Yapay Zeka ve Telif Hakkı

 

Yapay Zeka ve Telif Hakkı

 

 

Mustafa ZORLUEL

Avukat, Tezli Yüksek Lisans Programı Öğrencisi,

Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Özel Hukuk Anabilim Dalı

 

 

 

Özet

Yapay zekâ kavramı, son dönemde gerçekleşen inanılmaz teknolojik gelişmeler neticesinde her geçen gün adını daha fazla duymaya başladığımız bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla ve sosyal yaşamda daha fazla yer kaplamasıyla beraber bu teknolojilerle ilgili hukuki incelemelerin sayısı da giderek artmaktadır. Yapay zekâlarla ilgili hukuksal tartışmaların yürütüldüğü konulardan birisi, yapay zekâların ürettiği ürünlere ilişkindir. Günümüzde yapay zekâların şiir, resim, müzik ve kitap gibi ürünler ortaya koyabilmesi artık mümkün olmaktadır. Yakın gelecekte ise, bu tür ürünlerle daha fazla karşılaşma ihtimalimiz yüksektir. Biz de bu nedenle çalışmamıza yapay zekâ kavramına ve işleyiş yöntemlerine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak başladık. Daha sonra ise, yapay zekâların şiir, resim, müzik ve kitap gibi ürünler ortaya koyması durumunda bu ürünlerin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu anlamında eser sayılıp sayılamayacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunduk. Son olarak da bu ürünlerin eser olarak kabul edilmesi ihtimalinde, bunların mülkiyetinin ve telif haklarının kime ait olacağı sorusunu yanıtlandırmaya çalıştık.

 

Makalenin orijinalini ve bağlantı adresini aşağıda bulabilirsiniz:

http://tbbdergisi.barobirlik.org.tr/m2019-142-1851

Makul Çıkarım Hakkı: Büyük Veri ve YZ Çağında Veri Koruma Kanunu Yeniden Düşünmek

 

Makul Çıkarım Hakkı:  

Büyük Veri ve YZ Çağında Veri Koruma Kanunu Yeniden Düşünmek

 

 

Sandra Wachter  & Brent Mittelstadt

 

Oxford Üniversitesi- Oxford Internet Enstitüsü

 

13 Eylül 2018

 

 

 

Özet

 

“Büyük veri analitiği ve yapay zeka (YZ), bireylerin davranışları, tercihleri ve özel yaşamları hakkında sezgisel olmayan, doğrulanamaz çıkarımlar ve tahminler çizmektedir. Bu çıkarımlar tahmin edilemez değere sahip, son derece çeşitli ve zengin özellikli verilere dayanmakta; ayrıca ayrımcı, yanlı ve istilacı karar alma için yeni fırsatlar yaratmaktadır. Algoritmik hesap verebilirlik ile ilgili hususlar, genellikle bu teknolojilerin hakkımızda öngöremediğimiz, anlayamadığımız veya aksini ispat edemeyeceğimiz, mahremiyete saldıran ve doğrulanamayan çıkarımlar çizmesi ile ilgili endişeleri içermektedir. Veri koruma kanunu, insanların mahremiyetini, kimliğini, itibarını ve özerkliğini korumak içindir; ancak şu anda ilgili kişileri çıkarımsal analitiğin yeni risklerinden korumakta yetersiz kalmaktadır. Avrupa’daki geniş kişisel veri kavramı, bir bireye atıfta bulunan ya da etki eden çıkarımları, tahminleri ve varsayımları içerecek şekilde yorumlanabilir. Kişisel veriler göz önüne alındığında, bireylere veri koruma kanunu kapsamında çok sayıda hak tanınabilir. Bununla birlikte, çıkarımların hukuki durumu hukuk biliminde ağır bir şekilde tartışılmakta ve Madde 29 Çalışma Grubu ile Avrupa Adalet Divanı’nın görüşleri arasındaki tutarsızlıklar ve çelişkiler ile işaretlenmektedir.

Bu makalede de gösterdiğimiz gibi, bireylerin kişisel verilerinin, bunlarla ilgili çıkarımlar yapmak için nasıl kullanıldığı konusunda çok az kontrol ve denetim sağlanmaktadır.Diğer kişisel veri türleri ile karşılaştırıldığında, çıkarımlar Genel Veri Koruma Tüzüğü’nde (GDPR) etkin bir şekilde “ekonomi sınıfı” kişisel veridir.İlgili kişilerin kişisel verilerini bilme(madde 13-15), düzeltme(madde 16), silme(madde 17), bunlara itiraz etme(madde 21) veya aktarma(madde 20) hakları, çıkarımlar söz konusu olduğunda önemli ölçüde azalır ve çoğu zaman veri sorumlusunun çıkarları ile (örneğin ticari sırlar, fikri mülkiyet hakları) daha büyük bir dengeyi gerektirir. Benzer şekilde, GDPR, hassas çıkarımlara (Madde 9) veya çıkarımlarla ilgili zorluklara çözüm bulmada veya bunlara dayanan önemli kararlara karşı yetersiz koruma sağlamaktadır (Madde 22 (3)).

Bu durum tesadüfi değildir.Mahkeme içtihatlarında, Avrupa Adalet Divanı (ECJ; Bavarian Lager, YS. ve M. ve S. ve Nowak) ve Avrupa Adalet Divanı Sözcüsü (AG; YS. ve M. ve S. ve Nowak), veri koruma kanununun işlenmekte olan girdi kişisel verilerinin meşruiyetini değerlendirme ve düzeltme, engelleme ya da silme alanını sürekli olarak kısıtlamıştır. Eleştirel olarak, Avrupa Adalet Divanı aynı şekilde, veri koruma kanununun kişisel verilerin yer aldığı kararların ve karar verme süreçlerinin doğruluğunu sağlamak veya bu süreçleri tamamen şeffaf hale getirmek için tasarlanmadığını açık bir şekilde belirttmektedir.

Avrupa’daki zayıf tartışmalar, çıkarımlara karşı ilgili kişilere sağlanan korumayı daha da zayıflayacaktır. Gizlilik korumasına (ePrivacy Tüzüğü ve AB Dijital İçerik Direktifi) değinen mevcut politika önerileri, GDPR’ın çıkarımlarla ilgili hesap verebilirlik boşluklarını kapatamaz. Aynı zamanda, GDPR ve Avrupa’nın yeni Telif Hakkı Direktifi, ilgili kişilerin kişisel veriler üzerindeki haklarını sınırlandırarak veri madenciliği, bilgi keşfi ve büyük veri analitiğini kolaylaştırmayı amaçlamaktadır.Ve son olarak, yeni Ticaret Sırları Direktifi, bu süreçlerin çıktılarına (ör. modeller, algoritmalar ve çıkarımlar) bağlı ticari çıkarların kapsamlı bir şekilde korunmasını sağlar.

Bu yazıda, şu anda yüksek riskli, mahremiyete saldıran ya da itibara zarar verici olan ve öngörücü ya da kanaat temelli olma anlamında düşük doğrulanabilirliğe sahip çıkarımların oluşturduğu hesap verebilirlik açığının kapatılmasına yardımcı olmak için ihtiyaç duyulan yeni bir veri koruma hakkı olarak “makul çıkarım hakkı”nı tartışıyoruz. Algoritmaların bireyler hakkında ‘yüksek risk çıkarımları’ çizdiği durumlarda, bu hak, bir çıkarımın makul olup olmadığının belirlenmesi için veri sorumlusu tarafından önceden tahmin edilen bir  gerekçelendirme yapılmasını gerektirecektir. Bu açıklama, (1) belirli verilerin neden çıkarımlar yapmak için uygun bir temel oluşturduğunu; (2) bu çıkarımların, seçilen işleme amacına veya otomatik karar türüne neden uygun olduğu ve (3) çıkarımları çizmek için kullanılan veri ve yöntemlerin doğru ve istatistiksel olarak güvenilir olup olmadığı ele alacaktır. Önceden tahminin gerekçelendirmesi, mantıksız çıkarımlara meydan okunmasını sağlayan ek bir aktüel mekanizma ile desteklenmektedir. Bununla birlikte, makul çıkarım hakkı, AB içtihadıyla uzlaştırılmalı ve IP ve ticari sırlar kanunu ile ifade özgürlüğü ve AB Temel Haklar Şartı’nın 16. Maddesi: bir işi yürütme özgürlüğü ile dengelenmelidir.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3248829

Telif Hakkı Yasalarının Yapay Zekanın Dolaylı Önyargı Sorununu Nasıl Düzeltebileceği

 

Telif Hakkı Yasalarının Yapay Zekanın Dolaylı Önyargı Sorununu Nasıl Düzeltebileceği

 

Yapay zeka, yemekte kedinizi pişirebilir!

 

Amanda Levendowski

New York Üniversitesi Hukuk Fakültesi 

24 Temmuz 2017

 

 

 

 

Özet: 

 

“Yapay zekanın (YZ) kullanımı yaygınlaşmaya devam ederken, ırkçı yüz tanımadan cinsiyetçi doğal dil işlemeye kadar toplumsal önyargıyı yansıtan veya şiddetlendiren YZ sistemlerinin örneklerinde de bir artış olduğunu görüyoruz.Bu önyargılar, YZ’nin teknolojik kazanımlarını ve potansiyel faydalarını gölgelemekle tehdit ediyor. Hukuk ve bilgisayar bilimi üzerine çalışan akademisyenler, çoğu kez türdeş yaratıcılarının incelenmemiş varsayımlarını, kusurlu algoritmaları ve eksik veri setlerini içeren, birçok önyargı kaynağını analiz ederken, kanunun rolü, büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Kodlar ve kültür, onları yöneten yasalar kadar, YZ’nin dünyada nasıl öğrendiği ve hareket ettiği konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Bu makale,  muhtemelen YZ’nin önyargısına etki etmekte olan en güçlü yasayı inceleyen ilk makaledir: Telif Hakkı 

Yapay zeka, çoğu zaman insan eserlerinin kopyalarını okuyarak, görüntüleyerek ve dinleyerek “düşünmeyi” öğrenir. Bu makale, yasanın telif hakkıyla korunan belirli kaynak materyallere erişimi hariç tutmasının, önyargılı YZ sistemlerini nasıl oluşturabildiğine veya artırabildiğine bakarak, ilk olarak, önyargı problemini telif hakkı doktrini merceği ile inceliyor. Telif hakkı yasası, ters mühendislik, algoritmik hesap verebilirlik süreçleri ile YZ’yi deneme ve müşterileri kendine çekmek için rekabet etme gibi önyargı azaltma tekniklerini sınırlamaktadır.Telif hakkı yasası kuralları, veriler kanıtlanabilir şekilde önyargılı olsa bile, YZ oluşturucularının YZ öğreniminde yasal olarak düşük riskli veri kaynakları kullanımını teşvik ederek, başkaları üzerinden belirli çalışmalara erişim ayrıcalığı tanımaktadır. İkincisi, telif hakkı yasasının farklı bir bölümünün — adil kullanım doktrini — geleneksel olarak diğer teknolojik alanlardaki benzer konuları ele almak için nasıl kullanıldığını incelemekte ve bunların YZ önyargısı alanında eşit bir şekilde ele alıp almadığını sormaktadır. Makale, sonuç olarak, geleneksel adil kullanım içinde yer alan normatif değerlerin nihai olarak YZ önyargısının hafifletilmesi ve tam anlamıyla daha iyi YZ sistemleri yaratma hedefleriyle uyumlu olması sonucuna varmaktadır.”

 

Makale ile ilgili bağlantı adresini ve makalenin orijinalini aşağıda bulabilirsiniz:

https://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=3024938

Devrimsel Teknolojiler – Robotik, Yenilik ve Fikri Mülkiyet

Devrimsel Teknolojiler – Robotik, Yenilik ve Fikri Mülkiyet

 

Özet

“Robotik teknoloji ve yapay zekânın gittikçe artan karmaşıklığı, önemli büyüme beklentilerini ve günlük hayatın mevcut ekonomik ve sosyal yönlerini değiştirme potansiyeline sahip devrimsel yenilikler yaratıyor. Az sayıda çalışma, robotik yeniliğin gelişimini analiz ediyor. Bu çalışma, robotikteki yeniliğin nasıl gerçekleştiğini, nasıl yayıldığını ve fikri mülkiyetin oynadığı rolü analiz ederek bu boşluğu kapatmaktadır. Bu çalışma, robotik grupların çoğunlukla ABD’de, Avrupa’da olduğunu, ancak giderek Kore ve Çin’in de bulunduğunu ortaya koymaktadır. Robotik yeniliğin ekosistemi, bireyler, araştırma kurumları ve firmalar da dahil olmak üzere, aktörlerin iş birliği ağı üzerinde kuruluyor. Hükümetler, özellikle finansman, askeri talep ve ulusal robot stratejileri yoluyla robotik yenilikleri desteklemede önemli bir rol oynuyor. Robotik yarışmaları ve ödülle de yenilikçiliğe önemli bir teşvik sağlıyor.

Patentler, üçüncü kişileri ayrı tutmak, özgürlükleri güvenceye almak, teknolojileri lisanslamak ve söz konusu davalardan kaçınmak için kullanılır.  En yüksek başvuru sayısına sahip ülkeler Japonya, Çin, Kore ve ABD’dir. Özellikle Çin’de, üniversitelere ait patentlerin artması da dikkat çekicidir. Otomotiv ve elektronik şirketleri hala en büyük patent sahipleridir; ancak sağlık teknolojileri ve internet gibi alanlarda yeni aktörler ortaya çıkıyor.

Sır saklama, yenilikleri sahiplenmek için sıklıkla bir araç olarak kullanılır.Telif hakkı koruması, özellikle yazılımların korunmasında ve yakın zamanda Netlist olarak adlandırılan elektronik tasarımların korunmasında oynadığı rolle ilgili olarak, robotlar için de geçerli oluyor. Son olarak, patentli girişimler, robotik gruplarda hızla gelişen, açık kaynaklı robotik platformlarla birlikte yer alıyor.”

 

Raporun tamamına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

http://www.wipo.int/edocs/pubdocs/en/wipo_pub_econstat_wp_30.pdf