Vital, Sophia ve Şti. – Robotların Yasal Kişiliği İçin Arayış

 

Vital, Sophia ve Şti. – Robotların Yasal Kişiliği İçin Arayış

 

 

 

Ugo Pagallo

Turin Üniversitesi, Hukuk Fakültesi

10 Eylül 2018

 

 

 

 

Özet

Bu makale bugün yapay zekalı robotların yasal statüsü hakkındaki tartışmayı ve bilim adamları ile politika yapıcıların bu yapay unsurların yasal aracılığını yasal kişilik statüsü ile ne sıklıkla karıştırdıklarını incelemektedir. Alandaki mevcut eğilimleri dikkate alarak, makale iki yönlü bir duruş önerir. İlk olarak, politika yapıcılar, sözleşmelerde ve iş hukukunda, karmaşık dağıtık sorumluluk durumlarında yeni yasal aracılık biçimleri gibi yapay zekalı robotların faaliyetleri için yeni hesap verebilirlik ve sorumluluk biçimleri oluşturma imkanını ciddiye almalıdır. İkincisi, yapay zekalı robotlara tam yasal kişilik sağlama hipotezi, öngörülebilir gelecekte bir kenara atılmalıdır. Ancak, Ekim 2017’de bir ülkenin vatandaşlığını alan ilk YZ uygulaması olan Sophia ile Suudi Arabistan’ı nasıl ele almalıyız? Kuşkusuz, birine ya da bir şeye yasal kişiliğin verilmesi -her zaman olduğu gibi- deneysel durumlara dayanmayan son derece hassas bir siyasi mesele ve rasyonel seçimdir. İnisiyatif, keyfilik ve hatta tuhaf kararlar bu bağlamda rol oynamaktadır. Bununla birlikte, yasal sistemlerin insan ve şirketler gibi yapay varlıklara verdiği statülerin normatif nedenleri, bugünün yapay zekalı robotlarının yasal kişiliğine yönelik arayışımızda taraf olmamıza yardımcı olmaktadır. Vatandaş Sophia gerçekten bilinçli mi yoksa acımasız bilim insanlarının taşlamalarına katlanabilir mi?”

 

Makalenin orijinalini ve bağlantı adresini aşağıda bulabilirsiniz:

Vital, Sophia, and Co.—The Quest for the Legal Personhood of Robotshttps://www.mdpi.com/2078-2489/9/9/230/pdf

 

Bir Robotu Kandırmak Hacklemek midir?

 

Bir Robotu Kandırmak Hacklemek midir?

 

Ryan Calo

Ivan Evtimov

Earlence Fernandes

Tadayoshi Kohno

David O’Hair

Washington Üniversitesi

 

Özet

“”Hackleme” terimi bilgisayar sistemine zorla girme anlamına geliyor. Bir dizi yerel, ulusal ve uluslararası düzenleme, bilgisayar korsanlarının bilgi çalmak veya operasyonları aksatmak için bilgisayar sistemlerine girmelerinden sorumlu tutulmalarını amaçlıyor. Diğer yasalar ve standartlar, özel şirketlerin saldırılara karşı bilgisayarları güvenli hale getirmeleri için en iyi uygulamaları kullanmayı teşvik ediyor.

Bilgisayarlara girmeyi değil ama onları kontrol eden makine öğrenmesi modellerinin manipüle edilmesini amaçlayan yeni bir teknik, korsanlığın niteliğini yeniden değerlendirmek için yasaları ve yasal kurumları zorlayabilir. Yazarlardan üçü, örneğin, bir sürücüsüz arabanın dur işaretini hız sınırı olarak algılamasını sağlamak için, bir sistem bilgisi kullanmanın mümkün olduğunu gösterdi. Diğer teknikler, makine öğrenme sistemlerinde gizli kör noktalar oluşturuyor veya öğrenme şekillerine giren özel verileri yeniden yapılandırmaya çalışıyor.

Yapay zekânın (YZ) ortaya çıkışındaki rönesans, savunmasızlığın paralel bir keşfi ile birleştiğinde, bir bilgisayar sistemini tehlikeye atmada “hacklemek” anlamına gelen şeyin yeniden gözden geçirilmesini gerektiriyor. Garantiye almak önemlidir. Yasal ve toplumsal çerçeveler düzenlenmedikçe, hukuk ve uygulama arasındaki yanlış hizalanmanın sonuçları, suçun unsurlarının yetersiz kalması, eksik ya da çarpık güvenlik önlemleri ve kritik güvenlik araştırmalarının soğutulması ihtimalini içerir. Bu sonuncusu, araştırmacıların önyargılarının, güvenlik kısıtlamalarının ve yapay zekâ bütünleşmesindeki hatalardan doğan fırsatların oynayabileceği önemli rolün ışığında özellikle tehlikelidir.

Bu makalenin yazarları, makine öğrenimi, bilgisayar güvenliği ve hukuk alanındaki uzmanların disiplinler arası ekibini temsil etmektedir. Amacımız, karşıt makine öğrenimi (ML) yoluyla hack yapısının niteliğinin ve siber güvenlik alanının değiştirilmesi için akademinin içinde ve ötesinde hukuk ve politika topluluğu oluşturmaktır. 1986 tarihli Bilgisayar Dolandırıcılığı ve Suistimal Yasası’nı -paradigmatik federal anti-hacking yasası- örnek olay incelemesi olarak kullanarak, hukuk ve teknik uygulama arasındaki kopukluğu kanıtlamak istiyoruz. Hacklemenin kandırma içerdiği ihtimalinin belirsizliğini göstermede ne pahasına olursa olsun başarısız olduğumuzu açıklamayı umuyoruz. “

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3150530

 

Metal Yakalılar

 

Metal Yakalılar

 

Teknolojik inovasyon hayatımızı hızlı bir şekilde değiştirmeye başladı. Robotik teknolojide yaşanan hızlı büyüme yakın bir gelecekte sosyal hayatımızda da hissedilecek gibi görünüyor. Robotlar şu an için endüstriyel alanda yoğun bir şekilde kullanılmakla birlikte hizmet sektörü de robotlarla desteklenmeye başlandı. Robotlar, okullardan hastanelere kadar birçok alanda kullanılıyor.  Özellikle sağlık sektöründe hastalıkların teşhisinden, hastalara ait verilerin analizine kadar pek çok noktada doktorların, hemşirelerin ve teknisyenlerin asistanlığını yapmaya başlamış durumda.

Yapay zekâ odaklı iş süreçlerinin geliştirilmesi gelir ve büyüme üzerinde de etkili olmaya başlıyor ve gelecek yıllarda bu büyümenin devam etmesi bekleniyor. Buna paralele olarak, yeni mesleklerin de gelişmesi sektöre farklı açılımlar kazandıracak gibi gözüküyor. 

Bu teknolojik değişim dalgası meslek profillerini değiştirdiğinden, bu durum, bazı işçilerin mevcut endüstri içinde ya da başka bir sektöre geçişte yetkin olmalarını ya da yeniden eğitilmelerini gerekli kılacak. Mevcut çalışanların teknolojik gelişim karşısında yetenekli bireyler olmalarını sürekli kılmak için teknoloji tabanlı öğrenme programları gereklidir. Buradaki önemli soru ise bu programları kimin finanse edeceğidir. Hükümetler, yatırımları teşvik etmek ve eğitim kurumlarına doğrudan finansman sağlamak için önemli bir rol oynayacaktır. (Robotics, Robots and the Workplace of the Future, 2018)

Robotlar ve İşsiz Bir Gelecek Tehlikesi

Tarihsel sürece bakıldığında, tarımın makineleşmesi milyonlarca insanı işinden etti, işsiz kalan ırgat yığınlarını fabrikalarda iş aramak üzere şehre göçe zorladı. Ardından otomasyon ve küreselleşme, işçileri üretim sektöründen hizmet sektörüne kaydırdı. Bu geçiş dönemlerinde kısa vadeli işsizlik yükseldiyse de bu dönemler asla kalıcı olmadı. Yeni iş alanları doğdu. Eski işlerini kaybedenlerin önlerinde yeni kapılar açıldı. Dahası, bu yeni işler genelde eskilerinden daha makbuldü. Daha yüksek beceri gerektiriyor ancak daha iyi para getiriyordu. Üretimde kullanılan makineler geliştikçe, bu makineleri kullanan işçilerin üretkenlikleri de arttı. Böylece işçiler daha değerli hale geldiler ve yüksek ücretler talep edebildiler. Bu savaş sonrası dönemde, üretkenlikteki yükseliş ortalama işçinin ücretine yansıdı; gelişen teknoloji işçinin cebine para koydu. Bu işçiler de artan gelirleriyle daha fazla tüketim yaptılar. (Ford, 2018)

Üretkenlik artışı 1950’lerde işçinin cebine gidiyordu, ama artık neredeyse tamamen işverenlerin ve yatırımcıların cebine gidiyor. Milli gelirin emeğe giden payı sermayeye giden paya oranla hızla düştü ve serbest düşüşe devam ediyor. Bu durum karşısında, teknolojiyle ilgili en temel varsayımlarımızdan biri olan “Makine, işçinin üretkenliğini artıran bir araçtır.” varsayımını da sorgulamamız gerekecek. Çünkü günümüzde artık makineler bizzat işçi haline geliyor. (Ford, 2018)

OECD’nin 2016 göstergeleri özellikle az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin otomasyon karşısında daha büyük yıkımlarla karşılaşacağını gösteriyor. Otomasyon sonucu, tüm ekonomi daha az emek yoğun ve daha çok sermaye yoğun haline gelebilir. Örneğin, Google ve Facebook gibi yeni doğan şirketler devasa pazar değerlerine sahip olmalarına rağmen, çalıştırdıkları insan sayıları, bu şirketlerin boyutlarına ve etkilerine oranla çok küçük kalıyor. (Ford, 2018)

Robotların Vergilendirilmesi

Robotların vergilendirilmesi konusu uzun süre göz ardı edildi. Ancak Şubat 2017’de Avrupa Parlamentosu’na sunulan, işten çıkarılan işçilerin fonlarını finanse etmek için “robot vergisi” önerisi ile robotların vergilendirilmesi fikri yoğun bir şekilde tartışılmaya başlandı.

Robotların Vergi Mükellefi Olması

Robotların vergilendirilmesine konusunu iki açıdan incelemek gerekir: Robotun vergi ödemesi ve robot üzerinden vergi alınması.

Türk Vergi Usul Kanunu’na baktığımızda, madde 8 vergi mükellefini tanımlamaktadır. Buna göre, mükellef, vergi kanunlarına göre kendisine vergi borcu terettübeden “gerçek veya tüzel kişi”dir. Bu noktada, öncelikle robotun insan gibi gerçek kişi kabul edilebilmesine yönelik etik ve hukuksal tartışmalar gündeme gelecektir. Bakıldığında günümüzde var olan hukuk sistemlerinin öznesi insandır. İnsanlar, kişiliğin analizi için başlangıç noktasıdır. Kişiliğin farklı tanımları olmakla beraber genel olarak hak ve borçlara tabi olmayı içerir. Bu anlamıyla kişilik, hak ehliyeti ile eş anlamlıdır. (Öğüz & Dural, Türk Özel Hukuku, Kişiler Hukuku, 2013).Günümüzde ülkeler arası farklılık olmakla beraber, hak ehliyetine yani kişiliğe sahip olma açısından eşitlik ve genellik prensiplerini kabul edilmiş durumda. Yani her insanın hak ehliyeti vardır ve bütün insanlar haklara ve borçlara ehil olmada eşittir.

Bununla birlikte, kanun gerçek kişi yanında tüzel kişiliğe de yer vermiş durumda. Türk Medeni Kanunu madde 47 vd. göre, başlı başına bir varlığı olmak üzere örgütlenmiş kişi toplulukları ve belirli bir amaca özgülenmiş olan bağımsız mal toplulukları, kendileri ile ilgili özel hükümler uyarınca tüzel kişilik kazanırlar. Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaratılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler. Kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.

Bu açıklamalar ışığında, başta yaratılış olmakla birlikte günümüzde insana özgü pek çok nitelikten aciz olan robotların gerçek kişi olarak kabul görmesi düşünülemez. Keza, tüzel kişilik bakımından da gerekli organizasyon ilişkisi robotlar için mümkün olamayacağından, robotlara mevcut düzenlemeler çerçevesinde kişilik tanınması ve insan işçinin yerine geçerek üretim yapan robotun verdiği “emek” karşısında ücret alabilmesi de günümüzde mümkün değildir. Kanunun lafzından da anlaşılmaktadır ki robot gibi mekanik varlıkların vergi mükellefi olması söz konusu olmayacaktır. Mevcut durum karşısında robotları “eşya” statüsünde tutmaya devam edeceğiz. Ancak ilerleyen yıllarda gerçek kişi ve tüzel kişi ayrımının yanında robotlara yönelik kişilik tanımlamaları da yapılabilir.

Robotların Vergilendirilmesi Sorunu

Türk Vergi Hukuku sistemi köken olarak Batı Avrupa ve özellikle Federal Almanya yasaları örnek alınarak oluşturulmuştur. 1921 yılında hazırlanan ilk anayasamızda vergilendirme ile ilgili bir hükme yer verilmemişti. 1924 Anayasası ise vergiyi devletin genel harcamalarına halkın katılması olarak tanımlıyor ve vergilerin ancak yasa ile tarh ve tahsil edilebileceğini belirtiyordu. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Türkiye Cumhuriyeti tarihinde en önemli vergi reformu ise 1949 ila 1950 yılları arasında Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Vergi Usul Kanunlarının kabul edilmesi ile gerçekleşmiştir. 1961 Anayasası ise yasaların Anayasaya uygunluklarının Anayasa Mahkemesi tarafından yargısal denetime tabi tutulmasını kabul etmişti. 1980’den sonra hemen hemen bütün vergi yasalarında önemli değişiklikler yapılmıştır. 1980 sonrasında çıkarılan vergi yasalarında, yürütme organına geniş kapsamlı yetki devredilmesi bu dönemin en belirgin özelliği olarak gözükmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Türkiye gelişmekte olan ülkeler arasında yer aldığından, günümüzde yaşanan teknolojik gelişmelere adapte olması ve hukuksal düzenlemelerini de buna göre tekrar şekillendirmesi gerekecektir.

Türk Vergi Sistemi özel hukuk anlamında şu üçlü ayrım çerçevesinde incelenebilir:

* Gelir üzerinden alınan vergiler,

* Servetten alınan vergiler,

* Harcamalardan alınan vergiler.

1.Gelir Üzerinden Alınan Vergiler ve Robotlar

Çağdaş vergi sistemlerinin büyük bir kısmını gelirden alınan vergiler oluşturmaktadır. Türk Vergi Sistemi de “gelir vergisi” ve “kurumlar vergisi” olmak üzere geliri vergilendiren iki ayrı vergi türüne yer vermiştir. 

1.1. Gelir Vergisi Bakımından Robotlar 

Gelir vergisinin konusu, gerçek kişilerin elde ettiği gelirdir. Dolayısıyla gelir elde eden kişi vergi yükümlüsü statüsündedir ve düzenlemeye göre gelir vergisinin yükümlüsü gerçek kişilerdir. Gelir vergisinin yükümlüsü olarak gerçek kişi kavramı, bütünüyle medeni hukuk kurallarına göre saptanacaktır. Buna göre, gerçek kişilerde kişiliğin başlaması, sona ermesi, gerçek kişilerin hak ve fiil ehliyeti gibi konular Medeni Kanun hükümleri esas tutulmak suretiyle çözümlenecektir. Gerçek kişi kavramının medeni hukuk çerçevesinde çözümlenmesine karşın, vergi ehliyeti konusunda vergi hukuku düzenlemeleri esas tutulacaktır. Bunun sonucunda, gelir elde eden gerçek kişiler, medeni hukuk anlamında ehil olmasalar dahi, vergi borcunun yüklenmesi bakımından ehliyeti haiz kabul edilebilirler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların gerçek kişi statüsüne sahip olabilmesi ile ilgili daha önce yukarıda yapılan açıklamalar da göz önünde bulundurulduğunda, şirkette çalıştırılan robot işçilerin “emek”leri karşılığı ücrete hak kazanmaları söz konusu olamayacaktır. Gelir Vergisi Kanunu’nun 61’inci maddesine göre, “ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.” Bu bağlamda, henüz medeni hukuk anlamında gerçek kişi statüsünde değerlendiremeyeceğimiz robotların, gerçek kişi gibi gelir elde etmesinden de bahsedemeyiz. Dolayısıyla Gelir Vergisi Kanunu kapsamında bir vergi mükellefiyetinden söz edemeyiz.

Bununla birlikte, Gelir Vergisi Kanunu’nun 70’inci maddesinde sayılan mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri tarafından kiraya verilmelerinden elde edilen geliri gayrimenkul sermaye iradı olarak tanımlamaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu tanım kapsamına giren “gayrimenkullerden ayrı kiraya verilen mütemmim cüzler ve teferruat ile tesisat, demirbaş eşya ve döşemeler” üzerinden gelir vergisi alınması da söz konusudur. Dolayısıyla bir fabrikada demirbaş olarak bulundurulan robotların kiraya verilmesinden elde edilecek gelirin vergilendirilmesi gerekecektir.

Gelir Vergisi Kanunu’nda 80’inci madde, gelir çeşidi olarak “diğer kazanç ve iratlar”ı düzenlemiştir. Bu madde kapsamında kazançlar “değer artışı kazançları” ve “arızi (geçici) kazançlar” olarak ikiye ayrılmıştır.

Değer artış kazançlar kısaca, kişilerin bir kısım sermaye varlığı unsurlarını bir süre ellerinde bulundurduktan sonra paraya çevirerek elden çıkarmaları sonucunda elde ettikleri gelirdir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)Bu bakımdan örneğin, sanayi, ticaret ve bilim alanlarında elde edilmiş bir deneyime ait bilgilerle gizli formül ya da imalat üzerindeki kullanma hakkı gibi hakların elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar değer artış kazancı olarak vergilendirilir. Dolayısıyla robotlar ve yapay zekâ üzerinden elde edilen hakların vergilendirilmesi düşünülebilir. Ayrıca yapay zekâ ve robotik ürünlerin telif haklarının mucitleri ve bunların yasal mirasçıları dışında kalan kimseler tarafından elden çıkarılmasından doğan kazançların da vergilendirilmesi söz konusu olabilir.

Bir şirket robotik teknoloji ile yürüttüğü faaliyetlerini durdurduktan sonra ardakalan mal varlığı unsurlarının tamamen ya da kısmen elden çıkarması sonucunda elde edilen kazanç da değer artışı kazancı olarak vergilendirilebilir.

1.2. Kurumlar Vergisi Bakımından Robotlar

Kurumlar vergisi, gerçek kişiler, bireysel işletmeler ve şahıs şirketleri dışında bir kısım tüzel kişilerle tüzel kişiliği bulunmayan bir kısım oluşumların gelirini vergilendirmektedir. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Buradaki yaklaşım sermaye gelirlerinin emek gelirlerine göre daha ağır vergilendirilmek istenmesidir.

Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci maddesi bakımından kurumlar vergisinin konusunu kurum kazançları oluşturmaktadır. Ayrıca aynı maddeye göre, kurumlar vergisinin yükümlüleri sermaye şirketleri, kooperatifler, iktisadi kamu kuruluşları, dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ve iş ortaklıklarıdır. 

Robotlara kişilik tanınmasına yönelik ortaya konulan önerilerden biri de Avrupa Birliği nezdinde çalışmalar yürüten EuRobotics çalışma grubunundur. Önerdikleri elektronik kişilik modeli de tüzel kişilikten yola çıkıyor ve tüzel kişilik modelinin robotlar için de uygulanabileceğini savunuyorlar. Her robotun bir resmi sicile kaydedilmesi ve kayıt anında bu pakete, yani kişiliğe hak kazanması şeklinde ticari sicil sistemine benzer bir yapı tasarlıyor ve tazminat sorumluluğu oluşması halinde bu fonlara başvurulması önerisinde bulunuyorlar. (Leroux & Labruto, 2012)

Her ne kadar tüzel kişi modelinden yola çıkılsa da bunların vergilendirilebilmesi için gelir vergisinde olduğu gibi bir gelirin- kurum kazancının- elde edilmiş olması gerekir. Söz konusu öneride otonom robotların resmi sicile kaydedildikten sonra faaliyet alanına göre özgülenecek malvarlığının oluşturulmasından bahsedilmektedir. Ancak, kurumlar vergisinde matrahın hesaplanmasına bakıldığında, Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanç ile ilgili hükümlerine gönderme yapıldığı görülmektedir. Bu bakımdan, robotlar için tüzel kişilik gibi bir statünün belirlenmesinin yanında kurumlar vergisinin uygulanabilmesi için bu kazanç elde etme unsurunun ve bu kapsamda yürütülecek faaliyetin sürekliliğinin de bulunması gerekecektir.

2.Servetten Alınan Vergiler ve Robotlar

Türk Vergi Hukuku’nda gelir ve harcamalardan alınan vergilerin yanı sıra, servetten alınan vergilere de yer verilmektedir. Bu kategoride emlak vergisi, veraset ve intikal vergisi, motorlu taşıtlar vergisi bulunmaktadır.

Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 1’inci fıkrasında, vergi yükümlülüğünün kayıt ve tescil ile başlayacağı hüküm altına alınmıştır. Motorlu taşıtlar vergisinin konusunu motorlu kara ve hava taşıtları oluşturmaktadır. Vergi yükümlüsü ise ilgili sicile adlarına motorlu araç kayıt ve tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilerden oluşmaktadır.

Robotlar bakımından yapılacak değerlendirmede, doğrudan motorlu taşıtlar vergisine tabi tutulmaları düşünülemez. Ancak, robotlar için öngörülen kişilik modellerinden de yola çıkarak, oluşturulacak bir sicil sistemi ile robotların tescil edilmesi yoluna gidilebilir. Bu sayede sicile kayıt ve tescil edilenlerin vergi kapsamına alınması, kayıt anında robotun mülkiyeti üstünde görünen kişinin de vergi yükümlüsü olması söz konusu olabilir. Sicilde mülkiyetin değişmesi ile yükümlülük de doğal olarak değişecektir.

3.Harcamalardan Alınan Vergiler ve Robotlar 

Harcamalar üzerinden alınan vergiler üretilen, satılan yahut tüketilen mal ve hizmetler üzerine konulan vergilerdir. Geliri veya serveti elde edildiklerinde değil, harcandıkları zaman, mal ve hizmetlerin fiyatları içine gizlenmiş olarak vergilendirilirler. Miktarları tüketim harcamalarına göre değişir; vergilenmiş malları daha çok kullananlar, diğerlerine oranlar daha fazla vergi öderler. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Katma değer vergisi, harcamalar üzerinden alınan vergilerin en modern türüdür. Burada üretim ve dağıtım sürecinin her aşamasında ürüne eklenen değer üzerinden vergi alınmaktadır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014) Katma değer vergisinin konusu Türkiye’de ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyetler çerçevesinde yapılan mal teslimleri, hizmet ifaları ile her türlü mal ve hizmet ithalatıdır. (Öncel, Kumrulu, & Çağan, 2014)

Robotların hizmet sektöründe kullanılmaya başlanması ile birlikte Katma Değer Vergisi’nin robotik teknolojilere uygulanması tartışılabilir. Alışveriş merkezlerinde, havaalanlarında, bankalarda hizmet vermeye başlayan pek çok robotik teknoloji mevcut. Sağlık sektöründe yapay zekâ ve robotik teknolojinin kullanılması araştırma ve teşhislerde sıklıkla karşılan bir durum haline gelmeye başladı. Bu bakımdan sunulan hizmet çerçevesinde robotik teknolojiler üzerinden KDV alınması da mümkün olabilir.Bunun için işlemler Türkiye’de yapılmış olmalı ve işlemler ticari, sınai, zırai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılmış teslim ve hizmetler olmalıdır.

Mal teslimi ve hizmet ifanın gerçekleşmesi halinde vergi doğmuş sayılır. Vergi yükümlüsü olan kişi, vergiyi mal ve hizmetlerin fiyatına ekleyerek tüketiciye geçirmektedir. Dolayısıyla robotik teknoloji hizmeti üreten ve bundan faydalanan kişiler bakımından Katma Değer Vergisi’nin uygulanması mümkündür.

Sonuç

Robotlar ve yapay zeka artık hayatımızın değişmeyecek birer parçası haline geldi. Bu teknolojilerin iş süreçlerini değiştirmesi ve meslekleri dönüştürmesi istihdamda da büyük değişimler ve yıkımlar yaratmaya başladı. İşlerini robotlara kaptıran insan işçilerin sürece dahil olabilmesi için hükümetlerin hukuksal düzenlemelerini bu gelişmelere uyarlaması gerekmektedir. Ayrıca şirketlerin otomasyona adapte olması hükümetlerin vergi gelirlerinde de azalmalara sebep olmaktadır. Bu bakımdan, kişilerin bu teknoloji karşısında eğitilmeleri ve yeni yetenekler kazanmalarını sağlamak ve hükümetlerin vergi gelirlerini dengelemek adına öncelikli olarak vergi yasalarında düzenlemelere gidilmesi gerekecektir. 

 

Selin Çetin

Yapay Zeka ve ‘İyi Toplum’: ABD, AB ve İngiltere Yaklaşımı

 

Yapay Zeka ve ‘İyi Toplum’:

ABD, AB ve İngiltere Yaklaşımı

 

 

Corinne Cath,

Sandra Wachter,

Brent Mittelstadt,

Mariarosaria Taddeo ve

Luciano Floridi

 

Oxford Üniversitesi

 

 

 

Özet

 

“Ekim 2016’da Beyaz Saray, Avrupa Parlamentosu ve İngiltere Avam Kamarası, her biri, yaygınlaşan yapay zeka kullanımına toplumlarını nasıl hazırlayacakları konusundaki görüşlerini içeren raporlarını yayınlamıştı. Bu makalede, “iyi bir yapay zeka toplumu” nun geliştirilmesine elverişli politikaların tasarımını kolaylaştırmak için bu üç raporun karşılaştırmalı bir değerlendirmesini sunuyoruz. Bunun için, her bir raporun üzerinde durduğu üç konuyu inceliyoruz:  

(a”İyi bir yapay zeka toplumu”nun geliştirilmesi; 

(b) Bu gelişim karşısında hükümetlerin, özel sektörün, araştırma topluluklarının (akademi de dahil) sorumluluğu; 

(c) İyileştirilmeye ihtiyacı olan bu gibi gelişmeleri destekleyecek tavsiyeler.

 Analizlerimiz, raporların çeşitli etik, sosyal ve ekonomik konuları ele aldığı, ancak “iyi bir yapay zeka toplumu” nun gelişmesi için kapsamlı bir siyasi vizyon ve uzun vadeli bir strateji sağlamanın yetersiz kaldığı sonucuna varmıştır. Bu boşluğu doldurmaya katkıda bulunmak için, sonuçta iki yönlü bir yaklaşım öneriyoruz.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=2906249

 

Dünya’nın Otonom Silahları Yasal Olarak Düzenlemesi Niçin Gerekli

 

Dünya’nın Otonom Silahları Yasal Olarak Düzenlemesi Niçin Gerekli

 

Image result for autonomous weapons

 

 

The School of Media Studies at the New School in New York City

27 Nisan 2018

 

 

 

 

 

Özet

“Birleşmiş Milletler Belirli Konvansiyonel Silahların Kullanımını Yasaklanması veya Sınırlandırılması Sözleşmesi (CCW) kapsamında Cenevre’de, Hükümet Uzmanları Grubu himayesinde, ölümcül otonom silah sistemleri üzerine ikinci toplantı gerçekleştirildi. Yapay zeka silahlanma yarışına dair endişeler ve dijital teknolojilerin demokratik süreçleri yıkmadaki kullanımı, bu forumdaki tartışmaların hem aciliyetini hem de önemini artırmaktadır. Bazı gözlemciler, CCW tartışmalarının umutsuz ya da yararsız olabileceği ve hiçbir fikir birliğinin ortaya çıkmayacağımyönündeki endişelerini dile getirdiler. Bu endişeler, daha önce gerçekleşmiş olan şeylerin önemini ve ileriye dönük fırsatları gözden kaçırıyor.

Bazı gözlemciler açısından, bir yapay zeka silahlanma konusundaki endişeler, otonom silahlarla ilgili endişeleri gölgede bıraktı. Bazıları “Campaign to Stop Killer Robots” ı yapay zekayı yasaklamayı amaçlıyor diye nitelendirdi. Ben bu görüşlere katılmıyorum ve yakında çıkacak olan B / T: Bilgi Toplumu için Hukuk ve Politika Dergisi ‘de de çeşitli bilim adamları ve medyanın “YZ silahlanma yarışı” terimini, ekonomik rekabetten, otomatik siber savaşa, silahlara gömülmüş yapay zekaya kadar uzanan çok farklı ve hatta uyumsuz şeyler anlamında kullandıklarını tartıştım. Sonuç olarak, “bir YZ silahlanma yarışı” hakkında tek bir politika ile ele alınacak tekil bir olguymuş gibi konuşmak gerçekten anlamlı değildir. Üstelik, BM’de gerçekleşen tartışmalar, silahlar konusunda otonomluk üzerine odaklanmış olup, -her ne kadar normlar anlamlı insan kontrolü gibi geleneksel silahların otomatik kontrolleri üzerine kurulmuş olsa da- bu da yapay zeka silahlanma yarışının daha büyük sorunlarıyla kısmen ilişkili olup, siber savaş ve yapay zeka etiği gibi diğer alanlardaki tartışmayı da kesinlikle ilerletebilir.

CCW’nin ölümcül otonom silahlara ilişkin tartışmalarındaki temel mesele, Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün hedeflemenin ve saldırılarda çatışmanın “kritik fonksiyonları” olarak adlandırdığı şeyin üzerinde insan kontrolünün gerekliliğidir. Yapay zeka, silah sistemleri de dahil olmak üzere, ordular tarafından ve hatta hedefleme ve çatışmanın kritik fonksiyonları da dahil çeşitli şekillerde kullanılabilir. Mesele, ne tür bir teknolojinin kullanıldığı ya da karmaşıklığının ne olduğu değil, hedefleme ve devreye alma yetkisinin otomatik süreçlere aktarılıp aktarılmadığı ve bunun insan hakları ve insan onuru gibi insani sorumluluk ve hesap verebilirlik açısından nasıl etkileri olduğudur.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresine aşağıdan erişebilirsiniz:

https://thebulletin.org/military-applications-artificial-intelligence/why-world-needs-regulate-autonomous-weapons-and-soon

Avrupa için Yapay Zeka

 

Avrupa İçin Yapay Zeka

 

Image result for EU AND AI

25.4.2018/Brüksel

 

GİRİŞ – Değişimi Kucaklamak –

Yapay zeka, çoktan bilim kurgudan çıkıp hayatımızın bir parçası oldu. Sanal kişisel asistan olarak kullanmadan günlük çalışmalarımızı organize etmeye, otonom araçlarla seyahat etmeye, bize şarkı veya restoran öneren telefonlarımıza kadar, yapay zeka bir hakikat haline geldi.

Hayatımızı kolaylaştırmanın ötesinde, yapay zeka dünyanın en büyük zorluklarından bazılarının üstesinden gelmemiz için bize yardım ediyor: kronik hastalıkların tedavisinden ya da ölüm oranlarının azaltılmasına, iklim değişikliği ile mücadeleye ya da siber güvenlik tehditlerini tahminine kadar.

Danimarka’da, yapay zeka acil servisleri arayan kişilerin sesinden yola çıkarak kalp krizi veya diğer koşulları teşhis edip hayatlarını kurtarmaya yardımcı oluyor. Avusturya’da ise çok sayıda tıbbi veri ile x-ray sonuçlarını anında karşılaştırarak, radyologların tümörleri daha doğru tespit etmelerine yardımcı olmaktadır.

Avrupa çapında birçok çiftlik hayvanlarının hareketlerini, sıcaklıklarını ve yem tüketimini izlemek için zaten yapay zekayı kullanıyor. Yapay zeka sistemi daha sonra, ısıtma ve besleme makinelerini, çiftçilerin hayvanlarının sağlığını izlemesine ve diğer durumlarda onları serbest bırakmasına yardımcı olmak için otomatik olarak adapte edebilir. Ayrıca yapay zeka, Avrupalı üreticilerin daha verimli olmalarına ve fabrikaların Avrupa’ya dönüşüne yardımcı oluyor.

Enerjiden eğitime, finansal hizmetlerden proje çizimine kadar; bunlar, yapay zekanın tüm sektörlerde kullanılabileceğini bildiğimiz birçok örnekten bazılarıdır. Bugün hayal edilemeyen sayısız örnek önümüzdeki on yılda ortaya çıkacak.

Geçmişte buhar makinesi veya elektrikte olduğu gibi, yapay zeka dünyamızı, toplumumuzu ve sanayimizi dönüştürüyor. Bilgi işlem gücündeki büyüme, verilerin kullanılabilirliği ve algoritmalardaki ilerleme, yapay zekayı 21. yüzyılın en stratejik teknolojilerinden biri haline getirdi. Menfaatler ancak bu kadar yüksek olabilirdi. Dolayısıyla yapay zekaya olan yaklaşımımız, yaşadığımız dünyayı tanımlayacaktır. Dolayısıyla güçlü küresel rekabetin ortasında sağlam bir Avrupa çerçevesi gerekiyor.

Avrupa Birliği (AB), yapay zeka tarafından sunulan fırsatlardan en iyi şekilde yararlanmak ve getirdiği yeni zorlukları ele almak için koordineli bir yaklaşıma sahip olmalıdır. AB, yapay zekayı AB’nin değerlerini ve güçlü yönleri inşa etme, herkesin iyiliği için geliştirme ve kullanma yolunda öncülük edebilir. Burada şunlardan yararlanılabilir:

Dünya çapındaki araştırmacılar, laboratuarlar ve girişimler. AB, robot teknolojisinde de güçlüdür ve özellikle yapay zekanın benimsenmesinde ön planda olması gereken taşımacılık, sağlık ve imalat sektörlerinde dünya lideri bir endüstriye sahiptir;

Dijital Tek Pazar. Avrupa içindeki veri koruması ve verilerin aktarımıyla ilgili ortak kurallar, siber güvenlik ve bağlantılılık, şirketlere iş yapmalarında, sınırları aşmaya ve yatırımları teşvik etmeye yardımcı oluyor; ayrıca

Yapay zeka sistemlerini beslemede çözüm oluşturacak sanayi, araştırma ve kamu sektörü verilerinin zenginliği. Bu Tebliğ’e paralel olarak, Komisyon veri paylaşımını kolaylaştırmak ve daha fazla veriyi –yapay zekanın hammaddesi- yeniden kullanım için ortaya çıkarmak üzere harekete geçmektedir. Bu, kamu hizmetleri ve çevre gibi özellikle kamu sektöründen gelen verileri; ayrıca araştırma ve sağlık verini içerir.

Avrupa liderleri yapay zekayı gündemlerinin başına koydu.10 Nisan 2018’de 24 Üye Devlet ve Norveç yapay zeka üzerinde birlikte çalışmada karar kıldı. Bu güçlü politik desteğe dayanarak, aşağıdakileri sağlamak adına önemli bir çaba sarf etmenin zamanı gelmiştir:

Avrupa, yapay zeka çevresinde, ekonomik ağırlığına uygun cesur yatırımlarla rekabet ediyor. Bu, yeni nesil yapay zeka teknolojilerinin geliştirilmesi adına araştırma ve yeniliğin desteklenmesi ve şirketlerin- özellikle de AB’nin% 99’unu oluşturan küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin – yapay zekayı benimseyebilmelerini sağlamak için yapılan uygulamalar ile ilgilidir.

Dijital dönüşümde hiç kimse geride kalmadı. Yapay zeka işin doğasını değiştiriyor: meslekler yaratılacak, bir kısmı yok olacak, çoğu da dönüştürülecek. Her düzeyde eğitimin modernizasyonu hükümetler için öncelik olmalıdır. Tüm Avrupalılar ihtiyaçları olan becerileri geliştirmek için her türlü fırsata sahip olmalıdır. Yetenekler beslenmeli, cinsiyet dengesi ve çeşitliliği teşvik edilmelidir.

Yeni teknolojiler değerler üzerine dayanır. Genel Veri Koruma Yönetmeliği 25 Mayıs 2018’de bir gerçek haline gelecektir. Hem insanlar hem de şirketler için uzun vadede gerekli olan güveni inşa etmek için önemli bir adımdır. AB’nin teknolojiye olan sürdürülebilir yaklaşımı, Birliğin değerlerinin temelinde değişimi kucaklayarak rekabet gücü yarattığı yerdir. Herhangi bir dönüştürücü teknolojide olduğu gibi, bazı yapay zeka uygulamaları, örneğin sorumluluk veya potansiyel olarak önyargılı karar verme ile ilgili yeni etik ve yasal soruları gündeme getirebilir. AB, bu nedenle, yapay zekanın, inovasyonu teşvik eden ve Birliğin değerlerine ve temel haklarına ve hesap verebilirlik ve şeffaflık gibi etik ilkelere saygı gösteren uygun bir çerçevede geliştirilmesini ve uygulanmasını sağlamalıdır. AB de bu tartışmayı küresel aşamada yönlendirmek için iyi bir konumdadır.

AB bu şekilde bir fark yaratabilir- ve bir bütün olarak insanlara ve topluma fayda sağlayan bir yapay zeka yaklaşımının kazananı olabilir.

 

Rapor ile ilgili bağlantı adresini ve raporun orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://ec.europa.eu/digital-single-market/en/news/communication-artificial-intelligence-europe