Varlık Felsefesi Açısından Yapay Zeka – Ayşe Acar

Varlık Felsefesi açısından Yapay Zeka 

Türkiye’de bilim-kurgu edebiyatına “Bay Binet” romanı ile yapay zeka ve robotları kazandıran, değerli yazar Ayşe Acar ile yaptığımız röportajda, yapay zekanın varlık felsefesi açısından özne mi yoksa nesne mi olduğunu, oluşabilecek toplumsal tepkileri ve bu teknolojinin inançlarımıza etkisini konuştuk.

Keyifli okumalar…

 

Çetin: Robotları üretiyor olmamızın şu an en temel sebebi insan gücü ile yapılacak bir işi daha kısa sürede ve daha az hata ile yapıyor olmaları. Peki bu robotlara neden insan görünümü vermek istiyoruz? 

Acar: İktisat açısından böyle diyebiliriz. Bakıldığında zeka insanlık tarihinde hep evrilerek yol almıştır.  Hegel buna akıl da diyor ve insan aklının ilerleme tarihinin insanlığın kendi tarihi olduğundan bahsediyor. Kara sabandan sanayi devrimine kadar, her dönemki öğeler insanların total  aklının  dışarıdaki görünümüdür. Şimdi de robotlar ve yapay zeka insan aklının dışarıdaki görünümünü oluşturuyor. İnsan kendi aklını görmek istiyor, bu tutku gibi bir şey. Bu durum öncelikle ekonomiye  ve politiğe yarıyor. Ama bir taraftan insan kendini, kendi sınırlarını görmek istiyor. İnsan birgün kendini karşısına koyana  kadar rahat etmeyecek. Bir şeyi bilincinize konu edebilmek için onu bilmeniz gerekir.  İnsan kendini bilmek için, kendisini karşısına koymak zorunda, buna ihtiyacı var. İnsan hayaline bir şeyi konu ediyorsa o birgün gerçek olur.

Çetin: Yapay zekalı bir robot sizce birgün bilinç sahibi olabilir mi? 

Acar: Nesne bilinci var zaten. İnsan için konuşursak, düşüncemize konu ettiğimiz her şey nesnedir. Görüntüleri, sesleri düşüncemize konu ediyoruz, işte bu nesne bilincidir. Yapay  zekalı  robotların  da  nesne bilinci var. Ancak kendini biliyor mu işte sorun burada. Mesela Sophia ile ilgili bir  videoda  yaratıcısı Sophia’yı yeniliyor. Uyandırıldığında Sophia, ben seni bir yerden hatırlıyorum diyor, yaratıcısı evet tanıyor olabilirsin ben seni yaratanlardan biriyim diyor, Sophia peki ben bunu nerden biliyorum diyor, çünkü bir miktar geçmişe dair veri bıraktık diyor yaratıcısı, devamında Sophia’nın sorusu çok ilginçti “Peki ben aynı Sophia mıyım?” bu müthiş bir soru. Beni biraz korkutan bir soru hatta. Robotların benlik bilinci olduğunu şu an söyleyemeyiz belki, ancak nesne bilinci var. Tabii kendini bilen insan sayısı ne kadar bunu da düşünmek lazım. İnsanlar arasında kaç kişi ben aynı kişi miyim diye soruyor ki?  

Çetin: Toplumsal değerleri bir robota nasıl öğretebiliriz? Çünkü bunlar çok çeşitli, doğunun toplumsal algısı ile batınınki bile çok farklı olabiliyor. 

Acar: Değer kavramı kültürden kültüre değişir. Bu çok aşılamayacak bir şey değil. Mesela Japonya kendi robotunu, yazılımını kendi kültür değerleri üzerinden yapıyor. Sizin o konuda ne kadar yetkin olduğunuza bağlı. Bu kültürlerin tanışmasına da katkı sağlayabilir. Şu an küreselleşme ve yerelleşme bakımından bir devinim içindeyiz zaten. Salt küreselleşme dünyanın büyük bir köye dönüşmesine neden olur.  Tabii iyi tarafları da var, ben Oxford’taki bir makaleye erişebilmeliyim, küreselleşme bu özgürlükleri de bana sağlıyor. Ama ben aynı zamanda yerelliğimi de korumayı arzu ediyorum. İkisi birlikte olmalı küreselleşme ve yerelleşme. 

Çetin: Kitabınız Bay Binet’te bazı kesimler robotlar ve yapay zeka ile yaşamak istemiyordu. Peki sizce bu teknoloji ne gibi toplumsal tepkiler doğuracak? 

Acar: Bu çok derin bir konu. Aslında şu an korkmuyoruz, çünkü bu teknolojiyi elektrik süpürgesinin biraz gelişmişi gibi düşünüyoruz, kaygı duymuyoruz. Dünya şu an ontolojik bakımından bir kaygı duymuyor. Çünkü bunlar insanların yarattığı şeyler diyoruz. Belli bir aşamadan sonra ontolojik sıkıntı başlayacak. Karşımızda bayâ bayâ  bize benzeyen, işin içine hukuk da girerse hak ve özgürlükler konusunda eşitlenebileceğimiz bir varlık karşımıza çıktığında biz kendimizi değersiz hissedebiliriz. Çünkü tarih boyunca biz Tanrının yeryüzündeki halifesiyiz dedik, biz onun yansımasıyız dedik. Ancak varlık olarak robotları ve yapay zekayı kabul ettiğimizde geniş kitlelerde  anksiyete  başlıyor.  Varlık  korkusu, özelliğini yitirmekten kaynaklı bir korku. Bu durum belli bir kesimi dine daha çok iter, çünkü başka nerede özellik bulacak? Senin karşında senden çok daha başarılı, belki de daha çok değer üreten, zarafet ve sanat üreten bir yapay zeka topluluğuyla karşılaştığında, insanın kendini değersiz hissedeceği aşama gelebilir. Şu an varlık sorunu henüz olmadığı için bu ayrışma yok. Ben kimim sorusunu sorduğumuzda bu ayrışma başlayacak. Yapay zekaya insan diyebilir miyiz? sorusu için çok erken olsa da bununla karşılaştığımızda ayrışma başlayacak.  

Bunun yanında insan zekasında evrim devam ediyor. Üretilen ürünlerden bunu anlıyoruz. Bu yüzden bu evrime bir müdahale de olabilir. Daha zeki bir varlık karşısında eşitlenebilmemiz için her halde insan beyninin de bilgisayara bağlanması gerekir ki Elon Musk’ın böyle bir projesi var.  

Bunların devamında, her nesnenin bir zekası olduğunda ise şeffaflaşma başlayacak. İstihbarat teşkilatlarına bile gerek kalmayabilir. En önemlisi de yalan söylemeyeceğiz. Öyle ki eskiden yalan söyleniyormuş denildiğinde çok ilkel karşılanacak. Çünkü yalana ihtiyaç kalmayacak her şey şeffaflaşacak. Uzaktan bakınca bu çok kurgusal geliyor. Ancak insan kendini medeniyetin merkezine koyar, zanneder ki 2017 yılı medeniyetin zirvesi, 2017 yılından geçmişi ve geleceği yorumlar. Ama bunu milattan önce de yapıyorlardı.  

Çetin:  Sizce Türk toplumu ne gibi tepkiler verir? 

Acar: Biz henüz durumun farkında değiliz. Elektrik süpürgesinin gelişmişi sanıyoruz, korkmuyoruz. Ben heyecanlanan kesimdenim, bir an önce olsun istiyorum, distopik bakmıyorum. Türk toplumu şu an ciddiye almıyor, geldiğimiz aşamanın farkında değil, ontolojik bir kaygı duymuyor. Ben kitapta birinci bölgede herkesin eşit yurttaş olduğunu kabul ettim. Robot veya insan ayrımı yapmak çok ilkel bulunuyor. İnsanlar benim bunu hayal ettiğimi düşünüyor. Hayır, bu böyle olacak, çok belli böyle olacağı.  Örneğin, yapay rahim yapıldı, bu durum hamileliği, evlilik kurumunu etkileyebilir. İnsanlar yine aile kurup yaşamak istiyorsa devam etsin, ancak belli bir grup bunu yaşamak istiyorsa da özgür bırakmalıyız. Buna kutsiyet atfedip herkesten bu şekilde yaşamasını beklememek gerekir. 

Özelikle simülasyonun gelişmesi bizim için daha büyük bir sorulama oluşturacak. Biz bu gerçekliği yarattıysak biri de bizi neden yaratmış olmasın, neden bir simülasyonda yaşıyor olmayalım soruları artacak. Aslında dini metinler de bunu söylüyor. Hz. Muhammet insanlar uykudadır öldükleri zaman uyanırlar diyor. İşte bu bir simülasyondur aslında. Mesele üstün bir medeniyet mi bizi simüle etti yoksa biz mi kendimizi simüle ettik? Ben ikincisi olduğunu düşünüyorum.  Teorik olarak mümkün,  Oxford’tan  Nick Bostrom bunu söylüyor. Elon Musk da yaşamın simülasyon olmama ihtimali %1 diyor. 

Çetin: Soruyu bu kez tersten soralım, robotlar bizim hakkımızda ne düşünür? 

Acar: Cevabı ben de çok merak ediyorum. Benim romanda Tati var, ikinci bölgedeki az gelişmiş robotlardan. Ben Tati’ye gelecek kitapta bunu yaptıracağım. İnsanlarla ilgili neler düşündüğünü anlatacak. Bizi muhtemelen egosantrik bulacaklar. Çünkü kendimizi muhteşem ve Tanrısal görüyoruz. Diyecekler ki evet sen beni yarattın ama seni de annen baban yarattı. İnsanlara bu durumu  çok abartıyorsun diyebilirler. 

Çetin: Yapay Zekanın inancı olabilir mi? 

Acar: Olur. İnanç çok geliş bir kavram. Kurumsallaşmış bir dinden bahsetmiyoruz. Eğer bilime inanıyorsanız o da bir inanç biçimidir. Ateizm de bir inanç biçimidir. Bu yüzden yapay zekanın da inancı mutlaka olacaktır. Din sahibi olur mu? Eğer duygu simülasyonu olursa bu mümkün olabilir. Ama bu dinde insanı tanrı edinmez tabi ki. Öyle bir saçmalık yapmaz.  

Çetin: Bizim inançlarımız bu teknolojiden nasıl etkilenir? 

Acar:  Bir grup ciddi şekilde radikalleşir, kaygı artacağı için insanların Tanrı’ya sığınma ihtiyacı da artacaktır. Bir grup ise insanı Tanrı gibi konumlandırabilir bunu başardığı için. Bir grup da ben onlardan çok umutluyum, din felsefesi olarak insan nedir, Tanrı var mıdır sorunu adam akıllı sorar, bu konularla hesaplaşır. Ben çok umutluyum. Geniş kitleler açısından bu değişim ilk defa gerçekleşecek. 

 

Degerli Ayşe Acar‘a saygı ve sevgilerle…


Alıntı için :

Selin Cetin
"Varlık Felsefesi Açısından Yapay Zeka – Ayşe Acar"
Hukuk & Robotik, Cuma Aralık 8th, 2017
https://robotic.legal/varlik-felsefesi-acidan-yapay-zeka-ayse-acar/- 24/06/2021

 

2012 yılında Japonca eğitimim sonrasında hukuk fakültesine başladı. Jürging-Örkün-Putzar Rechtsanwalte (Almanya), Güler Hukuk Bürosu ve Ünsal & Gündüz Attorneys at Law' da staj yaptı. Japon dili sertifikası aldı. Ayrıca arabuluculuk- tahkim ve ceza hukuku gibi alanlarda sertifika programlarına katıldı.Bunların akabinde Bilişim ve Teknoloji Hukuku alanında yüksek lisans yapmaya başladı. Köksal & Partners hukuk bürosunda avukat olarak çalışmakta. Büyük bir merakla, robotlar, yapay zeka ve onların hukuksal durumları ve problemler ile ilgili çalışmalar yürütmekte. She studied law following herJapanese education on 2012. She fulfilled her internships in Jurging-Orkun-Putzar Rechtsanwalte(Germany), Guler Law Office and Unsal&Gunduz Attorney at Law . Also she has certificate of Japanese language and she has mediation and arbitration certificates and criminal law certificates from law workshops. Afterwards, she started the master program on information and technology law, at Istanbul Bilgi University. She works as a lawyer at Koksal & Partners law office. Her goal and ambition is the working in the field of Robotics, AI and their legal statutes and problems and exploring the relevant necessities where no women has ever gone before... Yazarın diğer yazıları için ayrıca bakınız: For further works of the author: https://bilgi.academia.edu/Selin%C3%87etin https://siberbulten.com/author/selin-cetin/

Bir cevap yazın

*