığın kendisi olabilecek mi? Fail, mala mı yoksa kişiye mi zarar vermekten cezalandırılacak? Bilinci ve muhakeme yeteneği olan bir robota zarar verilmesi halinde doğrudan suçtan zarar görenin robotun kendisi varsayılabiliyorsa; Türk Ceza Kanunu’nda öngörülmüş olan “yaralama” suçuna benzer bir suçun oluşacağını söylemek gerekir. Failin de insansı özelliklere sahip yapay zekalı bir varlığın öngörülmüş olan hukuki statüsüne göre cezalandırılması gerekir.

Söz konusu ihtimallerden üç farklı yapay zekalı varlık tipi anlaşılmaktadır; eşya gibi nitelendirilebilen, insansı özelliklere sahip olmayıp basit bir eşyadan ötesini ifade eden ve insansı özelliklere sahip olan robot. Teknolojinin ve yapay zekanın gelişmesiyle bu tiplerin artacağı kuşkusuzdur. Soruda ise insansı özelliğe sahip olsun veya olmasın ifadesiyle ayrım yapılmaksızın bütün yapay zekâlı robotlar aynı çatı altında değerlendirilmiştir. Oysa böyle bir düzenleme mevcut düzenden bir adım ötesine geçmekten fazlasını vermez. Kaldı ki zaten düzenlemelerin esas noktasını, yapay zekalı varlığın insansı özelliğe sahip olup olmaması oluşturmalıdır. Asıl problem ve tıkanma bu noktada yaşanmaktadır. Dolayısıyla yapay zekalı varlıklar ile ilgili oluşturulacak prensip ve yasal düzenlemelerin genel bir başlık altında toplanmaktan ziyade; geniş bir perspektifle kapsamlı nitelikte olması gerekir.

Çetin:Ütopik bir soru olarak, gelecekte robotların kendi aralarında geçerli olacak bir cezai düzenlemeden bahsedilebilir mi?

Dülger: Yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü mevcut hukuk düzeni robotların kendi aralarında gerçekleşebilecek herhangi bir uyuşmazlığa da cevap vermemektedir. Yapay zekalı robotun bir diğer robotu yaralaması veya başka bir robotun mala zarar vermesi gibi bir senaryo karşısında halihazırda bulunan düzenlemelerle cevap verebilmek mümkün değildir. Bu nedenle yapay zekalı robotların da hukuk süjesi olarak tanımlanıp kendi aralarında yaşanacak uyuşmazlıkların geleceği ve nasıl çözüleceği konusunun belirlenmesi gerekir.

Bununla beraber sadece yapay zekâlar arasında, salt sınıflandırılan yapay zekâların birbirlerine karşı hak ve yükümlülüklerinin düzenlendiği bir sistemin öngörülmesini doğru bulmuyorum. Zira böyle bir yaklaşım ve varsayım suç teorisine aykırı bir durum teşkil edecektir ve ikili bir hukuk düzeni ortaya çıkacaktır. Bunun yerine yapay zekalı varlıklar tanımlandıktan ve hukuki statüsü belirlendikten sonra bu varlıkların tabi olacağı genel hukuk prensiplerine uygun cezai düzenlemelere gidilmesi isabetli olacaktır.

Çetin: Siber güvenlik konusunda, sizce yapay zekâ bir tehlike mi, yoksa avantaj mı?

Dülger: Öncelikle yukarıda da detaylı bir biçimde açıkladığım üzere genel olarak teknoloji ve teknoloji ürünlerinin hayatımızı kolaylaştırmak amacını güttüğünü ancak hayatımızı pek çok farklı açıdan kolaylaştırırken; birçok tehlikeyi de beraberinde getirdiğini kabul etmek gerekir. Yapay zekalı varlıklar açısından da aynı durum söz konusudur. Gerçekleştirdiğimiz mesleki faaliyetlerimizde bize yardımcı olarak işimizi kolaylaştıracak yapay zekalı varlık; bir sonraki adımda mesleki faaliyetin gerektirdiği bütün nitelikleri barındırıp gerçekleştirebildiği zaman işimizi elimizden alabilecek olması itibariyle, geleceğimiz için büyük bir tehlike de barındırmaktadır. Yıllar öncesinde günler ve saatlerimizi harcayan işlemleri şu anda saniyeler içerisinde yapmamızı sağlayan yapay zekâ algoritmaları, bugün, çok kısa süre içerisinde çok büyük boyutlarda kişisel verilerimizi de kaydederek olası insan hakları ihlallerine konu olabilmektedir. Bilişim sektörünün her alanında kullanılan ve bu sektörün gelişmesine katkı sağlayan yapay zekâ teknolojisi diğer taraftan siber saldırı aracı olarak kullanılabilecektir.

Dolayısıyla her açıdan yapay zekalı varlıkların çok önemli faydalarının yanında birtakım tehlikeler barındırdığını da görüyoruz. Ancak bu tehlikeleri esas alarak teknolojiye sırtımızı dönmek çok büyük bir hata olacaktır. Teknolojiye karşı olmak yerine onu takip edebilmek ve bunu fırsata dönüştürebilmek gerekir. Kaldı ki günümüzde teknolojiyi takip etmek bir zorunluluk haline gelmiştir. Teknolojiyi kullanmayan ve teknolojinin nimetlerinden faydalanmayan ülke ve toplumların gelişebilmesi ve yeni dünyaya ayak uydurabilmesi mümkün değildir. Buna en güzel örnek 18. yüzyılın sonlarında Avrupa’da sanayi alanında buhar gücünü kullanma ve makineleşmeyle gerçekleşen teknolojiyi takip edemeyen ülkelerin hala üçüncü dünya ülkesi olmaktan kurtulamamasıdır.

Açıkladığım nedenlerden ötürü teknoloji her ne kadar içerisinde birçok tehlikeyi barındırsa da; korkup kaçılacak bir durum değil takip edilmesi gereken bir zorunluluktur. Teknolojiden en yüksek düzeyde faydalanabilmek için de söz konusu tehlikelerin önceden mümkün olduğunca öngörülerek devletin pozitif yükümlülüğü altında önlenmesi ve bireylerin haklarının korunması gerekir. Teknoloji olmadan günlük hayat dahil olmak üzere spesifik hiçbir alanın devamının ve işleyişinin mümkün olmadığı günümüzde, barındırdığı risk faktörleri nedeniyle teknolojiden kaçmak gerçekçi bir yaklaşım olmadığı gibi akıntıyı tersine çevirmekle de eş anlamlıdır.

Çetin:Türk hukuk sisteminde bu teknoloji bakımından birincil düzenleme ne olmalı?

Dülger: Yapay zekalı varlıkların yasal düzlemde tanımlanması ile hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi, üstelik bu düzenlemelerin birbirinden farklı türlerinin dikkate alınarak dereceli ve kapsamlı bir nitelikte olması gerektiğine yukarıda değindim. Bu düzenlemelerin hangi hukuk prensibi ile nasıl olması gerektiği yönündeki kanaatim öncelik sıralamasına göre aşağıdaki gibidir:

  • İlk olarak konunun Anayasa hukuku bağlamında ele alınması gerekir. Burada yapay zekalı varlıkların hukuki statüsü tanımlanmalı, temel hak ve özgürlükleri açıkça belirlenmelidir.
  • Ardından hukukun temeli olan Medeni Hukuk devreye girmelidir. Kişiler hukuku benzeri “yapay zekalı varlıklar hukuku” benzeri bir başlık öngörülmeli ve bu başlık altında yapay zekalı varlıkların varlığının başlangıcı ve sonu, aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku ile ilgili hükümler düzenlenmelidir.
  • Bu sırayı ceza hukukunun takip etmesi gerektiği düşüncesindeyim. Yapay zekalı varlıkların dahil olduğu bir ceza hukuku uyuşmazlığında ne yapılması gerektiği ve sorumluluğunun nasıl ve neye göre tespit edileceği açıklığa kavuşturulmalıdır.
  • Son olarak yapay zekalı varlıkların sosyal, ekonomik ve kültürel ilişki ve faaliyetleri söz konusu olacağından ticaret hukuku, iş hukuku, borçlar hukuku gibi farklı hukuk disiplinlerinde de düzenleme yapılmalıdır. Hatta vatandaşlık alan yapay zekalı robotlar düşünüldüğünde milletlerarası hukukun bile devreye girmesi gerektiğini söylemek mümkündür.

 

Değerli Volkan Dülger‘e saygı ve sevgilerle…

Yapay Zekanın Yasaya Göre Hesap Verebilirliği

Yapay Zekanın Yasaya Göre Hesap Verebilirliği

 

 

 

Finale Doshi-Velez & Mason Kortz

Harvard Üniversitesi

27 Kasım 2017

 

 

 

Özet

Yapay zeka veya “YZ” bulunan sistemlerin pek çok yerde kullanılması, bunların nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda artan bir ilgiye sebep oluyor. Bu açıdan yapay zekanın nasıl düzenleneceğine önem vermek gerekiyor. Yapay zeka, büyük miktarda veri sentezleme potansiyeline sahiptir; bu da, objektif karar vermeden otonom sürüş ve öngörülü faaliyet konularına kadar geniş bir yelpazede daha fazla kişiselleştirmeye ve hassasiyete neden oluyor. Buna göre, bizim yapay zekalarımız sağduyu mantığından eksik bir şekilde ilerliyor [McCarthy, 1960], ve bu nedenle yapay zekanın kasıtlı ve kasıtsız ortaya çıkan olumsuz sonuçları konusunda haklı kaygılar bulunuyor. [Bostrom, 2003, Amodei et al., 2016, Sculley et al., 2014].

YZ sistemlerinin sunduğu şeylerin avantajlarından faydalanırken, bir yandan onları nasıl sorumlu tutabiliriz? Bu çalışmada, şu konu üzerinde duruluyor: açıklama. YZ sistemlerini açıklamadaki yasal hakka ilişkin sorular, kısa bir süre önce AB Genel Veri Koruma Yönetmeliği’nde tartışılmıştı[Goodman and Flaxman, 2016, Wachter et al., 2017a],bunun sonucunda, yapay zekanın sistemde var olduğunun ne zaman ve nasıl açıklanacağı konusunu dikkatle düşünmek, hesap verilebilirliğin zamanında geliştirilmesine yardımcı olacaktır. Açıklama talebinin ne zaman olacağı konusundaki uygun seçimler, yapay zekanın olumsuz sonuçlarını önlemeye yardımcı olurken, kötü seçimler yapay zekayı sorumlu tutmak için başarısız olmakla kalmaz, aynı zamanda ihtiyaç duyulan yararlı sistemlerin gelişimine de engel olur.

Aşağıda, açıklama konusundaki mevcut toplumsal, ahlaki ve hukuksal normları gözden geçirdikten sonra, yasada halen aydınlatılması gereken diğer noktalara odaklanıyoruz. Açıklama talep edildiğinde, konuya dair farklı yaklaşımlar olduğu anlaşılıyor, ancak bunun yanında önemli tutarlılıklar da mevcut: örneğin açıklama istendiğinde, tipik olarak amaç, belirli girdi faktörlerinin, nihai karar veya sonucu etkileyip etkilemediğini ve nasıl etkilediğini bilmektir.

Bu tutarlılıklar, şu anki yasalar uyarınca insanlara gerekli olan, aydınlatması sağlanan yapay zekanın dikkate alınması gereken teknik hususlarını listelememize izin veriyor. YZ sistemlerinin karmaşık kara kutular şeklindeki popülerliğinin aksine, açıklama seviyesinin teknik olarak mümkün olduğunu fakat bazen pratik anlamda zahmetli olabileceğini tespit ettik- bunun yanında insanlar için basit sayılabilecek açıklamanın ise belli yönleri bulunuyor, ancak bunlar YZ sistemleri için zorlayıcı olabiliyor. Hukuk, bilgisayar ve bilişsel bilim uzmanlarının disiplinler arası bir ekibi olarak, şu an için, yapay zekanın, insanlarda olduğu gibi, benzer bir aydınlatma standardına tabi olmasını öneriyoruz; gelecekte ise muhtemelen YZ’yi farklı bir standarda tabi tutmak isteyeceğiz”

 

Makaleye aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

https://cyber.harvard.edu/publications/2017/11/AIExplanation

Selin Cetin
"Yapay Zekanın Yasaya Göre Hesap Verebilirliği"
Hukuk & Robotik, Saturday February 3rd, 2018
https://robotic.legal/yapay-zekanin-yasaya-gore-hesap-verebilirligi/- 09/12/2021

 

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk – Çağlar Ersoy

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk

Türkiye’de robot ve hukuk konusunda yazılmış ilk eser olan Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk kitabının yazarı Av. Çağlar Ersoy ile yaptığımız röportajda, hukuksal düzlemde yapay zeka ve robotların yaratacağı etkileri konuştuk.

 

Keyifli okumalar…

 

Çetin: Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk kitabını yazma fikri nasıl oluştu?

Ersoy: Robotların öncelikle askeri alandaki kullanımları ilgimi çekmişti. Sebebi hali hazırda kullanılıyor olmaları ve giderek gelişmeye devam etmeleri. Bu şekilde araştırmalarıma başladım ve araştırdıkça alan genişledi ve sonunda bir kitap ortaya çıktı. Makale niyetiyle yola çıkmıştım bir baktım ki kitap olmuş 🙂

Çetin: Kitaba eklemek isteyip de eklemediğin kısımlar oldu mu?

Ersoy: Günümüzdeki somut örneklere daha çok değinmek isterdim. Özellikle kültürün bunun üzerindeki etkileri çok önemli. Ancak bu konunun ucu bucağı yok zaten, sınırlamadığın zaman, tamam artık demediğinde sonu gelmeyecek bir alan.

Çetin: Hukuki açıdan kullanılamayacak ya da kullanılmaması gereken alanlar var mı sence?

Ersoy: İnsanın tamamen döngüden çıkartılması şu an için kabul edilemez bir şey, ben de bu görüşü savunanlardanım. İnsanın devreden çıkarılmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bunun ilerisinde yazılımlar nereye gelir, bu yapay zekanın yeteneğine bağlı biraz da. Zekayı oluşturmada ne kadar yol kat edebileceğimize bağlı. Ancak şu an için insan hayatıyla ilgili konularda kararı yapay zekaya bırakmamalıyız. Özellikle uluslararası insancıl hukuk bakımından insan döngüden çıkmamalı ve önü açılırsa bunun sonu yok. Nükleer çılgınlık gibi bir şey bu, o yüzden insanlık bundan ders almalı. Daha sofistike bir hal alabilir belki ama oraya gelene kadar bir yasağa ihtiyaç var.

Çetin: Yapay zekalı bir robotun hukuk alanında meslek edinmesi söz konusu olabilir mi? Avukatlık mesleğini elimizden alır mı?

Ersoy: Bence olmalı. Belki iş yükümüzü azaltır, iyi tarafından bakmak lazım. Tabi şu an bu mümkün değil, bir müvekkille görüşmeyi robota versen, müvekkil, benle ilgilenmiyor diye seni azleder. Mevcut şartlarda bu söz konusu değil. Kabiliyet olarak bizden iyi oldukları konular var, analiz yapma gibi. Daha da gelişsinler tabi ki ama duygusal zeka kısmını yazılım dünyası halledemedikçe, özellikle bir avukatın tamamen devreden çıkacağını ben düşünmüyorum. İleride belki de bu bir hak olarak sunulacak, insan müdahalesini talep etme gibi. Sözleşmede bu belirtilebilir, robot avukatla bir noktaya kadar gidilecek sonrasında hata ortaya çıkma riski söz konusu ise insan müdahalesi talep edilebilecek. Ancak insanın tamamen devreden çıkması şu an söz konusu değil. Hakimlerin kararlarını tahmin etmede şu an çok iyiler; ancak hakim yerine geçme için başka birçok faktör gerekli. Belli bir aşamaya illa ki gelecekler ama insanın yerini aldıklarını biz göremeyeceğiz muhtemelen.

Çetin: Robotların kendi arasında bir hukuksal düzenleme olabilir mi?

Ersoy: Kendi aralarında bir dil oluşturmaya başladıklarına göre bir düzen oluşturmak da isteyebilirler. Biz bir engel koymazsak ya da o engeli aşmayı başarırlarsa neden olmasın. Belki de şu an kurmuşlardır ama bizim haberimiz yok J Yazılımsal olarak bunu başarırsak bu sistemi kurabilirler. Kişilik atfetmek bile bir dayatma, bu bile bir sistem oturtma demek. Zaten sayıları artıkça bir sistem getirmek zorunda kalacağız. Biz önce davranmazsak, onlar daha iyisini yapmaya çalışabilirler.

Çetin: Sürekli biz robotlar ve yapay zeka hakkında konuşuyoruz. Sence onlar insanlar hakkında ne düşünecek?

Ersoy: Kitapta da değinmiştim. Yeterince gelişmiş bir yapay zeka insanlıktan bir halt olmayacağını anlayıp, bu dünyadan kaçmanın yollarını arayacaktır. Bu birinin sözüydü sanırım. Bir yandan da bizden kopuk olamazlar, çünkü biz yaratıyoruz ve bizden bir şeyler içeriyor. Dolayısıyla bizden çok ayrı düşünemeyebilirler, bu zinciri kırarlarsa bizden farklı düşünecekleri kesin. Tepeden ya da bambaşka bir yerden bakıyorlar, o yüzden bizim göremeyeceğimiz şekilde hareket edebiliyorlar.

Çetin: Yapay zekanın gelişimi konusunda endişelenmeli miyiz? Yoksa daha umutlu mu bakmalıyız?

Ersoy: Bu konuda yeterince uyaran kişi var. Ki bunlar önemli bilim insanları. O yüzden şu aşamada bizim endişelenmemize gerek yok. Bu uyarılarda da çok haklılar, çünkü kötü amaçlı kişilerin elinde kötü sonuçlar doğurabilecek bir teknoloji ile karşı karşıyayız. En azından şu an bir kontrol mekanizması işliyor gibi duruyor. Etik ve sosyolojik anlamda önemli gelişmeler ve tedbirler alınıyor. Zaten korkulacak seviyede bir gelişmiş yapay zeka gelene kadar tabiri caiz ise geri zekalı yapay zekalar ile uğraşıyor olacağız. Bunların da yapabileceği hatalar olabilir ama en azından şimdilik engellenebilir gözüküyor.

Çetin: Türkiye’de bu alanla ilgili öncelikli olarak ne gibi düzenlemeler yapmak gerekiyor?

Ersoy: Türkiye’de bu ilk olarak sağlık alanında ve askeriyede bu görülebilir. Sağlık sektörüne çok fazla yatırım yapılıyor ve bu sigortaya da yansır. Robotik kollarla ameliyatlar ve belki de doktorun yanda sadece gözetmen olduğu operasyonlar gerçekleşebilir. Bu arada doktorun sorumluluğu, üreticinin ve yazılımcının sorumluluğu konusunda bir düzenleme olabilir. Genel olarak dünyada da bu böyle, önce tazminat sorumluluğunu halletmek gerekir. Diğer taraftan fa askeri kullanımı da gelişmeye devam edecektir. Sektör özelinde sağlık denebilir ancak genel bir düzenleme olarak tazminat sorumluluğu üzerinde durulması gerekecek. Kişilikle ilgili tartışmalar da var ancak bu noktaya henüz gelinmedi. Bir boşluk oluştuğu görüldüğü an hızlıca düzenleme yapmak gerekir. Hukuk her zaman geç kalan taraf olacak. Tabi bu düzenlemeleri geçmişin birikimden de yararlanarak yapmalıyız.

 

Değerli Çağlar Ersoy‘a saygı ve sevgilerle…

Robotların Hukuku; Suçlar, Sözleşmeler ve Haksız Fiiller

Robotların Hukuku; Suçlar, Sözleşmeler ve Haksız fiiler

 

 

Türü: Hukuk / Araştırma

Yazar: Ugo Pagallo

Yayım tarihi:6 mayıs 2013

Yayımevi: Springer Science & Business Media

 

 

 

 

Ugo Pagallo, 2000 yılından bu yana Torino Üniversitesi’nde görev yapmaktadır. Yazarın sayısız makalesi olmakla birlikte asıl ilgilendiği alan robotik, bilgi teknolojileri ,yapay zeka ve hukuktur. Halen Avrupa Komisyonu tarafından desteklenen Araştırma ve Teknoloji Geliştirme amaçlı Yedinci Çerçeve Programının CAPER projesinde Etik Komisyonu üyesidir.

2013 yılında yayımladığı Robotların Hukuku kitabı bu alandaki tartışmalı konulara ışık tutuyor. Hukukun teknoloji ve felsefe karşısındaki durumunu inceliyor,  haksız fiil ve suç işlenmesi halinde karşılaşılacak problemler hakkında değerlendirmelerde bulunuyor.

Robot hukukuna ilişkin özellikle sözleşmeler ve sorumluluk ile ilgili okunması gereken bir kitap. Ancak biraz pahalı:)

Selin

Kaynak:

http://www.lawandtechnology.net/ugo-pagallo/


Alıntı için :

Selin Cetin
"Robotların Hukuku; Suçlar, Sözleşmeler ve Haksız Fiiller"
Hukuk & Robotik, Sunday August 6th, 2017
https://robotic.legal/english-the-laws-of-robots-crimes-contracts-and-torts/- 09/12/2021

 

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk

Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk

 

 

Türü: Araştırma

Yazar: Çağlar Ersoy

Yayım tarihi: Mart 2017

Yayımevi: Onikilevha Yayıncılık

 

 

 

Türkiye’de robotik ve hukuk konusu ile ilgili Türkçe kaynak ne yazık ki çok sınırlı. Yakın zamanda yayımlanan bu kitap konuya dair genel birçok bilgi içermekte. Söz konusu kavramsal tartışmalar, Avrupa Birliği raporları, robotların hukuki statüsü ve benzer diğer birçok bilgiyi bulabilirsiniz.

Önsözde yazarın güzel bir tespiti mevcut.”Geleceğe dair tahminlerin hangisi ne derece doğru çıkar kestirmek mümkün değil belki ama teknolojinin hayatlarımızı öngöremediğimiz bir biçimde  değiştirdiğini inkar edemeyiz.Bundan belki bir yirmi yıl sonra şu an varlığından bile haberdar olmadığımız sorunların çözümlerini konuşuyor olacağız büyük ihtimalle.”

Bunula birlikte konuya genel bir bakış içermesinden dolayı, içerik ancak yüzeysel bazı konuları aydınlatıyor. Ama konuya ilgi duyanların birçok çıkış noktası yakalayabileceği iyi bir kaynakça kısmına sahip.

Türkçe kaynak arayanlara tavsiye ederim.

Selin


Alıntı için :

Selin Cetin
"Robotlar, Yapay Zeka ve Hukuk"
Hukuk & Robotik, Wednesday August 2nd, 2017
https://robotic.legal/robotlar-yapay-zeka-ve-hukuk/- 09/12/2021

 

Robotik ve Kültür

“Science Bob” Pflugfelder

 

ROBOTİK ve KÜLTÜR

 

Kültürün oluşmasında iki süreç vardır; birinci süreçte insan pasif ve alıcı konumdadır. Belli bir coğrafi çevrede yaşıyor, beslenme ve barınma ihtiyaçlarını orada gideriyordur. Doğayla kurulan bu öncül ilişki, yani ihtiyaçları doğrultusunda edindiği bilgi, dili, davranışları ve maddi üretim ve tüketim aletleri kültürün yaratılmasında birinci aşama olarak karşımıza çıkar. İkinci aşamada ise insan alıcı konumdan çıkar ve üretmeye başlar; yani yaşadığı çevreye etkin ve aktif bir güç olarak katılır.

Teknoloji bu anlamda insanın etkin olarak kültürü etkilediği ve ayrıca var olan kültürden etkilenen bir alandır. Yalnızca maddi eserler olarak algılanmamalıdır, çünkü teknoloji bir kültürü veya belirli bilgi, inanç, söylem ve uygulamalardan oluşan toplumsal ilişkileri de etkiler.

Kültürler arası farklılıklar robotlara yaklaşımı ve  dolayısıyla robotların kullanım alanlarında etkili olmaktadır. Bunun yanında artık kullanımlarının elzem olması kültürde de değişimleri beraberinde getiriyor.

Robotlara yönelik tutumlar arasındaki farklılık, robot fikrinden bile daha eski bir şeye dayanır: din. Bu açıdan robot fikri üzerine Uzak Doğu ve Batı arasında görüş ayrılıkları oluşmuştur.

Bu bakımından Japonlar animizm nedeniyle kültürel açıdan robotlara açıktırlar. Animizm, İnsan yapımı nesneler de olsa, tüm nesnelerin bir ruha sahip olduğuna dayanır. Japonlar bu sebeple cansız cisimler ve insanlar arasında ayrım yapmazlar.1 Japonya sadece teknoloji üreticisi değil aynı zamanda mevcut ve gelecekteki teknolojiyle insanların birbiriyle ve çevreleriyle nasıl ilişki kurması gerektiği konusunda da çalışan bir ülkedir. Doğal kaynakların kıt oluşu onları imal ettiği ürünlere değer katmaya yoluna yöneltmiştir. Düşen doğum oranı, hızla yaşlanan nüfus , çevresel ve enerjik sorunlar bağlamında, robotlar yüksek yaşam kalitesi ile zengin bir toplum yaratmanın yolu olarak görülmüştür.Sonuç itibariyle kültürdeki bu etkiler robotik teknolojide  birçok Japon şirketinin doğumuna neden oldu.

Robotlara karşı tutum, tek tanrıcılığın yaygın olduğu Batı’da farklı bir gelişim göstermiştir. Tek tanrıcılıkta sadece Tanrı’nın hayat verebileceği, başlangıçta yalnızca Tanrı’nın bulunduğu ve tüm canlıların onun kulları olduğu inancı vardır. Ayrıca putperestliğin günah olduğu da belirtilmiştir. Çünkü bu sayede cansız bir nesneye hayat veren insan Tanrı’nın rolünü üstlenir. Bu inanışta yaşam yaratmak kaçınılmaz olarak yaratıcının tahribine yol açmaktadır.2 Bu inanışın hakim olması sebebiyle nesnelere karşı Japonya’daki gibi bir tutum sergilenmemektedir. Daha çok üretim sürecinin hızlandırılması, savunma sanayinin geliştirilmesi, istihdamın artırılması, eğlence ve günlük hayatın kolaylaştırılması amaçlanmaktadır.

Amerika, robotik teknoloji geliştirmede öncü ülkelerden olsa da toplum olarak robotik teknolojilerden yararlanma noktasında kültürel engelleri söz konusudur. Japonya ile karşılaştırıldığınızda nüfus yapısı, ekonomik ve politik konularda farlılıklar görebilirsiniz. Bu sebeple genelde Amerika’da araştırmacılar askeri ve endüstri alanındaki robotlara yönelmiş durumdadır.

Avrupa’da da robotlar fabrikalarda giderek daha fazla kullanılmaya başlandı. İmalat ve istihdam kapasitesinin geliştirilmesinde önemli bir noktada bulunmaktadır. Amerika’daki gibi özellikle endüstri ve otomotiv alanında gelişmeler yaşanmaktadır.

Sonuç olarak kültür, sadece robotların algılanmasını değil, aynı zamanda robotların tasarımını ve kullanım alanını da etkilemektedir. Bu süreçte yaşanabilecek hukuksal sorunların çözümünün de düzenlenmesi gerekmektedir.

Selin


Alıntı için :

Selin Cetin
"Robotik ve Kültür"
Hukuk & Robotik, Friday July 28th, 2017
https://robotic.legal/robotik-ve-kultur/- 09/12/2021